Güldüren öğretmen

"Ben gülünce, karşımdaki de ister istemez gülüyor. Çok günümdeysem zaten duramıyorum.
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

İSTANBUL - "Ben gülünce, karşımdaki de ister istemez gülüyor. Çok günümdeysem zaten duramıyorum. Derslerim bu şekilde geçiyor. Öğrencilerim de bu durumdan çok memnun. İlişkimiz, öğrenci-öğretmen ilişkisinden çok, ağabey-kardeş ilişkisi gibi. Hatta bazen dalgınlıkla derste de ağızlarından 'İbrahim ağabey' diye çıktığı oluyor. Ama tabii sonra hemen 'Pardon hocam' diye düzeltiyorlar. Bense hoca desinler istemiyorum.
Derse girdikten sonra herkes o unvanı taşır. Oysa hissetmediğiniz sürece kimseye 'ağabey' demezsiniz.": Sıcak bir gülümseme, kanlı canlı bir kahkaha, can sıkıntısı, memnuniyetsizlik, amaçsızlık karışımı bir duyguyla suratı asılanların 'mod'unu değiştirmeye yeter. TV'de yarısı kah kah kih kih kahkahalardan ibaret şarkısı 'Hah Ha' ile boy gösteren İbrahim Dülger, bunun kanıtı. Dülger, 1987'den beri müzikle uğraşıyor. Gülerek Nirvana'ya ulaşıyor. Herkese de aynısını tavsiye ediyor.
İlk göz ağrısı tiyatro. 1981-1982 yılları arasında İzmir Devlet Tiyatrosu'nda dersler almış.Hayatını tiyatrodan kazanmayı aklına koymuş, ancak annesi ve babası oğullarının övünecekleri bir meslek sahibi olmasını istemiş.
Babası gelene gidene 'Düğününüz falan olursa bize haber verin, hani oğlumuz şaklaban oldu da' demeye başlayınca Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'ne kaydolmuş. Bir sene sonra Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazanıp 1987'de mezun olmuş. Şimdi aynı fakültede öğretim üyesi. Bir taraftan da 'Kahkaha' adlı kasediyle Türkiye'yi gülmeye çağırıyor.
Kahkahanız ile bir imaj çizdiniz. Bu fikir nereden ortaya çıktı?
Neşelibiriyim. Kahkaham hiç eksik olmaz. Bu şar- kının orijinali Kazak.
Orada da nakarat kahkaha. Çalışırken espri olsun diye o kahkahayı attım. Sonra da o öyle kaldı.
Kazak mısınız?
Hayır değilim. Tabii ailede çekik gözlü yaşlılar var ama ne olduklarını onlar da bilmiyor. Ben Uşaklıyım. 1983 yılından beri de orada yaşamıyorum, ama bütün ailem Uşak'ta.
Hep çok gülüyor musunuz?
Hem de nasıl. İnsanın bazen içi içine sığmaz. Bu bana çok sık oluyor.
Hiç somurtmaz mısınız peki?
Tabii ki her normal insan gibi benim de üzüldüğüm, ağladığım, kırıldığım, sinirlendiğim, belki de bağırıp çağırıp kendimi kaybettiğim günler oluyor.
Peki her sinirli anınızın ardından bir kahkaha patlatıveriyor musunuz?
Bardak dolmuşsa çok çabuk sinirlenirim. Ancak beni tanıyanlar da bilirler ki sinirim çabucak geçer. Sabun köpüğü gibidir.
Güldürmeden geçmez!
Somurtan insanlar sizi etkiler mi?
Etkiliyor ancak somurtan bir insanı birkaç kelimeyle ya da hareketle güldürebilmek de bana büyük zevk veriyor. Etrafımdaki insanların suratlarını asık gördüğümde onlara takılırım, ne yapıp eder onları güldürür giderim. Ama bu, kaza ya da cenazede gülüyorum anlamına gelmiyor.
Anneniz ve babanız da sizin gibi çok güleç mi?
Hiçdeğiller. Babam çok serttir. Annem kendi halinde bir Anadolu kadını. Ağabeyim, ona soru sorulmadığı takdirde 2.5 saat oturur, konuşmaz. Ablam da sakindir. Adı İbrahim olan bir dedem varmış. Çok neşeliymiş. Ben ona çekmişim.
Kasediniz ne tarzda?
Orta Asya müziği hâkim. Uygur, Kırım, Kazak halk ezgileri var. Dilim bayağı dönüyor, onlar gibi söyleyebiliyorum ancak bu kasette şiveyi minimuma indirdim.
Öğrencinin İbrahim ağabeyi
"Ben gülünce, karşımdaki de ister istemez gülüyor. Çok günümdeysem zaten duramıyorum. Derslerim bu şekilde geçiyor. Öğrencilerim de bu durumdan çok memnun. İlişkimiz, öğrenci-öğretmen ilişkisinden çok, ağabey-kardeş ilişkisi gibi. Hatta bazen dalgınlıkla derste de ağızlarından 'İbrahim ağabey' diye çıktığı oluyor. Ama tabii sonra hemen 'Pardon hocam' diye düzeltiyorlar. Bense hoca desinler istemiyorum.
Derse girdikten sonra herkes o unvanı taşır. Oysa hissetmediğiniz sürece kimseye 'ağabey' demezsiniz."