Gülbağ'ın son yerlileri: Afrikalılar

Gülbağ'ın son yerlileri: Afrikalılar
Gülbağ'ın son yerlileri: Afrikalılar

FOTOĞRAFLAR: Çağrı Kılıçcı

Kuaförleri, internet kafeleri ve hatta filmlerdeki gibi ilahi söyleyip dans ettikleri kiliseleriyle Afrikalılar artık Gülbağ'ın yerlileri. Türklerle bir arada yaşıyor, İngilizce konuşuyor, envaiçeşit işte çalışıyorlar. Tempo dergisi, aynı şehirde, sıfır diyalogla yaşayıp gittiğimiz siyahların mini Afrika'sına karıştı.
Haber: YASEMİN ÖZTEMUR / Arşivi
BURAK TATARİ / Arşivi

Gülbağ’da küçücük, gürültülü bir internet kafe. İçerisi bilgisayara gömülmüş, telefon görüşmeleri yapan Afrikalılarla dolu. Adım attığımız anda, hepsinin gözü üzerimize dönüyor. Sesler, kahkahalar kesiliyor. Kendimizi tanıtıp, “Gazeteciyiz” diyoruz. Merak yerini huzursuzluğa bırakıyor. Bazıları konuşmak istemediğini söyleyip bizi başından savıyor hemen. Ama bazılarının bizi dinleyecek sabrı var. “Türkler bizden uzak durur. Siz neden bizimle ilgileniyorsunuz ki?” diye soruyor biri. Anlattıkça yumuşuyorlar. Gülbağ’ın Afrikalıları'nın dünyasına böylece adım atıyoruz.
Gülbağ, kentin en canlı merkezlerinden Mecidiyeköy'ün çok yakınında, esnaf ve üniversite öğrencilerinin ağırlıkta olduğu bir semt. Kocaman kulaklıkları, düşük bel pantolonları ve kasketleriyle siyahlar da artık bu semtin yerlisi gibiler. Dar ve yokuşlu sokaklarda adım başı bir Afrikalıyla karşılaşıyoruz. 

ÇOĞU NİJERYALI
Son yıllarda İstanbul ’da sayıları gözle görülür derecede artan siyahlar, özellikle Nijerya, Somali, Sudan gibi Afrika ülkelerinden gelip, Tarlabaşı, Fatih, Beyoğlu ve Gülbağ bölgelerine yerleşiyor. İstanbul’daki Afrikalıların sayısı ve milletleri konusunda kesin bir veriye ulaşmak neredeyse imkânsız, çünkü bir kısmı kaçak yollarla Türkiye ’ye geliyor. Gülbağ’da konuştuğumuz Afrikalılar, semtte yaşayan siyahların yarısından çoğunun Nijeryalı olduğunu söylüyor. “Neden Türkiye’desiniz?” sorusunun ise, birden fazla yanıtı var.

Hemen hepsi ülkelerini siyasal ve ekonomik problemler yüzünden terk etmek zorunda kalmış. Bazıları İstanbul’u bir süre çalışıp para biriktirdikten sonra Kuzey Amerika ve Avrupa’ya gidebilecekleri bir geçiş kapısı olarak görüyor. Bazıları kendi ülkeleriyle Türkiye arasında bavul ticareti yapıyor. Kimileri fabrikada çalışıyor. Biraz daha şanslı olanlar ise, İstanbul’a yerleşip dükkânlarını açıyor.

SANDIĞINIZ GİBİ HEPİMİZ UYUŞTURUCU SATICISI DEĞİLİZ!
Söz ettiğimiz internet kafenin sahibi 34 yaşındaki Nijeryalı Mercy Gabriel onlardan biri. İşyerinin duvarına asılı ruhsatı gururla gösterip, “Burada iş kurabilmek için, memleketinden parayla gelmiş olman gerek” diyor. Sanılanın aksine, İstanbul’da yaşayan Afrikalıların hepsi vasıfsız değil. Aralarında lise ve üniversite mezunları, hatta mühendisler var. Anadilleri olduğu için burada en çok İngilizce öğretmenliği yapıyorlar. 28 yaşındaki Nijeryalı Emmanuel Chidozie onlardan biri. “Gülbağ’da kendimi evimde gibi hissediyorum. Burada mutluyum ve başka yere gitmek istemiyorum” diyor. Bir başka Nijeryalı, 30 yaşındaki Pastor Favour Light  ise, İstanbul’daki Afrikalılara kalacak yer ve iş bulma konularında danışmanlık yapıyor.
Ama bir de aylarca iş aramasına rağmen meteliksiz kalanlar var. Aynı zamanda papaz olan Favour Light’ın anlattığına göre, Afrikalılar uyuşturucu satıcılığına bu noktada başlıyor. “Bu yüzden hapse girenler var. Ama çok az Afrikalı bu işi yapıyor” diyerek, buruk bir gülümsemeyle ekliyor: “Sandığınız gibi uyuşturucu satıcısı değiliz hepimiz.”

