Güneş ve Ay

Geçen hafta sessiz sedasız gösterime giren Lucia y el Sexo / Lucia'yla birlikte yazlık soft porno sezonu açıldı sananlar yanılıyor.

Geçen hafta sessiz sedasız gösterime giren Lucia y el Sexo / Lucia'yla birlikte yazlık soft porno sezonu açıldı sananlar yanılıyor.
'Hayatta gitmem'ciler bir yana, İstiklal Caddesi'nde gezerken filmin afişine vurulup kulvarını yanlış anlayan arkadaşlar, isabetli
bir kararla ikinci yarıda filmi terk ediyor. Pornografik Bir İlişki ya da Pornografi için sıkça söylendiği gibi, yine 'aslında göründüğünün tam tersi' demeye getirmiyorum. Bask sinemacı Julio Medem'in (Lovers of the Arctic Circle) yazıp yönettiği film, aynen göründüğü gibi; seks etrafında dönüyor. Her biri seksle bağlantılı dramatik öykülerin kesişmesinden oluşuyor. Ama Lucia ve Seks'in,
film için doğru ad seçimi olup olmadığı tartışılır. Bu ad, sanki Lucia diye bir kadının fanteziden fanteziye koşup durmasını izleyecekmişiz izlenimi veriyor. Oysa Medem'in derdi öykü anlatmak. Filminin herkesin beğenisine hitap etmeyeceği kesin. Ancak Medem için söylenemeyecek bir şey varsa, o da sıradan bir anlatıcı olduğu. Tesadüflerden, romantik dramlardan, güneşte kavrulmuş estetik manzaralardan büyülenmiş bir halde, hem kısa kısa bir sürü öykü, hem de hepsini bağlayan karmaşık bir döngüyü anlatıyor. Cennetvari bir Akdeniz adası, Güneş ve Ay da, önemli bağlantı noktalarını oluşturuyor.
Bu kadına dikkat
Bir yerden sonra filmin kurgusu, seyirciyi, bir süreliğine parçaları sadece kendi içinde değerlendirip, bir bütüne ulaştırma kısmını askıya almak zorunda bırakıyor. Medem'in derdi de bu. İstenilen yerinden çıkıp başka bir noktasından başlanabilecek bir kurgu yaratmak. Böylece son kareyle birlikte öykü de donup kalmıyor. Medem, aradan dereden çıkarılabileceklerle ilgilendiği için, görselliği de mümkün olduğunca zengin ve çağrışımlara açık tutmaya çalışmış.
Bu yazının amacı, ülkemize özgü biçimde porno muamelesi görüp (ki olsa ne yazar?) sinema yazarları dahil pek kimsenin ilgiye değer bulmadığı Lucia'yı ilginize sunmak olduğuna göre, filmin neye benzediği konusunu
biraz daha açalım. Lucia (Paz Vega), yazar sevgilisi Lorenzo'nun (Tristan Ulloa) öldüğü haberini alınca, Lorenzo'nun tutkuyla bahsettiği adaya atıyor kendini. Adada tanıştığı iki kişide (Najwa Nimri, Daniel Freire), Lorenzo'ya dair bilmediklerinin ve onun tamamlayamadığı kitabın anahtarı var. Ancak film, geri dönüşler eşliğinde türlü Lorenzo maceralarını ortaya sererek ilerlemiyor. Gizemli bir yapıda, Lorenzo'nun yaşadıkları ve kitabı içiçe geçiyor. Hangisinin nerede başlayıp bittiğinin ise fazla bir önemi yok.
Lucia, tek başına hiç kimsenin öyküsü değil. Kayıplar, aşklar, trajediler ve bir geceliğinden uzun soluklu ilişki içinde şekillenenlere kadar seksin tamamladığı bir film. Yer yer yaşadığı ton farkıyla kimi zaman savruklaştığı söylenebilir. Ancak özgün sinema dili, barındırdığı birçok etkileyici an ve göz okşayan görüntü yönetimiyle ilgi çekici olmayı başarıyor. Lucia'yı oynayan Paz Vega'ya özellikle dikkat! Ülkesi İspanya'da yıldızını sitcom oyuncusu olarak parlatan Vega'yı, çok yakında Almodovar'ın filmi Hable Con Ella'da da izleyeceğiz. Penelope Cruz'u sollayacağına
dair görüşler ise, çoktandır dolanıyor ortada.