Güzellik dert oldu

Tarihin en ilginç serüvenlerinden birisi, şüphesiz giysininki. Yıllar boyu, kadın ve erkeğin güzel görünmek adına düşmediği komik durum, çekmediği eziyet kalmamış.

Tarihin en ilginç serüvenlerinden birisi, şüphesiz giysininki. Yıllar boyu, kadın ve erkeğin güzel görünmek adına düşmediği komik durum, çekmediği eziyet kalmamış. New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nde, 4 Aralık'tan beri gösterimde olan 'Extreme Beauty:The Body Transformed / Uçlardaki Güzellik: Şekil Değiştiren Vücut'ta, kostümün ya da modanın 'düştüğü' durumlar sergileniyor. Sergilenenler insanı bazen güldürüyor, bazen ise şaşırtıyor. Serginin amacı, insanoğlunu yıllardır 'garip' şeyler yapmaya iten moda akımlarını aşağılamak ya da geçmişe ve diğer kültürlere bakıp 'Biz oldukça mantıklı ve pragmatik medeniyetleriz,
onlarsa çok geri kafalı ve garip insanlarmış'
gibi şovenist bir tavır aldırmak değil. Tersine, serginin yapmaya çalıştığı modadaki güzellik arayışının, insanı abartmaya yönelttiğini, dolayısıyla da 'uçlarda' olan her akımın içinde bir neşe barındırdığını göstermek. Bu da belki, insanın içindeki meraktan ve araştırma güdüsünden kaynaklanıyor. Durum böyle olmasaydı, insanoğlu varolan estetik değerleri altüst etmeye çalışmazdı. Sonuçta başımızı indirip ayağımıza bakmalı ve ayakkabımızın şeklinin ayağımızınki ile aynı olmadığını itiraf etmeliyiz. Topuklu ve kalın tabanlı bu garip görüntüyle, çıplak ayağımızın şöyle ya da böyle bir benzerlik taşıdığını söylememiz pek olası değil. Anlaşılan, hâlâ bugün bile yeterince
'ayaklarımız yere basmıyor'.
Kıyafetlerin koyu sohbeti
Her ne kadar giysiler, insanı doğa koşullarından korumak amaçlı ortaya çıkmışsa da, esas yaptıkları, görsel bir iletişim kurmak. Statü ya da cinsellik, üzerimizdekilerin bizi ya da olmak istediğimizi dile getirdiği bir gerçek. Bazen sözler, insanoğluna kendisini ifade etmekte yeterli olamamış. İşte kelimelerin kifayetsiz kaldığı böyle durumlarda, o da giysilerinin diline sığınmış. Her ne kadar
'80'lerden sonra, birinin dış görünüşüne bakıp, sosyal statüsünü tahmin etmek zorlaştıysa da, sokağa çıktığınızda gördüğünüz insanların kıyafetine bakarak nerelere gittiğinden tutun da, ne tarz müzik dinlediğine kadar yaptığınız tahminlerde yüzde 80 yanılmazsınız. Biz susuyor olsak da, giysilerimiz etrafımızdakilerle koyu bir sohbetteler. Herkesin giydiğini giymek ise aynen herkesin söylediğini söylemek gibi sorunu çözmeye yetmiyor. Giysilerle yalan söylemek ya da gerçeği konuşmak mümkün. Ama kişi çıplak ya da kel olmadığı sürece, sessiz kalması da pek mümkün değil.
Günümüz modacılarının sadece bir kez, şova mahsus gösterdikleri dramatik ve abartılı kreasyonları, serginin en can alıcı parçaları arasında. Alexander McQueen'in 2001 koleksiyonundan alınma kokteyl elbisesi giyene kocaman bir tavukmuş görüntüsü veriyor. Yohji Yamamato'nun pompayla şişirilerek giyilen tasarımı, Thierry Mugler'in arabadan bozma 'motorsiklet' kılıklı dar elbisesi ve Madonna'nın 'Blonde Ambition' turnesinde giydiği, ünlü Jean Paul Gaultier imzalı, koni şeklindeki büstiyeri bunlardan birkaçı.
Beş çarpıcı bölge
Sergi, vücudun beş bölgesi çerçevesinde değişen güzellik anlayışını keşfe çıkıyor: Boyun ve omuzlar, göğüs, bel, kalça, ayak.
Uzun bir boyun, belki de yıllar boyu ideal kadın güzelliğinin değişmeyen öğelerinden biri. Afrikalı kabile kadınları tarafından giyilen ve omuzları aşağı bastırarak boynu daha uzun gösteren boyunlukların, John Galliano, Issey Miyake ve Hüseyin Çağlayan versiyonlarının yanında, Junya Watanabe'nin 2000 yılında tasarladığı kocaman, kırmalı beyaz yakalık, değişen ideallere uyum sağlamak adına, kadın ve erkeğin isteyerek acı çekmesini konu alıyor.
Modanın itici güçlerinden biri 'arzu' olduğu kadar, aynı zamanda da 'acı'. Sergi, moda uğruna çekilen acılar için af dilemiyor. Her ne kadar kullanımı, kaburgaların kırılması gibi sağlık sorunlarına sebep olmuşsa da korse, vücut estetiğinin kültürel etkileşimle
aldığı şekil açısından inceleniyor. Özellikle erkekler bunu duyunca şaşıracaklar ama batıda, iri göğüs, uzun yıllar boyu çalışan kadınla, aşağı sınıfla veya yaşla bağdaştırıldığından itici bulunurmuş. Ancak 20. yüzyıldan itibaren erotik bulunmaya başlamış. Sergide ayrıca, boğucu korselerden kimonoların mükemmel silindir efektlilerine, '20'lerin uçuşan tarzlarına ve göğüsleri büyük gösteren Wonderbra'ya kadar birçok örneğe rastlanıyor.
Farklı dönemlerde, gözü vücudun farklı bölgelerine çekmeyi huy edinen moda, bir ara da kalçaları büyütmeye merak salmış. Malum balıketli bir ırk olduğumuzdan, 'o zamanlarda
yaşamak', birçok Türk kadınının canına minnet olabilirdi. Tabii 18. yüzyılda bu moda, dikkatleri kalçalara çekmek bir yana, sadece kalçadan ibaret kadınlar yaratmış dersek daha yerinde olur.
Ayakkabılarla serginin perdesi çekiliyor. Kuşkusuz bu bölümde dikkati en çok çeken, Çinli kadınların 19. yüzyılda, bağladıkları ayaklarına giydikleri fincan büyüklüğündeki
'lotus' ayakkabılar. Lotus, acısız güzellik olamayacağının en iyi kanıtı.
İdeal yok
Sergide ürünleri yer alan diğer tasarımcılar Elsa Schiaparelli, Gilbert Adrian, Vivienne Westwood, Norma Kamali, Rei Kawakubo, Roger Vivier ve Yves-Saint Laurent.
Sergi, ideal güzellik diye bir şey olmadığını, modada 'ideal' dediğimiz şeyin gelip geçici, dahası değişken olduğunu ispatlıyor. Düşünsenize, bir partiye gidiyorsunuz. Her taraf, sıkıcı elbiseler giyinmiş kadın kaynıyor. Aniden salona, araba lastiğinden bozma elbiseli bir kadın giriyor. Söylesenize, hoş olmaz mıydı?
(Hazırlayan: Melis Çelebi)