DURDUK YERE YUMRUKLANDIM
Konuştuğumuz hemen her Afrikalı arkadaş canlısı insanlar ama onlar çevrelerindeki Türkler için aynısını söyleyemiyor. Eskiye kıyasla azalsa da, ırkçı söylemler, hakaretler ve sebepsiz saldırılarla karşılaştıklarını söylüyorlar. Gülbağ’da peruk vb. malzemeler satan bir dükkânda çalışan ‘saç tasarımcısı’ 31 yaşındaki Osas, sokakta hareketlerine çok dikkat ettiğini söylüyor. “Niçin?” deyince, “Yolda yürürken durduk yere yumruklandım da ondan” diyor. Afrikalılar “Zenci” diye çağrılmaktan da rahatsız; bunu ‘gücendirici’ buluyorlar. “Neden kendinizi savunmuyorsunuz?” sorumuza aldığımız bir cevap net: “Burası benim ülkem değil ve bu ülkenin dilini bilmiyorum. Kendimi savunma hakkım yok.”
Türkiye’deki Afrikalılar için belki de en önemli problem dil. Birkaç kelime haricinde pek azı Türkçe biliyor ve Türklerle beden dili haricinde sadece İngilizce iletişim kurabiliyorlar. Aynı mahalleyi paylaştıkları kimi Türkler de bundan rahatsız. 2000’den bu yana Mecidiyeköy’de şarküteri işleten bir esnafa, “Afrikalılarla diyaloğunuz nasıl?” diye soruyoruz; ismini vermek istemiyor ama söze “Bunlar Mecidiyeköy’ü istila etti. Rahatsızız” diye sert giriyor. “Kültürel olarak hiçbir ortak noktamız yok. Zaten Türkçe de konuşmuyorlar” diyor. Ancak bire bir ilişkilerinde hiçbir Afrikalıyla problem yaşamadığını ekliyor.

TÜRKLER NEDENSE PARAMIZI VERMİYOR
Gülbağ'ın Afrikalıları, gündelik hayatta karşılaştıkları kimi ayrımcı tavırların haricinde emeklerinin karşılığını alamamaktan şikâyetçi. Siyahların uzun saatler boyunca çalıştırıldığını ama bazen para verilmediğini anlatıyorlar. Daha önce elektrik işinde çalışmış 30 yaşındaki Nijeryalı Chinagorom  “Nedenini bilmiyorum ama Türkler paramızı vermiyor. İş verseler bile paramızı almak sıkıntı” diyor. Ülkesine dönmeyi planlıyor. 42 yaşındaki Kamerunlu Christine’nin anlattıkları daha beter: “Çalıştığım fabrikada ücretimi ödemiyorlardı. Hatta paramı alabilmek için cinsel ilişki teklifinde bulunuyorlardı. Her gün ağlıyordum.”  İstanbul’da kaçak olarak yaşayan bazı siyah kadınların seks işçisi olarak çalıştığı da biliniyor. Cinsel hastalıkları soruyoruz. Konuştuğumuz kimi kadınlar, bu hastalıkları Türk erkeklerinden aldıklarını söylüyor.

PAZARLARI KİLİSEDE BULUŞUYORLAR
Gülbağ'da Afrikalılar, ‘Müslüman-Hıristiyan’ demeden bir arada yaşıyor ama çoğu Hıristiyan. Azınlık psikolojisi nedeniyle dayanışma çok yüksek. Pazar günleri ibadetlerini yerine getirmek üzere en güzel kıyafetlerini giyip Gülbağ ve çevresindeki kiliselere ayine gidiyorlar. Bu ayinler bize, hep karamsar mevzuları konuştuğumuz insanların aslında ne kadar eğlenceli olduklarını gösteriyor. Filmlerdeki gibi, gospel (ilahi) söyleyip dans ederek ibadet ediyorlar.

Bu buluşmalar, Afrikalılar arasındaki bağı canlı ve güçlü tutuyor. Kilise aynı zamanda hemşeri derneği görevi görüyor. İstanbul’a yeni gelenler ev arkadaşlarını kilise aracılığıyla buluyor. Afrikalıların bir başka sorunu da kiralar… Bir ‘siyah’ kuaföründe çalışan 28 yaşındaki Kenyalı Maya Bela, üç arkadaşıyla kaldığı eve 1.200 TL kira ödüyor. Ancak Türk kapı komşularının aynı tipte daireye 700 TL kira vermesini çifte standart olarak değerlendiriyor. Maya’nın Türk kadın patronuyla ilişkisi iyi. “O bizi anlıyor. Çünkü eşi Afrikalı” diyor. Afrikalı-Türk evliliklerine seyrek de olsa rastlanıyor. 12 yıl önce bir Türk’le evlenen Nijeryalı Jackson Kazım (41), “Aşk varsa kültürel farklar önemsiz” diyor. Ama eşinin ebeveynleri onu bir türlü kabul etmemiş.

EN BÜYÜK EĞLENCE AVM GEZMEK
Konuştuğumuz Gülbağlı Afrikalıların büyük kısmının, dışarı çıkıp eğlenmek için maddi imkânları yeterli değil. En büyük eğlenceleri, yakınlardaki Cevahir gibi AVM’lere gitmek. Taksim’de dolaşmayı da seviyorlar. Ama hemen hiçbiri İstanbulluların gittiği barlara gitmiyor. Bazıları boş zamanlarında Afrikalıların oluşturduğu takımlarda futbol oynuyor. Eli biraz daha rahat olanlar, Afrika restoranları ve barlarında takılıyor.
Gülbağ’ın Afrikalılarının hayat savaşı zor. İş bulmakla bitmiyor mücadeleleri; işverenden emeklerinin karşılığını alabilmek de, önyargıları görmezden gelebilmek de, hakaretleri kulak ardı edebilmek de ayrı bir dert. İstanbul’un Harlem’i hep övündüğümüz misafirperverliğimizi, hoşgörümüzü sanki sınıyor.