Haftanın Yerlileri bir arada

Haftanın Yerlileri bir arada
Haftanın Yerlileri bir arada
Murat Özer, bu hafta gösterime giren 'Patron Mutlu Son İstiyor', 'Halam Geldi', 'Kusursuzlar' ve 8 Ocak çarşamba akşamı Başka Sinema kapsamında sekiz sinemada gösterilecek ödüllü belgesel 'Siirt'in Sırrı'nı değerlendirdi.
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

‘Kahramanımız’ ne ister?
Kıvanç Baruönü, bir Yılmaz Erdoğan senaryosunu teslim aldığı ilk filmi ‘Patron Mutlu Son İstiyor’la hedeften uzaklaşmıyor, oyuncularının da katkısıyla.

PATRON MUTLU SON İSTİYOR **
Yönetmen: Kıvanç Baruönü
Oyuncular: Tolga Çevik, Ezgi Mola, Murat Başoğlu, Erkan Can, Ersin Korkut, Mustafa Uzunyılmaz
Süre: 109 dk.

Yılmaz Erdoğan, ‘Kelebeğin Rüyası’nın Oscar versiyonunun izleri kurumamışken, yeni bir filmiyle daha karşımızda. Ancak bu kez (ve ilk kez) senaryosunu başka bir yönetmenin ellerine emanet ediyor. Emanet ettiği sinemacıysa, yıllardır bu sektörün içinde olan ama bir türlü kendi filmini çekemeyen, Erdoğan’la ‘Kelebeğin Rüyası’nda da birlikte çalışan Kıvanç Baruönü. Ona dair izlenimimizi baştan dillendirelim: Hiç de bir ilk film acemiliği yok Baruönü’nün vizöründe, ne istediğini bilen (ve alan) bir yönetmen bakışına sahip sinemacı.

Filme ve ne anlattığına gelirsek... ‘Patron Mutlu Son İstiyor’, son derece standart bir hikâye anlatıyor bize, benzerlerine defalarca rastladığımız. Kapadokya’ya ‘mutlu sonu olan’ bir senaryo yazmak üzere gelen senarist, burada ‘hayatının aşkı’na rastlar. Gelin görün ki, ünlü bir ‘dizi oyuncusu’yla evlenmenin arefesindedir sevdiği. Ve olaylar gelişir...



Bu metin, senaryo matematiği olarak ne kadar doğruysa, hikâye derinliği bağlamında da aynı oranda zayıf işaretler taşıyor. Yılmaz Erdoğan, ‘Neşeli Hayat’ ve ‘Kelebeğin Rüyası’ gibi iki güçlü hikâyenin ardından kaleme aldığı ‘Patron Mutlu Son İstiyor’la ‘hafiflemek’ istemiş belli ki. Tercihtir, saygı duyarız, ama beklentilerin epeyce uzağında kaldığını da söylemek zorundayız. Aralara sıkıştırdığı bol miktarda ‘özlü söz’ün hikâyeye herhangi bir derinlik katmadığı, aksine izleyeni ‘yorucu’ bir işlev üstlendikleri apaçık ortada. ‘Basit’ bir hikâye anlatırken, onu karmaşıklaştırmaya, olduğundan daha ‘derinmiş’ gibi göstermeye gerek yok.

Senaryo (daha doğrusu hikâye) zaaflarına rağmen, ‘Patron Mutlu Son İstiyor’u, örneğin ‘Hükümet Kadın’lar (BKM işi olduğu için veriyoruz bu örnekleri) düzeyinde görmediğimizi de belirtelim. Ezgi Mola başta olmak üzere oyuncu kadrosunun ‘eğlenmeyi’ ve ‘eğlendirmeyi’ bilen çabaları, filmin son ana kadar taşınmasının başlıca müsebbibi. İki rolü birden canlandırırken (açıklandığı için bunu söylemekte zarar yok) büyük efor harcadığı açık olan Tolga Çevik de, biraz ‘Tatlı Budala’daki (The Party) Peter Sellers’ı hatırlatan ‘kahramanımız’ karakteriyle ‘Organize İşler’deki performansını aşıyor. Daha yakın tarihli ‘Sen Kimsin?’deki kompozisyonuyla karşılaştırmıyoruz bile...

Toparlamaya çalışırsak, yönetmeni ve oyuncularıyla ayakta durma çabasında bir film ‘Patron Mutlu Son İstiyor’. Kayda değer yeni bir şey yok, ama BKM’nin ‘temiz iş’ düsturunu karşılamaya yetecek kadar malzeme veriyor bize. Filmin hiçbir anında ‘yalapşap’ bir yaklaşım sezilmiyor en azından, son dönemin birçok yerli yapımında gördüğümüzün aksine.


13: Gelin olma yaşı
Erhan Kozan, ilk filmi ‘Çakal’dan farklı bir yöne akan ‘Halam Geldi’yle, ‘çocuk gelin’ meselesinin Kuzey Kıbrıs’ta da kanayan bir yara olduğunu vurguluyor.

HALAM GELDİ **
Yönetmen: Erhan Kozan
Oyuncular: Miray Akay, Melisa Celayir, Melis Kara
Süre: 100 dk.

“Gerçek bir olaydan uyarlanmıştır” ibaresini bir filmin başında gördüğümüzde korkarız biraz. ‘Sorumluluk’ üst düzeydedir çünkü, ele aldığın meselenin gerçekliği altında ezilip hiç olma riskin azımsanamayacak kadar yüksektir.

Erhan Kozan’ın ilgiye değer bir ilk film olan ‘Çakal’dan sonraki ikinci sinema filmi ‘Halam Geldi’ de işte böyle bir ibareyle açılıyor. 1990’ların sonlarında Kuzey Kıbrıs’ta geçen hikâye, her şeyde olduğu gibi ‘çocuk gelin’ sorununu da oralara taşıyan memleketim insanının trajedisini beyazperdeye taşıma iddiasında. Bu iddianın altının yeterince doldurulduğunu söylemekse zor. Örneğin, Reis Çelik’in ‘Lal Gece’de meseleyi küçücük bir odaya hapsedip evrensele ulaştığı düşünüldüğünde, Erhan Kozan’ın bu filmde odaktan bir miktar uzaklaştığını ve hikâyenin dağıldığını söyleyebiliriz.

Bu dağılmanın temel sebebi, hikâyenin can alıcılığını vurgulamak için yapılan bazı hamleler. Kendi yolunda akıp giden basit bir hikâyeyi ‘renklendirmek’ için yapılan bu müdahaleler, belki meselenin bütün boyutlarını sergileme amacı taşıyor, ama filmin merkezden kaçarak iyice esnemesine de yol açıyorlar. Özellikle yetişkin oyuncuların zaman zaman ‘irileşmeye’ çalışan performansları da devreye girince, meselenin çarpıcı gerçekliği zedeleniyor ve ‘olduğu gibilik’ten ziyade ‘mesaj kaygısı’ öne çıkıyor. Evet, tabii ki kanayan yaraya dair bir mesaj vermek isteyebilirsin ama allayıp pullayarak bunu sağlamak zor, özellikle de böylesi bir meselede.

Hatasız kullar
Ramin Matin, ‘Canavarlar Sofrası’nda ışığını verdiği yönetmenlik becerisini ‘Kusursuzlar’da bir adım öteye taşıyor, Emine Yıldırım imzalı senaryonun yardımlarıyla.
KUSURSUZLAR***
Yönetmen: Ramin Matin
Oyuncular: Esra Bezen Bilgin, İpek Türktan Kaynak, İbrahim Selim
Süre: 95 dk.

İlk filmi ‘Canavarlar Sofrası’yla kapalı alana sıkıştırılmış distopik bir hikâye anlatan ve özellikle yönetmenlik açısından kayda değer veriler sunan Ramin Matin, bu izlenimimizi haklı çıkaran ikinci filmi ‘Kusursuzlar’la kapalı mekândan çıkmış olsa da, ilkinden çok daha ‘içe dönük’ bir hikâyeyle karşımıza geliyor, Emine Yıldırım imzalı senaryonun ona bahşettiklerinin ışığında tabii.

İki kadın/iki kardeş hikâyelerinin özünde çatışma barındıran doğasını iyi kullanan bir film ‘Kusursuzlar’. ‘Bir şey’den kaçıp birbirlerine -çatışarak- tutunan iki kız kardeşin hikâyesini takip ediyoruz burada. Ridley Scott başyapıtı ‘Thelma ve Louise’i (Thelma and Louise) hatırlatan temel yapı, bir yandan ‘kaçış’ kavramıyla kendini tanımlarken, öte yandan da ‘kurtuluş’la anlam kazanıyor. Birbirlerinin antitezi gibi duran iki kız kardeşin, erkekleri karşısına alan ve onlara bir tür ‘intikam’ duygusuyla yaklaşan tavırlarını anlaşılır kılan senaryo, Ramin Matin’in elini güçlendirirken, ‘gizem’in son ana kadar korunmasını da sağlıyor. Hayata farklı noktalardan bakıyor gibi görünmelerine karşın, birbirlerinden beslenerek ‘tamamlayıcı’ işlevler üstlenen karakterlerin hem içsel hem de dışavuran gelişimlerinin senaryoda iyi çizildiğini de belirtmek lazım.
Esra Bezen Bilgin ve özellikle İpek Türktan Kaynak’ın karakterlerin ağına düşmüş performanslarıysa ‘Kusursuzlar’ı baştan sona taşıyıp götüren unsurların başında geliyor. İki aktris, karakterlerinin içinde sessiz sedasız biriken enerjiyi açığa çıkardıklarında yaşanan ‘patlama’ysa görmelere seza. Oyuncu performanslarının bir filme yaptığı etkinin resmi belki de bu. Tabii ki Ramin Matin’in de hakkını vermek lazım. Yönetmen, feminizm penceresinden bakan senaryoyu ofsayta düşürecek herhangi bir hamlede bulunmadığı gibi, ilk andan itibaren var olan gerilimi tırmandırma konusunda da yetkin bir perspektif çiziyor, ‘yönetmen dokunuşu’nu hissetmemizi sağlıyor.

‘Kızımız’ Evin
Başka Sinema kapsamında yalnızca bugün, sekiz salonda tek seans olarak gösterilecek ‘Siirt’in Sırrı’ adlı belgesel, ‘çok özel’ bir başarı hikâyesi anlatıyor.
SİİRT’İN SIRRI ***
Yönetmenler: İnan Temelkuran, Kristen Stevens
Süre: 89 dk.
İnan Temelkuran’ın ‘Made in Europe’la başlayıp ‘Bornova Bornova’yla devam eden kalburüstü kariyerinin üçüncü durağı ‘Siirt’in Sırrı’, bir günlük de olsa ticarî gösterim şansı buldu sonunda. Bugün, Başka Sinema’nın sekiz salonunda tek seansta izlenebilecek bu belgesel, ‘çok özel’ bir başarı (başarma) hikâyesi anlatırken, bu hikâyenin sömürüye açık duygusal tuzaklarından da kendini sıyırmayı başarıyor.
Temelkuran’ın Kristen Stevens’la birlikte hayata geçirdiği proje, Siirt’ten çıkıp Avrupa şampiyonluğuna kadar uzanan bir serüvene sahip ‘güreşçi’ Evin’in şaşırtıcı yolculuğunu resmediyor. Belgesel, 16 yaşında bir genç kızın böylesi zorlu bir spor dalını seçme motivasyonu üzerinde yapılanıyor daha çok. İçe kapanık toplumun ona dayattıklarıyla değil, kendisinin hayattan bekledikleriyle yoluna devam etmek isteyen Evin’in kaderi de bu motivasyon aracılığıyla kesişiyor güreşle. Onu hem fiziksel hem de ruhsal olarak yıpratsa da, güreşin ona sağlayacaklarının farkında ve hırpalanmasına karşın tutunuyor bu spor dalına.
“Siirt’in Sırrı”nın duygusal tuzaklardan paçasını sıyırdığını söyledik, ama biz izleyicilerin Evin’i görüp de onun serüveninden etkilenmememiz mümkün olmuyor tabii ki. Ne istediğini bilen ve bunun için elinden geleni yapan bu genç kızın başarması için yalvarıyoruz adeta filmi izlerken, tepkisiz kalmak mümkün değil çünkü. Temelkuran ve Stevens da Evin’in dünyasının çeşitli aşamalarını beyazperdeye taşıyarak, ona daha sağlıklı bir pencereden bakmamızı sağlıyorlar. Ülkenin batısındaki yaşıtlarının ‘haksız rekabet’ koşullarını kırmak uğruna çabalayan Evin’e karşı ‘kızımız’ muamelesi yapmak da kaçınılmazlaşıyor bizim için...
Not: ‘Siirt’in Sırrı’nı bugün (8 Ocak Çarşamba) izleyebileceğiniz salonlar ve seansları: Beyoğlu Beyoğlu (21.30), Haramidere Cinetech Torium (21.30), Levent Metro City Cinema Pink (21.30), Altunizade Capitol Spectrum (21.30), Kadıköy Rexx (21.30), Ankara Büyülü Fener Kızılay (21.30), Bursa Cinetech Korupark (21.15), Eskişehir Kanatlı Cinema Pink (21.15).


VİZYONU DEVAM EDEN YERLİLER
Senin Hikayen **
İblis’in Oğlu: 13. Vahşet *
Kedi Özledi **
Özür Dilerim *
Erkekler *
Sürgün *
Bu İşte Bir Yalnızlık Var **
Düğün Dernek *
Yozgat Blues **
Mc Dandik *
Tamam mıyız? **
Erkek Tarafı: Testosteron **
RGG: Ayas **
Su ve Ateş **
Hükümet Kadın 2 *
Benim Dünyam *
Behzat Ç. Ankara Yanıyor... **
Aziz Ayşe **