HAFTANIN TORTUSU

Pınar Konuşkan, bembeyaz gelinliğiyle stüdyoda oturuyor. İnce telli seyrek saçlarını topuz yapmış, duvağına simli teller takmış.

Biz kimiz, burası neresi?
Pınar Konuşkan, bembeyaz gelinliğiyle stüdyoda oturuyor. İnce telli seyrek saçlarını topuz yapmış, duvağına simli teller takmış. Bir gelin olarak gülücükler dağıtıyor olması gerekirken, titreyerek ağlıyor. Ellerini yüzüne kapata kapata, hıçkıra hıçkıra, rimelleri, pembe allıkları aka aka...
Kendisi biliyorsunuz, Üzeyir Garih cinayetinin "kilitleştirilmiş" isimlerinden. Beyaz gelinliği değil giyebilmek, ne işe yaradığını bile hatırlayamayacak kadar başka bir dünyanın içinde yaşarken beyaz atlı prensi Mehmet tarafından kurtarılan Pınar muradına ermiş, biz de kerevetine çıkacakken ne oluyor sizce? Hayatı film şeridi gibi değilse de VTR olarak ekrandan geçirilmeye başlıyor; "Bakalım Pınar bu güne kadar neler yaşamış?" gibisinden bir açılış cümlesiyle. Ekrandan sırayla Garih cinayeti, mezarlıklar, polisler, sorgular, evinin önünde gazeteciler arasında oradan oraya savrulurken attığı çığlıklar geçiyor. Ekranın sol köşesinde de Pınar'ın olaylara ne tepki vereceğini daha yakından görmemize olanak sağlayacak küçük bir kare beliriyor. Fonda da görüntülere iki kat acı basan bir müzik.
Program: A Takımı. Hazırlayan ve sunan: Savaş Ay. İnsana oturduğu yerde şok geçirten, "Bu nasıl çığırından çıkmış bir duygu sömürüsü, düşüncesizlik, ilkesizliktir; küçücük bir kız nasıl, neden böyle ağlatılır? Kaç kuruşluk reyting uğruna böylesine akıllara zarar bir program hazırlanır? Neden geçmişi "Al ulan, bu senin sittin sene kurtulamayacağın bir leke," diye suratına fırlatılır?" sorularını sordurtan VTR'yi "İçim kaldırmıyor," diyerek yarıda kestirip iki dakika sonra devam ettirerek soyadıyla uyum sağlayan bir Osmanlı hilal taktiği kullanan Savaş Ay'ın "Yüreğim kavruldu, duygularım savruldu," gibi şiirsel sözleri eşliğinde döktüğü göz yaşlarına kim, neden inanır? Erkeklerle ilişkiye giren Pınar'ın kardeşi Tamer'i kurtarmak için "Bu ülkede bakan, başbakan yok mu?" diye avaz avaz bağırarak korkudan titreyen Pınar'ı muhtemelen daha da büyük korkulara gark eden Ay, "Bu kız bundan böyle ablamdır, bacımdır, kızımdır, üstüne gölge düşmeyecek, arkasındayım," deyip delikanlı söylemini tamamlamış olmanın verdiği huzurla Türk milletinden "Bravo!" almayı mı bekler?
Tahminler ötesi bir acı çekmiş olan Pınar'ın ve her şeye rağmen onu karısı olarak seçmiş Mehmet'in mutluluk hikâyesi değildi, Cuma geceki programda gösterilen. Hiç kimse tarafından kabul edilmeyen, beş parasız sokaklarda yaşayan bir çiftin hikâyesi de değildi. Hem destek hem de reytingin ortaya karışık söylendiği ama her şeyden öte, küçücük bir genç kızın ruhuyla oynanan en kötü oyunun hikâyesiydi.
M.D.
* * *
öPatchwork komutanım!
