Güzel titreşimler

Mark De Clive-Lowe, nu jazz ya da futurejazz olarak adlandırılan yeni kuşak cazın en parlak isimlerinden biri.

Mark De Clive-Lowe, nu jazz ya da futurejazz olarak adlandırılan yeni kuşak cazın en parlak isimlerinden biri. Japon asıllı, Yeni Zelandalı, Londra'da yaşıyor. Köklerinden gelen kültürel birikimi müziğine aktarıyor. Bir şehir insanı olmasına karşın Yeni Zelanda'nın doğasına hayran. Six Degrees isimli albümü 2000'de yayımlanan De Clive- Lowe, The British Council sponsorluğunda 5 ve 6 Nisan tarihlerinde İstanbul Babylon'da iki konser verecek. Londra'dan Your Mum adlı ikilinin görsel bir şov ile eşlik edeceği performansı öncesinde Mark sorularımızı yanıtladı.
Daha çok Yeni Zelandalı mı hissediyorsunuz, Japon mu?
Annem ve babam, ikisi de her iki kültüre ait insanlardı. Ben Yeni Zelanda'da büyüdüm. Yalnızca lisenin bir yılını Japonya'da okudum. Yeni Zelandalıyım daha çok, ama Japon yanım da inkar edilemez.
Ailede müzisyen var mıydı?
Hayır ama Japon büyükannem ve Yeni Zelandalı büyükbabam evi hiç müziksiz bırakmazlardı.
Nasıl başladınız müziğe?
Dört yaşında piyano dersi almaya başladım bizimkilerin zoruyla. Lisedeyken başka bir dünya olduğunu fark ettim. Hip hop ve jazz dinlemeye başladım. Kısaca kendimi bildim bileli müziğin içindeyim.
"İyi müzik zamana dayanır"
Pek çok ülke dolaştınız. Nereyi beğendiniz?
Gittiğim her yerde oranın kültüründen insanlarla deneyimler yaşıyorum. Sanırım Amsterdam ve Tokyo benim için çok özel yerler. Güney Pasifik'i de unutmamak lazım. Geçen yıl Detroit Müzik Festivali'nde çok eğlendim. Bir de Sicilya geliyor aklıma, gerçekten çılgın günlerdi. Hep görecek, yaşanacak bir şeyler var hayatta.
Hobiniz var mı?
Hayat... Güzel insanlar, ruh ve yaratıcılık...
Nerede yaşıyorsunuz?
Batı Londra.
Müzik idolünüz kim?
Miles Davis. Harika özü ve sürekli kendini geliştirdiği için. Quincy Jones prodüktör olarak caz, soul ve popu en iyi karıştıran insan. Ve Herbie Hancock, tüm zamanların en 'kötü kedisi' olarak...
Bugünün pop müziği hakkında ne düşünüyorsunuz? 70'leri, 80'leri özlediğiniz oluyor mu?
İyi müzik her zaman iyidir.
Dönem ya da tarz önemli değil. İyiyse zaten zamana dayanıyor. Zaman zaman özlediğim tek şey sanatsal nitelik ve vizyonu bir arada barındıran işler. İkincisi varsa popüler oluyor zaten. Yoksa baştan bir mal olarak üretilen şeyler değil.
En canlı çocukluk anınız nedir?
Piyano çalmaya zorlanmak.
Çocukluk kahramanınız kimdi?
Roald Dahl'ın kısa öyküler kitabından Henry Sugar.
Latin, breakbeat, house, drum'n'bass, hip hop, caz... Müziğinizi nasıl adlandırıyorsunuz?
Hepsi. Soul, caz, groove ve iyi titreşimler. Sahne grubumuzda Kaidi Tatham, Karl Vanden Bossche (perküsyon) ve Batı Londra'nın en iyi üç vokalisti de yer alıyor.
"Yeni Zelanda merkezlerden uzak, kentliliğin farklı yaşandığı bir yer," diyorsunuz. Bu sizi nasıl etkiliyor?
Güney Pasifik'in doğası beni her zaman etkilemiştir. Renkler her yerde olduğundan çok farklı orada. Titreşimler, hissettiğiniz şey çok olumlu. Doğa insanlar tarafından işgale uğramamış. Ama bir şehir yaşamı da var. Uzaksınız ama bağlarınız çok sıkı. Yaptığım müzik tüm bunların izlerini taşıyor.
Herbie Hancock'tan söz ediyorsunuz. Tanıştınız mı onunla?
Geçen yıl Yossou N'Dour ile çalmak üzere buraya (Londra) gelmişti. O zaman tanışma fırsatı bulduk. Ona albümümü verdim ve dinleyince muhtemelen 70'lerde yaptığı işlerden alıntıları aynen bulacağını söyledim. Dinledi mi bilmiyorum...
Caz bir zamanlar dans müziğiydi demişsiniz. Şimdiki dans müziği nedir?
Her müzik kendi içinde ritimler taşır. Etnik, hip hop, house, flamenko, vals, drum'n'bass. Hepsi dans için değil mi?
Şu aralar neyle uğraşıyorsunuz?
Amerikalı caz şarkıcısı Shirley Horn'un bir şarkısına remiks yaptım. Bir de yeni albüm için çalışıyorum. Sanırım yaz sonunda bitecek.
Kulüplerde çalmayı mı, stüdyoyu mu seviyorsunuz daha çok?
En sevdiğim şey güzel bir mekanda, eğlenmek isteyen insanlara çalmak. Dans pistini görmek. Stüdyo benim için eğlenceli bir yer. Sonuçta her ikisi de eğlendiriyor beni. Sadece canlı çaldığında bir gece sürüyor, stüdyo birkaç ay...
İstanbul'a gelmeden önce, burası hakkındaki düşünceniz nedir?
Bu, dünyanın o kısmına ilk gelişim olacak. Gerçekten merak ediyorum. Tam bir turist gibi belki ama yemekler muhteşem olacak diye düşünüyorum...