Gülüyorum gülünecek halime...

Kötü çizilmiş bir karikatürün içindeyim sanki... Bezgin ve bîtap yatmaktayım günlerdir.
Haber: IŞIK MENDERES / Arşivi

Kötü çizilmiş bir karikatürün içindeyim sanki... Bezgin ve bîtap yatmaktayım günlerdir. Acımasız bir hoyratlıkla beni yatağa döşeğe mıhlayan paçavra hastalığı (yani grip), kızamık karantinasında geçirdiğim tutsaklık günlerini bıkkınlık nidalarıyla anımsatıyor.
Az önce, "Bu hafta ne yazacağım" gailesiyle tam kendime gelmeye çalışıyordum ki, yedi şiddetindeki bir aksırık, dokuz şiddetindeki bir öksürükle salise farkıyla senkronize olunca, ruhum burnumda tıpa vazifesi gören klinekslerle birlikte karşımdaki duvara yapışıverdi...Öbür tarafa intikal etme vakti gelmiş miydi, acaba?
Ruhum hayretle vücudumu seyrederken, beynimdeki son nöron, son bir gayretle ivedi bir mesaj yetiştirdi konuşma merkezime.
"I am coming darling," diyebildim Tanrı'ya hitaben. "Sorry bebek," dedi ince, muzip sesiyle Tanrı,"Henüz zamanı değil."
Ve katıla katıla güldük ikimiz de bir an. Aklımın yerinde yeller estiğinden, bütünleşebilmiştik işte yeniden. Sonra gıdıkladı tekrar uğuldayan kulaklarımı: "Toparla artık kendini, git bitir yarınki yazını."
"Deadline" korkusundan mı, yoksa "aşk"ımın hızır gibi yetişen sun'î teneffüsünün etkisinden mi bilemeyeceğim ama; toprağa bakan gözlerim eski parlaklığına kavuşur gibi oldu birden. İlham bulmak için kütüphaneme vasıl olduğumda,"Can havliyle" deyiminin ne manaya geldiğini sonunda kavradığımı şaşkınlıkla farkettim...
El yordamıyla bulabildiğim en ince ve en küçük kitabı çekip aldım raftan. Bir gözüm diğerini süzdüğünden zor oldu okumam tabii. Malûm konumuza pek uygun, yalın güzelliğiyle (keşke bunu ben yazabilseydim diye) adamı çileden çıkartan, When God Winks (Tanrı Gözünü Kırptığı Zaman) başlığını koyduğu kitap da, Squire Rushnell tesadüfleri, yani eşzamanlılık yasasını anlatıyor. İşten aşka tesadüfler birbirinden hoş hikayelerle işliyor. Her raslantının Tanrı tarafından bize yolumuzu kaybetmediğimizi gösteren birer işaret tabelası olduğunu hatırlatıyor.
Makber "mood"unda olduğumdan; 91. sayfadaki, "Hayat kurtaran tesadüfler" bölümünü açıyorum sizlerle paylaşmak için. Ahh...Eyvah. Nafile. Anlatamayacağım. Affınıza sığınarak at, pardon fikir değiştiriyorum. Keza... Yazarınız aklî dengesini kaybetmiştir.
Hummalı deliliğimin akışına teslim ediyorum kendimi. Yazmak istemiyorum efendim, ciddî ciddî. Bugün gülmeyi, GÜLMENİZİ istiyorum. Hayal etmek istiyorum yüzlerinizde giderek büyüyen gülücüklerinizi. Destur almadan bırakıverin kendinizi, salıverin hislerinizin dizginlerini. Almayın
ne hayatı, ne de şahsınızı öylesine ciddiye. Kopartın kahkahayı karnınızın derinliklerinden. Bedenin ağırlığını hafifleten, sol beynin basıncını azaltan, zorlukları uzaklaştıran, kaygıları yatıştıran o eşsiz sihir seline yakalanın fazla düşünmeden.
Dertler nasılsa yarın da var olacaklar. Ama bugünü önlenemez bir neşenin tılsımıyla yaşayın... Bulun gülecek birşeyler. Kaçmayın biraz saçmalamaktan, serbest olmaktan. Vaz geçin bir günlüğüne örf, adet ve tabulardan. Korkmayın yargılanmaktan. Unutmayın ki sizi ayıplayanlar; aslında kendilerini, sevgisizliklerini eleştirmektedirler. Kusmaktadırlar sadece tahammül edemedikleri acılarını. Umursamayın onları sakın. Lâkin büyümekteler onlar da; hergün hepimiz gibi.
Haydi atın artık şu gazeteyi elinizden. Geç kalmadan eğlendirin gönlünüzü. Bol bol. Coşkuyla.Ve hiç çekinmeden...