Güzellik çok ucuz bir şeye dönüşebiliyor

Güzellik çok ucuz bir şeye dönüşebiliyor
Güzellik çok ucuz bir şeye dönüşebiliyor
Eserleri Victoria & Albert Museum, Tate Britain gibi kurumların koleksiyonlarında yer alan Zafer ve Barbara Baran çifti, Türkiye'deki en kapsamlı sergisini İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi'nde açtı.
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, Londra’da yerleşik Barbara ve Zafer Baran’ın 1999’dan bu yana ürettikleri işleri bir araya getiriyor. İkili Londra’da, İstanbul’dakinden daha çok tanınıyor. Aralarında Victoria & Albert Museum, The Photographers’ Gallery, Saatchi Gallery, British Library ve Tel Aviv Müzesi’nin de bulunduğu çok sayıda galeri ve müzede sergiler yaptı; eserleri V&A, Tate Britain gibi kurumların koleksiyonlarında bulunuyor. İngiltere onları ayrıca Royal Mail’in fotoğraf konulu milenyum pulları ve English National Opera’nın ilk soyut afişlerindeki imza olarak tanıyor.
Sena Çakırkaya’nın küratörlüğünde gerçekleşen ‘Rasathane: Bir Retrospektif’, Baranlar’ın Türkiye ’deki en kapsamlı sergisi. Bu sergiyle 30 yılı aşkın süredir birlikte çalışan çifti anlamak, onların ilgi alanlarını, teknolojik gelişmelerle serüvenlerini, yürüyüşlerini, arada gökyüzüne, arada yeryüzüne dalıp gidişlerini takip etmek mümkün. Bunların tümünden çıkan üretim, iki zihnin kavramsal çalışması ve elbet çatışmasının görsel sonuçları. Aynı zamanda yüksek oranda deneysel ve doğaçlama.
Fotoğraflar doğayı, çiçekleri, tohumları, tarihi kalıntıları bambaşka bir gözle görmeyi vaat ediyor. Dilde bile öteki olan ayrık otları rengârenk güzel bitkilere dönüşüyor, binlerce yıllık miras olan tohumlar sualtı canlıları gibi, yahut ay gibi geliyor gözümüze. Bu retrospektif, görmenin göreceliliğini anlatan bir manifesto gibi. Bu da doğayı ve insanı anlamak için çok özenli ve önemli bir vurgu. Kameralı- kamerasız, post-prodüksiyonsuz üretilen bu imgelerle, örneğin elmaya bakışınız değişecek. Baranlar’la sergiyi ve sanatsal serüvenlerini konuştuk.
Bu ilk retrospektif, nasıl bir etki yarattı sizde?
Barbara Baran:
Bizim için çok değerli ve tatmin edici. Çünkü bugüne kadar yaptığımız işlerin önemli bir bölümünü, nereden nereye geldiğimizi, nereye gittiğimizi görebiliyoruz. Bu yolculuk bu sergide açık. Çok çeşitli şeylerle ilgileniyoruz, ancak böylesi bir dizimle aralarındaki bağlantılar daha da belirginleşiyor. Solo ya da grup projeler bu anlamda daha az zengin.
Bu seçki nasıl oluştu? Neden 2000 sonrası ve örneğin önceki insan figürleri gibi işleriniz yok?
Zafer Baran:
Aslında işlerimizin başlangıcında çok fazla figür vardı. Belli bir zaman sonra bunlardan uzaklaştıksa da her zaman geri dönülebilir. Bu retrospektifte digital işin içine girdiğinden bu yana olanları bir araya getirdik. Bunların daha kuvvetlice bir bütün ve anlatı oluşturduğunu düşünüyoruz. Yine de bazı materyal ve bilgiler de var 2000 öncesine ait. Öte yandan bazı işleri sergilenmek için üretmedik, örneğin bir kısmı kitaplar içindi. Fotoğraf kitaplarına büyük bir sevgimiz var. Bazen kendimiz kitaplar yaptık.
Fotoğraflarınızda dönüştürücü bir yön var. Çiçekler, tohumlar, ağaçlar ne doğadaki gibi ne de botanik kitaplarındaki gibi temsil ediliyor. Bu başka bir bakışın ürünü mü?
B.B.:
Her neyin fotoğrafını çekseniz çerçeveye koyuyorsunuz, bağlamından koparıyorsunuz ve her halükarda onu dönüştürüyorsunuz. Bundan kaçınamazsınız. Negatif-pozitif süreç belki bir nevi dönüştürme süreci olabilir bizim işlerimizde. Biz aslında hiçbir zaman fotoğrafın konusunu manipüle etmiyoruz. Negatif ve pozitifi değiştiriyoruz, bunun dışında bir şey yok. Post-prodüksiyonu da çok asgaride kullanıyoruz, düz fotoğrafçıyız biz. Fotoğraf zaten manipülasyon, bunun dışında doğayı değiştirmiyoruz.
Z.B.: Belli bir teknik, objelere yeni bir yorum getiriyor elbette. Efemera örneğinde, çiçeklerin sadece yüzeyini değil, içinde, ötesinde ne var, bunları da gösteriyoruz. İllüstrasyon ya da resimle gösterilebilecek olandan fazlası elbette bu.
