Güzel günlerin kadını

Mustafa Denizli'nin, hayatının en huzurlu ve mutlu günlerini geçirmiyor olmasının sebepleri tartışılır...
Haber: NUR ÇİNTAY A. / Arşivi

Mustafa Denizli'nin, hayatının en huzurlu ve mutlu günlerini geçirmiyor olmasının sebepleri tartışılır; 'Fener ideolojisi' mi, kendi kör gözüm parmağına inadı mı? İşten eve dönerken önünden geçtiğim Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nın her gün bir lokma daha ilerleyen inşaatı nedense bana, epey kaşınarak bu finali kendisinin hazırladığını düşündürüyor. Hep o son bir numara yapma inadıyla...
Tanımam etmem. Ama Mustafa Denizli'yi hep sevdim. Fatih Terim kıyaslamalarında hep içimden o kazansın istedim. Yok, öyle takıntılı bir bağlılık değil. Sadece bir sürü kadın, o hiç hazzetmediğim 'karizma' kelimesini diline dolamış ve Sylvia Plath'ın 'Her kadın bir faşiste tapar' lafını bellemiş Terim sayıklarken, Denizli bana hep daha normal, daha medeni, daha insani geldi.
Geçen seneki şampiyonluğa, biraz da onun dirilişine vesile olduğu için sevindim. Ve son hadiseyi, tam da bu yüzden gayet zamansız ve fevkalade acıklı buldum.
Akılsız bir adam değil, tecrübesiz bir adam değil. 'Mustafa Denizli şampiyon yap bizi' naraları neredeyse bizim beş durak ötedeki evden duyulacak şiddetteyken işi bu noktaya vardırmadan toparlamak da, uzaktan ahkâm kesmek kolay diyebilirsiniz ama, sanki atla deve değil.
Özel sorunlarından bahsediyorlar. Mehmet Ali Erbil ve Serdar Ortaç'ın da mustarip olduğu bir 'sorun'un varlığından haberdarız ama bunun da yeni bir yanı yok. Daha da özel, ailevi sorunları var diyorlar. Ama evdeki sevgiliyle kavga etmenin değiştirilecek oyuncuya, kurulacak oyuna etkisi ne kadardır? Hocanın profesyonel, sevgilinin de on yıllık olduğunu hesaba katarsak hele...
Kara cumartesi
Yine de özellikle o cumartesi gecesinden sonra fısıltılar ayyuka çıktı. O cumartesi, bundan tam dört hafta önceki yani, sadece Fener'in Denizli'yle ipleri kopardığının anlaşıldığı cumanın ertesi değil, aynı zamanda memleketimizi derinden sarsan ikinci 'Biri Bizi Gözetliyor'un da final gecesiydi. Şampiyon Edi'ydi. Ve BBG'nin
'VIP' partisinin konuklarından biri, daha önce kızı Lâl ile birlikte Edi'nin taksisine de binen Çiğdem Kayalı'ydı. Mustafa Denizli'nin 'hayat arkadaşı'.
Denizli ile Kayalı'nın aralarının biraz limoni olduğundan ne zamandır bahsediliyordu.
Ta eskiden Denizli'nin düşüşünü ona bağlayanlar olmuştu. Geçen sezonun sonunda ilişki yine güllük gülistanlık değilken, şampiyonluğun Denizli'ye kazandırdığı prestij yüzünden/sayesinde Kayalı'nın hemen ortaya çıktığı, 'Kimse heveslenmesin, adam sahipsiz değil' edasıyla şöyle bir boy gösterdiği konuşulmuştu.
Medya Çiğdem Kayalı'yla hep ilgiliydi ama o kendini öne çıkarmaya meraklı değildi. Peki Mustafa Denizli'nin hayatındaki kadın olmanın dışında, sahi kimdi?
İstikamet Zanzibar
Çiğdem Kayalı, Radikal okurlarının sokakta görseler şıp diye teşhis edecekleri bir sima değil; daha ziyade 'cemiyet sayfası' müdavimlerinin tanıdığı bir şahsiyet. 43 yaşında, insanı hayran bırakan bir incelikte, yaz kış bronz ve her daim şık bir... bir 'süs' diyebiliriz.
Nişantaşı sakinlerinin sıkça rastladıkları iki 'süs'ten biri de denebilir.
Memleketin geçen yıllardan hiçbir şekilde hasar görmeyen kadınlarından Şebnem Çapa'nın da kızkardeşi oluyor zira Çiğdem Kayalı.
Genetik olduğunu iddia ediyor böylesine ince ve güzel kalmalarının. Şaşırtıcı bir biçimde rejim yapmıyor, hatta lezzetli yemeğe çok düşkün. Spor da yapmıyor; sadece yazın su kayağı, kışın kar kayağı. Zayıflamakla ilgili hiçbir estetiği yok. Tek estetiği göğüslerinde. Yanlış bir hormon tedavisi yüzünden 18 yaşında bozulmuş göğüsleri. Bunu kompleks edinip yıllarca mayo bile giyememiş.
Sonra da bir göğüs estetiği geçirmiş.
Cilde dair küçük oyunlar mevcut tabii. Adını Tansu Çiller'in doktoru diye duyuran, yüze yapılan iğnelerle dirilik ihsan eden
ünlü mezoterapist Dr. Maurice Dray'in Paris'teki muayenehanesini sıkça ziyaret etmişlikleri var iki kız kardeşin.
Gece gezmeyi seviyor, bazıları gibi kendini göstermek için değil, eğlenmek için çıktığını söylüyor. Gündüz de genellikle alışveriş, çay kahve, hoşbeşle geçiyor. Zanzibar'da ya da Armani'de kahve içerken basabilirsiniz. Çalışmıyor; hayattaki en büyük kompleksinin çalışmamak olduğunu söylüyor.
Kolejli kız
Avusturya Lisesi mezunu. Alman Filolojisi'ni kazanır ama kayıt bile yaptırmaz. Çünkü Avusturya Lisesi'nin o boğucu disiplin tutkusu onu okullardan soğutmuştur. Bir ara Beyoğlu Vakko'nun Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nü yapar. En çok başarılı iş kadınlarını kıskandığını söylüyor; üniversite okumuş ve çalışmış olmayı arzu ettiğini...
Üniversiteyi de okumayan güzel bir kolejli kız ne yapar? Evet doğru cevap; evlenir. Çiğdem Kayalı da ilk evliliğini işadamı Ercan Akın ile yapar. Sinan adında bir oğlu olur. Ki şu anda 18 yaşında ve Koç Üniversitesi'nde okuyor.
Bu evlilik küçük çaplı bir skandalla son bulur. Boşanılır. Sebep, İbrahim Tatlıses'tir. İbo, o dönem sınırlarını aşma çalışmalarına başlamış, enteresan bir çeşit olarak zarif beyaz Türklerin beğenisine, daha çok da merakına hitap etmektedir. Dönemin ünlü kulübü Discorium'da tanışan Çiğdem Akın ile İbrahim Tatlıses arasında bir aşk baş göstermiştir. Sene 1989'dur.
Radikal kararlar
Bu iş uzun sürmez. Ve Çiğdem Kayalı kısa süre sonra hayatının en büyük aşkını bulur; Mustafa Denizli'yi. Denizli evlidir; İzmirli levanten bir aileden gelen Jüliet ile. Bir de kızı vardır: Selin.
Fakat bunun adı aşktır ve Çiğdem Kayalı gözünü karartmıştır.
"İkimiz de baştan çıktık. Aynı anda. Bizimki büyük aşk" diyor geçen sezon şampiyonluktan hemen sonra Ayşe Arman'a verdiği röportajda.
Ve hamiledir...
Birlikte yaşadığı adamdan çocuk yapma kararını verirken çok zorlanmadığını söylüyor Kayalı yine aynı röportajda. "Aşk çocuğudur Lâl. Kimse beni durduramadı. Herkes denedi. Ailem, dostlarım, arkadaşlarım. Ama çok istiyordum, radikal bir karardı."
"Bir kadının kolay yapabileceği bir şey değil, özellikle bu ülkede" diyor Ayşe.
"Yüzde yüz aşk mı?"
"Sebep sadece budur" diyor Kayalı.
"Hayatımın en büyük aşkıdır Mustafa."
Doğma büyüme Fenerli
Çocukluğundan beri Fenerlidir. "Mustafa Galatasaray ve Kocaeli'yi çalıştırdığında psikolojik olarak onun kazanmasını istiyordum" der bir spor sayfasında. Fenerbahçelilik ise aileden geliyordur. Baba Fenerli, anne fanatik Galatasaraylıdır. Şebnem Çapa anneci, Çiğdem Kayalı ise babacı olmuştur.
Yine de öyle hiçbir maçı kaçırmamak gibi bir derdi yoktur. Deplasmana ilk kez Fener'in geçen yılki şampiyonluk maçında çıkar. 1907 Fenerbahçeliler Derneği'nin organize ettiği uçakla Samsun'a gider.
Kızı Lâl ile sarı-lacivertli formalarla taraftara eşlik eder. "Mustafa hoca her
maçtan bir gün önce beni arardı.
Bu kez aramadı. Son anda karar verdim
ve geldim" der.
Uçakta tesadüfen yan yana düştüğü spor muhabiri Sade Kemal Yaşar sorar: Sıkıntılı günlerinde ona nasıl destek oldunuz?
"Onun önüne bizden yana hiçbir problem ve stres getirmemeye çalıştık" der Çiğdem Kayalı. Elimizden geldiği kadar rahat ettirmeye çalıştık." Moral verdik."
Kim bilir...