'Günahkâr' rahibeler özür bekliyor

'Günahkâr' rahibeler özür bekliyor
'Günahkâr' rahibeler özür bekliyor
İrlanda, manastıra kapatılan kadınlar için üzgün olduğunu söyledi, mağdurlar ise özür istedi...
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

1960’larda İrlandalı üç genç kadın , işlediği ‘suçlardan’ ötürü aileleri tarafından bir manastıra gönderilir. Günahlarının bedeli olarak insanlıkdışı koşullarda karın tokluğuna çalıştırılan kadınlar, cehennem dedikleri bu yerden kurtulmak için kaçmaya karar verir.
Venedik Film Festivali’nde ödül aldıktan sonra Vatikan’ın şimşeklerini üzerine çeken 2002 yapımı ‘The Magdelene Sisters’ (Günahkâr Rahibeler) isimli filmin konusu kısaca böyle. Ne var ki gerçek hikâye, anlatılandan daha fazlasını barındırıyor.
1922’den itibaren 15 bine yakın kadının kaldığı Magdelene Manastırı, yoğun eleştiriler sonucu 1996’da kapanmıştı. Uzun yıllar boyunca manastırın kurumlarında çalıştırılan, kendi tabirleriyle hayatları çalınan mağdur kadınlar ise birkaç yıl önce bir araya gelmiş, devletin ve kilisenin özür dilemesini talep etmişti.
Devlet nezdinde ilk adım ise önceki gün atıldı. Ancak İrlanda Başbakanı Enda Kenny, hayatta kalanların acılarını paylaştığını söylemekle yetindi. Tabii mağdurlar bu beyanatı özür olarak kabul etmiyor. Zira kadınlar deyim yerindeyse köle gibi çalıştırılmıştı. Bu kurumlar ise ücret karşılığında ordunun, Guinness fabrikasının ve otellerin çamaşırlarını yıkamıştı...
60’lı yılların en muazzam seslerinden Joni Mitchell’ın yorumladığı ‘The Magdalene Laundries’ parçası ise manastırın kapılarını kimlere açtığını melankoliyle özetler: “Buraya gelen kızların çoğu hamiledir, bazıları kendi babalarından. Bridget da hamileydi, mahallesindeki papazından…”
Dedikleri gibi buraya kapatılanların birçoğu tecavüz kurbanıydı. Bazıları en yakın gördükleri isimlerin cinsel saldırısına uğramıştı. Bazıları ise kiliselerin öğretileri yerine kendi arzularının peşinden koşmuştu. Ancak bunun da bedeli hayli ağırdı.
Dışlanan kadınlar, ‘töre’ gereğince aileden uzaklaştırılırdı. Gönderildikleri yerlerde ise onları cehennem hayatı bekliyordu. 2011’de IrishMail gazetesine konuşan mağdurlardan Sarah Williams’a göre kadınlar sabahın kör karanlığında uyandırılır, ayine götürülürdü. Kahvaltıda yulaf lapası verilir, sonrasında da gün boyu ağır işlerde çalıştırılırdı. Kurallara uymamanın cezası dayak veya hücreye kapatılmaktan geçerdi. Williams’ın anlattığına göre yılın 364 günü aralıksız çalıştırılan kadınlar, geceleri gözyaşlarıyla uykuya dalardı.
17 yıl öncesine kadar devam eden bu modern çağ karanlığı, şimdilerde aydınlanıyor. En son 2011’de BM İşkenceyle Mücadele Komitesi bu yerlerin soruşturulmasını istemişti. Yapılan soruşturma sonucunda kadınların yüzde 15’inin bu evlerde beş seneyi aşkın süre geçirdiği belirtildi.
Mağdurlar ise talebinde ısrarlı: Devlet ‘gerçek’ bir özür dileyecek ve çalınan emeklerin karşılığını verecek.