Görülemeyen, gizli olanı mı göstermeye çalışıyorsunuz?
B.B.:
Her şey çok çabuk değişiyor. Biri doğduğunda biri ölüyor. İnsanlar kozmetik, cerrahi ve makyaj ile süreçleri dondurmaya çalışıyor, hataları saklamaya çalışıyor. Çiçeklerin doğal kusurları var; çürüyor, ölüyorlar. Bir parçasını ayırıyorsunuz bir sıvı çıkıyor, kararıyor, başka bir şeye dönüşüyor. Tüm bu süreçler bizi çok ilgilendiriyor ve etkiliyor.
Z.B.: Bir yandan da yaptığımız şey güzelliği anlamak, eleştirmek. Güzellik, çok ucuz bir şeye dönüşebiliyor. Kirlilik yahut doğal olmayan süreçler de bir tür güzellik ortaya çıkarıyor. ‘Turner’ın Manzarası’ bölümünde tüm o güzel bulutlar ve gün batımı manzarasının aslında uçakların geçişiyle semaya yerleşen izlerle oluştuğunu biliyor, bunu vurguluyoruz.
‘Xantos/ Letoon’ bölümünde tohumları fotoğraflıyorsunuz. Bunlar hiç tohuma benzemiyor, daha soyut duruyorlar ama aynı zamanda tohum olduklarını da biliyoruz. Bunu biraz zorlayıcı yahut merak uyandırıcı buluyorum izleyici için. Bu etkiyi hedefliyor musunuz?
B.B.:
Bizce zorlayıcı olmamalı işler, çünkü çok da soyut gelmiyorlar bize. Bence ‘Yıldız Çizimleri’ dışında gayet figüratifler bizim işlerimiz. Öte yandan ipuçları, bizi anlaması ve işin içine girebilmesi adına izleyici için iyi bir şey.
Z.B.: İşlerimiz biraz simgeler gibi diziliyor, hemen kendilerini vermiyorlar. Ben yarı soyut diyorum onlar için. Anlamak için yaklaşmak gerekiyor. Bu açıdan bilgilendirici metin, bazıları için zorlayıcı, bazıları için bir hazırlık mahiyetinde olabilir.
Yıldız çizimlerinde çok enteresan bir metot kullanıyorsunuz. Burada materiyal ve konu birbirine geçiyor mu?
Z.B.:
Yaptığımız şey, çok eski, antik bir ışık kaynağını, yıldızları kullanmak. Bu materyali çizimi yapmak için kullanıyoruz. Kamera kâğıt görevinde, yıldızlar da kalem… Kamera hareketleri de çizimi gerçekleştiriyor. ‘Ay Çizimleri’ bölümünde ise aya suyun üzerine kendini çizmesi için tam yetki veriyoruz. Bir tür ready-made çizim oluşuyor burada. Elbette bu fotoğraflar bazı seçimlerin sonucu; yüksekliği, açıyı biz belirliyoruz. Yine de gözler kapalı, SLR kamera kullanıyoruz, hissediyoruz ama göremiyoruz. Mekân da değiştiriyoruz ve her gece bambaşka bir iş çıkıyor.
Öncelikle bilim ve doğa mı size ilham veriyor?
B.B.:
Her şeyden ilham alıyoruz. Edebiyat, şiir, sanat, bahçecilik, tarih, televizyon, çevresel mevzular… Son yıllarda çok başarılı bilim programları yapılıyor, evren vs ile ilgili. Bunların tümüyle iletişimdeyiz. Çok sık seyahat ediyoruz. Ailelerimiz ve kendi geçmişimiz de bizi yönlendiriyor. Erkek kardeşim öncü bir çevre gazetecisiydi, ondan da çok etkilendik.
Birlikte nasıl çalışıyorsunuz?
B.B.:
1981’de tanıştığımız gece bir bağ kuruldu aramızda. Birbirimizin işlerini biliyorduk. Birlikte kitaplar yapmaya başladık. Tabii ki bazı anlaşmazlıklar oluyor; Zafer belli bir açıdan yaklaşıyor, ben de başka bir açıdan. Buradan zenginlik doğuyor. Sonunda anlaşıyoruz.
Z.B.: Ciddi bir kavramsal çalışma yapıyoruz, çok tartışıyoruz. Bu tartışmalar çok önemli bizim için. Her zaman da kolay değil, özveri gerektiriyor. Ne istediğimiz konusunda farlklı da düşünsek baştan, tek çizgide buluşuyoruz, buluşmamız gerekiyor. Zira o kadar da deneysel değiliz.
Gelecek projeler neler olacak?
Z.B.:
Çizim ve daha figüratif projeler var aklımızda. ‘Yıldız Çizimleri’ sürecek.
B.B.: Her şey devam edecek, bu bir döngü gibi. ‘Yıldız Çizimleri’ projesi sayesinde geceleri yaşadık. Rasathanede çalışan insanlar gibi… Bu sergi bizim aklımızda da bir sonraki projenin bağını kuruyor aslında.
Zafer ve Barbara Baran’ın ‘Rasathane: Bir Retrospektif’ sergisi 27 Nisan 2014’e kadar İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde.