HAFTANIN TORTUSU

Daha ucundan bile görmemişken, Gaspar Noe'nin Irreversible / Dönüş Yok'unu 'olay film' etiketiyle tanımıştık. Cannes'daki gösteriminde kusanlar, bayılanlar, topluca salonu terkedenler, aman da aman neler...

'filmekimi'nde isyan
Daha ucundan bile görmemişken, Gaspar Noe'nin Irreversible / Dönüş Yok'unu 'olay film' etiketiyle tanımıştık. Cannes'daki gösteriminde kusanlar, bayılanlar, topluca salonu terkedenler, aman da aman neler olmuştu öyle... Ama zaten Cannes'da her sene böyle şeyler olur. Sanki dünyanın en hassas, en tepkisel seyirci kitlesi her yıl orada toplanır. Buraya dönecek olursak, 'filmekimi' kapsamında geçen cumartesi geceyarısı seansında Emek Sineması'nda yapılan gösterimden önce, hepimiz sınırlarımızın Noe tarafından zorlanacağını biliyorduk. Bilhassa 10 dakikalık tecavüz sahnesiyle intikam sahnesi, sinirlerimizi illâ ki tel tel edecekti. Bunları biliyor olmanın getirdiği bir his duvarıyla filmi göğüslemeyi planlayanlar, o gece Emek'in kapısında birikti. Son anda bilet bulmak söz konusu bile değildi. İnsanlar akın akın geldiler ve...
İstanbul'daki festivalci kitle, Cannes'dakilerden daha tahammüllü çıktı ama, elbette fire verdik. Bir 15-20 kişi, kendini salondan dışarı attı. Gerçi en zorlu sahnelerde gözlerini kapayanları da sayınca, firenin boyutları kat kat artmış oluyor. Sonuçta Noe burada da ortalığı duman etti. Seyircilerin film bittiği andaki ruh hali ancak şöyle açıklanabilir: pısss... Çıkışta, belli ki tecavüz sahnesinde anasını bacısını hatırlayan erkekler, yanlarındaki kadınlara ıssız sokaklardan geçmemelerini öğütlüyordu. Filmin yarattığı iç karartısı, gerekli gereksiz esprilerle gevşeyerek atlatılmaya çalışıldı. Lakin çıkışta bir de yağmur muhalefeti vardı.
Gelelim bir başka 'olay film'e... Bu da tabii ki Godard'ın Aşka Övgü'süydü. Godard yine yaptı yapacağını ve seyirciyi, hayran kalanlar ve sıkıntıdan çıldırıp isyan edenler arasında ikiye böldü. Dönüş Yok, yanında solda sıfır kaldı. Aşka Övgü, Dönüş Yok'taki benzersiz dehşetin salonun dışına ittiklerinin beş katını, süresi dolmadan evlerine uğurladı. Asıl görmelere seza olansa şuydu: Film çıkışında, Nurten adlı izleyici, Emek'in gişesine 'aynen' yanda gördüğünüz gibi bir not bırakmayı uygun görmüştü. Reha Muhtar'ın sıkça başvurduğu 'canlandırma'lara yakın bir teknikle sunuyoruz...
Yeşim Tabak



Filmlerden kaçmak yeni trend
Hafta içinde sona eren bir haftalık kısacık ve bir sürpriz gibi beliren film festivalimiz Emek Sineması önünü popüler bir gece kulübü kapısına çevirdi. Aynı zamanda da bir hafta boyunca buluşma noktasıydı. Pedro Almodovar'ın Konuş Onunla filmiyle başlayan festival, daha ilk akşamdan boyunlarına evsizler gibi "İki bilet istiyoruz" pankartı asanlarla doluydu. İstanbul entelijansiyası ise yine erken davranmış, herkesten önce yerlerini kapmıştı. Oradan buradan bedava bilet veya davetiye kapanlar Beyoğlu Emek'in orta bölmesinde yerlerini alırken, son dakikacıları ancak balkon pakladı.
'filmekimi' boyunca, kısıtlı programın her birini takip edenler özellikle akşam seanslarındaki kadronun aynılığını görünce şaşkınlıklarını gizleyemedi. Her akşam Murathan Mungan. Üstelik bir cumartesi günü, iki filmi arka arkaya izledi: Önce Clint Eastwood'unkine, sonra Gaspar Noe'nınkine kaldı.
Film performansı bakımdan ondan aşağı kalır yanı olmayan bir başkası ise Ali Bayramoğlu'ydu. Kimi zaman eşi ressam Arzu Başaran'la, kimi zaman da sık sık görüştüğü yazar arkadaşı Fehmi Koru'yla Emek Sineması'ndaki yerini aldı.
Bu sene Tuğrul Eryılmaz ise her filme gelmeyip, seçtiği belli başlı yapımları izlemeyi tercih etti. "Ben normal bir insanım," diyerek Dönüş Yok filmine girmeyi reddeden Eryılmaz, Aşka Övgü'de ısrarla koltuğunda oturuyordu.
İlginç simalardan biri bu gibi festivallere pek rağbet etmeyen, daha çok Amerikan sinemasını seven Hıncal Uluç'tu. Ama herhalde Dönüş Yok'a geldiğine geleceğine pişman oldu.
Filmekimi'nde en popüler eylemse şüphesiz filmden kaçmaktı. Dönüş Yok'tan çıkanlar arasında İsmet Berkan ve Selin Tunç da vardı. Çok istemesine rağmen Cüneyt Özdemir çıkamadı ama.
Emir Kusturica'nın belgeselinden kaçan Nesteren Davutoğlu ise telefonda arkadaşına "Bu kadar dayanabildim, kurtarın beni," diyordu.
Oray Eğin