Eskiden evlenme çağına gelen kızlar, uğur için 40 mutlu evli kadından bir parça kumaş alır, yorgan yaparlarmış. Şimdi ha deyince 40 mutlu evli kadın bulmak zor olduğundan bu geleneğimiz de ancak sergilerde karşımıza çıkıyor. Patchwork nedir diye sorarsanız aslında bizde kırkyama, kırkpare, yamalı bohça gibi isimleri olan el emeği göz nuru bir olay. Şimdi bu yerel lezzet Singer gibi bir dev ile işbirliği içinde, Mustafa Sarıgül ve tabii ki patchwork'çü hanım teyzelerimizin de katılımıyla süper postmodern bir açılışa vesile oldu. Mustafa Sarıgül'ün kültür ve sanat üzerine yaptığı konuşmanın ardından kurdele kesildi. Şimdi bir de içerikten söz edelim. Mor Menekşe, Kaplumbağa Terbiyecisi (Osman Hamdi Bey'in tablosunun röprodüksiyonu) ve Türkiyem (ABD'de uluslararası patchwork yarışmasına katılacakmış) isimli eserler yanında, minyatürlerden, Atatürk'lü patchwork'lere kadar 150 eser dolaşıldı. Kokteylde servis yapan garsonların sergiyi gezen sivillere verdiği yanıtlar ise manzarayı tamamladı: "Cola var mı? - Yok komutanım"; Suyunuz var mı? - Var komutanım." Rahat asker!
M.T.
* * *
Radikal 7 yaşında
Pazar gecesi Kuruçeşme'deki Ece'nin alt katındaki Aynalı Meyhane'de Radikal'in yedinci doğum günü kutlaması vardı. Geçen seneki kutlama da aynı yerdeydi ve her ikisine de katılanlar, bir sene boyunca hiçbir şeyin değişmediğinden bahsediyorlardı: Oturma düzeni, son bir senede Radikal'e gelenlerin dışında hemen hemen aynıydı. Kapının yakınında reklam, muhasebe ve ekonomi gibi para ve iktidarla ilgili servisler bir arada toplanmışlardı... Gelenleri karşılama görevi ise o gece ikisi de birbirinden şık olan Yeşim Denizel ve Zerrin Yazıcı'ya (Radikal'in en güçlü iki kadını) düşmüştü. Ekonomi Müdürü Ruhi Sanyer de, takdir edersiniz ki, "power" grubuyla birlikte oturuyordu.
Hemen ortadaki masada ise Tuğrul Eryılmaz ve şöhretler vardı. Ancak Eryılmaz'ın yerinde duramayıp masa masa gezmesi en pahalı gömleklerinden birini kaybetmesine -ve daha sonra bulmasına- sebep oldu. Tarhan Erdem'e herkes "Bu seçimde ne olacak?" diye sormak istiyordu ancak birkaç kadehten sonra "Pakize Suda'nın seçilme şansı ne?" veya "Bizim partiyi birkaç puan artırabilir misiniz?" gibi tasarıda kalan kötü esprilere dönüştü. O gece gazetenin en cool kadını Neşe Düzel masadan kalkmayıp Ramize Erer'le sohbet etmeyi tercih etti. Aralarında da hem gazetenin, hem de tüm Türkiye'nin en cool erkeği vardı: Murat Belge. Sahneye çıkan Pakize Suda, ona yönelik içinde Hale Soygazi'nin de geçtiği ama pek komik olmayan bir espri yaptı. Tabii hiçbir şey Uğur Vardan'ın esprilerinin yerini tutamaz: "Elçin'e zeval olmaz" sadece biriydi cümlelerinin.
Nur Çintay ve eşi Emre Aköz de kendilerine mekâna hakim bir köşe seçmişlerdi. Aköz "Nuray Mert'i temsilen geldim," diyordu ve servis elemanlarına 'muhalif' bir tavır sürdürdü, ayrıca oynamak için ayağa kalkan eşini de yerine oturttu. Radikal elemanlarının Çintay hakkında ortak övgüsü ise İstanbul Life'ın ne kadar güzel bir dergi olduğuydu.
Yazısında Radikal İki'yi öven İsmet Berkan'a, Cumartesi ekibi teessüflerini bildirdi. Murat Çelikkan ve Yıldırım Türker geç katıldılar ama nedense Perihan Mağden gelmedi. Yiğiter Uluğ ve Necil Ülgen'in neden bu kadar popüler olduğu merak konusuydu. Grafik servisi gece boyunca somurttu, dış haberler tartıştı, haber merkezi de Ali Topuz önderliğinde "solcu" marşlar söyledi.
Pasta kesilirken, başında Radikal'in varolmasına sebep, her şeyin sorumlusu Mehmet Y. Yılmaz vardı. Önceden pazarlık edenler, birinci sayfa şeklindeki pastanın istedikleri parçasını onun sayesinde alabildiler.
O.E.