Güzelseniz kendinizi kanıtlamanız daha zor

Güzelseniz kendinizi kanıtlamanız daha zor
Güzelseniz kendinizi kanıtlamanız daha zor
Ekonomi okudu. Adını oyunculukla duyurdu. Ardından yazarlığa soyundu. Şimdi ikinci romanı 'Kelebeğin Kaderi' raflarda. Başak Sayan, bu sefer metropol insanlarının ilişkilerine dalıyor

RADİKAL - Ekonomi eğitiminin üstüne oyunculuk kariyeri inşa ettikten sonra yazarlığa geçiş yapan Başak Sayan, ikinci romanı 'Kelebeğin Kaderi'ni Hürriyet'ten Hakan Gence'ye anlattı. 

Ekonomi okuyor sonra oyunculuk yapıyor ardından kitap ve köşe yazıyorsunuz… Bunun sebebi kafa karışıklığı mı?
Hayır, kafam hiç karışık olmadı. Ekonomik korkularla farklı bir meslek okumayı düşünsem de içimdeki arzu baskın geldi ve ne istiyorsam onu yapmam gerektiğini karar verdim. Hayattaki iki tutkumun peşinden gittim. Eğer bu bakış açısından bakarsak tarihe damgasını vurmuş yazarların neredeyse hepsini bununla suçlayabiliriz. Balzac yazdığı romanların yanı sıra geçinebilmek için baskı atölyelerinde çalışıyordu. Sherlock Holmes’un yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle aslında bir doktordu. Kafka bir avukattı. Yazarak geçimini sağlamak belli bir noktaya kadar zor olduğundan neredeyse tüm yazarlar yazmanın dışında da bir mesleğe sahip olur.

İşe oyunculukla başlayıp güzel kadın olarak anılmak edebiyat dünyasında size karşı önyargı yarattı mı?
Ne yazık ki evet. Çünkü güzel ya da yakışıklıysanız nedense yaptığınız işte kendinizi kanıtlamanız daha ortalama görünen birine oranla zor. Bu da bizim ülkemize özgü bir şey sanırım. Mesela Yeni Kanada başbakanının yaptığı atılımlar ve kurduğu kabineyle siyasi arenada yarattığı reformlar adam yakışıklı diye Türkler tarafından küçümseniyor.

‘Kelebeğin Kaderi’ günümüz kadın-erkek ilişkilerini anlatıyor. Neler yaşadınız da ilişkiler konusunda bu kadar söz hakkına sahip oldunuz?
Eğer bir yazarsanız yazmayı seçtiğiniz konu hakkında söz sahibisinizdir elbette. Kitabım kader ve tesadüf kavramlarını ikili ilişkiler üzerinden sorguluyor. Yaptığım iş nedeniyle neredeyse kendimi bildim bileli insanları gözlemliyorum. Eğer iyi bir gözlemci değilseniz iyi bir oyuncu da, iyi bir yazar da olamazsınız. Gözlemdiklerimi iyi aktarabiliyorum. Bir de aşkı anlatmayı seviyorum.

Kitap metropolde yaşayan dört karakterin hikâyesine odaklanıyor. İyi işleri, paraları var… Ama mutlu değiller… Bu mudur şehirli insanın derdi?
Kendileriyle bağlantıyı kaybetmiş olmaları. Beğenilerini ve hayatlarını onlara çocukluktan itibaren öğretilenlerle, dış dünyadan gördükleri oluşturuyor. Çoğunluğun beğenisi onların gerçeği olurken, asıl arzularını bastırıyorlar. Bir süre sonra sahip oldukları onları mutlu etmemeye başlıyor.

Peki günümüz kadın-erkek ilişkilerinde eskiye göre nasıl şekil değiştirdi?
Bizden bir önceki kuşak aşkı daha derin yaşamış çünkü aşkın temelinde hayalgücü yatar. Ancak günümüzde herşey o kadar hızlı ki hayal etmeye, beklemeye zaman yok. Her şey bir anda olup bitiyor ve aşkın derinleşmesine imkân kalmıyor. 

Bu kitap bildiğimiz şehirli kadın-erkek ilişkileri adına bize yeni ne söylüyor?
Yeni bir şey söylemekten ziyade bir farkındalık yaratmaya çalışıyor. Bir grup arkadaşın hayatlarındaki türlü zorluklarla başa çıkmaya çalışırken, görünenin aslında gördükleri gibi olmadığını keşfetmeleriyle başlarından geçenleri anlatıyor. (HÜRRİYET)