Bursa'yı gezen festival
8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival'de Fikret Hakan eleştirdi, Ömer Kavur ihmal edildi.
Festival gezer biz gezmez miyiz? 8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival'in gedikli konuklarından oluşan grubumuz Taksim'de öpüşerek sarılarak buluştu. Mehmet Dinler, Bülent Oran, Duygu Sağıroğlu gibi Yeşilçam büyüklerinin, her birinin filmlerine koşturmuş Muzaffer Hiçdurmaz'ın, Agâh Özgüç, Burçak Evren ve Rekin Teksoy veteran sinema yazarlarının huzurunda yol boyu sinema konuşuldu, elbette. Biz gençler Binnur Kılınçkaya, Mehmet Açar, Esin Küçüktepepınar, Cem Altınsaray uslu durduk. Hevesle o akşam izleyeceğimiz Bitmeyen Yol'u bekledik. Kopyası olmadığı için gösterilemeyen film 37 yıl sonra Festival'in girişimi ve Kodak'ın sponsorluğuyla yeniden basılmıştı. Bursa'da başrol oyuncusu Fikret Hakan ve yardımcı oyunculardan Tuncel Kurtiz de katıldı aramıza.
Festival'in her zamanki kısa ve acısız açılış töreninin ardından izlediğimiz film, yalın ve doğrudan anlatımıyla hepimizi sarstı. Açılış gecesi, Fikret Hakan'ın Yeşilçam'a eleştiri kabul etmez tavrı ve öfkeli çıkışları Duygu Sağıroğlu'nun rafine zarafetiyle dengelendi. ASD'nin, Agâh Özgüç'ün arşivinden bir film karesini büyütüp çerçeveleterek yönetmen ve oyunculara hediye etmesi ve bunu izleyici huzurunda değil de, otel lobisinde dostlar arasında yapması da büyük incelikti, doğrusu.
Benzer bir inceliği, seçim telaşı yüzünden kafası fazla meşgul olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı'nın Ömer Kavur'a gösterememesi ise hepimizi üzdü. Şu sıralar Karşılaşma adlı filminin çekimlerini yapan Kavur, üç filminden oluşan bir toplu gösteri düzenleyen ASD'nin kendisine adadığı kitabı almak için yarım saatliğine Bursa'ya gelme özverisinde bulundu. Ama kitabı ona veren Başkan, ne Kavur ne de Anayurt Oteli hakkında bir iki söz olsun etmedi.
Ah Güzel İstanbul'un yönetmeni Atıf Yılmaz usta ve başrol oyuncusu Ayla Algan, çekim anılarını anlattı.
Festivalin önemli bir konuğu 2000'de Venedik'te FIPRESCI ödülü kazanan Thomas est amoureux / Thomas Aşık Oldu'nun başrolünü üstlenen, Belçika doğumlu Türk aktris Aylin Yay'dı. Belçika yapımı kısa filmde rol alan Yay, canayakın tavrıyla herkesin kalbini kazandı.
İki film aramıza nifak tohumları ekti: Godard'ın Aşka Övgü'sünü ve Istvan Szabo'nun Taraf Tutmak'ını beğenenler ve beğenmeyenler vardı. Joseph Losey'in The Go-Between / Arabulucu'su olmasa fena kapışacaktık. Ağırlık aşk filmlerinden yanaydı, savaştan değil! Aşkla düzenlenen bir festivale de bu yakışır, doğrusu.
Alin Taşçıyan