Halkın gücü seçilenlerin gücünden bağımsızdır

Halkın gücü seçilenlerin gücünden bağımsızdır
Halkın gücü seçilenlerin gücünden bağımsızdır

Feminist kuramcı Judith Butler, pazar akşamı Boğaziçi Üniversitesi ndeydi.

Amerikalı düşünür ve kuramcı Judith Butler, 13. İstanbul Bienali kapsamında, Columbia Global Centers İstanbul işbirliğiyle pazar akşamı Boğaziçi Üniversitesi'ndeydi. Butler, halk/devlet egemenliği üzerine zihinleri açtı...
Haber: MELİS BEHLİL* / Arşivi

University of California, Berkeley’ de ders veren ve şu anda konuk öğretim üyesi olarak Columbia Üniversitesi’nde bulunan Butler, özellikle toplumsal cinsiyet üzerine yazdığı ve Türkçede de yayımlanan ‘Cinsiyet Belası’ kitabıyla ve cinsiyetin performatif yapısı üzerine geliştirdiği kuramlarla tanınsa da son senelerde çalışmalarını insan hakları ve savaş karşıtı politikalar üzerinde yoğunlaştırdı, hatta İsrail’i eleştiren duruşu nedeniyle belli çevrelerde eleştirilerin odağı oldu. 2011 yılında yazmış olduğu ve Tahrir Meydanı üzerinden kamusal alan ve eylemleri kuramsallaştırmaya teşebbüs ettiği ‘Müttefik Bedenler ve Sokağın Siyaseti’ adlı makale aynı yıl Cogito dergisinde de yayımlanmıştı ve Gezi olayları esnasında akademisyenler arasında temel metinlerden biri olarak popülarite kazandı.
Bu makale ve bienalin kuramsal çerçevesi dahilinde, Butler’ın İstanbul ’daki konuşması da ‘kamusal alan’ üzerineydi. ‘Toplanma Özgürlüğü veya İnsanlar Kim?’ başlıklı konuşma, Butler’ın kuramcı doğasını yansıtır şekilde, belirli bir örnek üzerinde odaklanmadan kamusal alan, toplanma ve ifade özgürlüğü, halkın ve devletin egemenliği gibi kavramları tartışmaya açtı.
Bir araya gelen bir insan topluluğunun henüz herhangi bir telaffuzda bulunmadan bile toplanmış olmaları nedeniyle bir şeyler ‘söylüyor’ olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Butler, her bir toplanmanın farklı nedenler, amaçlar ve gruplar içerdiğini, Tahrir’de olduğu gibi aynı şehrin aynı meydanında, ancak değişik zamanlarda çok farklı şeyler yaşandığını ve bu nedenle her bir toplanmayı farklı ele almak gerektiğini belirtti. Toplanma özgürlüğünün doğası gereği pratikte varolabilmesi için devlet tarafından da tanınması gerektiğini söyleyen Butler, bu noktada bir de paradoks sundu: Bu özgürlük, insanların bir araya gelip taleplerini sunmalarını sağladığı için, demokrasinin bir ön koşulu olarak herhangi bir devletin oluşumunun hem öncesinde gelmeli, hem de ötesine geçebilmeli. Butler’ın özellikle üzerinde durduğu bir konu, halkın egemenliği ile devletin egemenliği arasındaki ayrımdı. Egemenliği, kamunun siyasi özgür iradesinin edimi olarak kabul ettiğini ifade eden Butler, seçimlerin bu noktada halk egemenliğinin önemli bir tezahürü olduğunu, ancak meselenin başlangıç ve bitişinin sadece seçimlerde yer almadığını da belirtti. Halkın gücünün, seçilenlerin gücünden bağımsız görülmesi gerektiğini ve bu gücün transfer/tercüme/ikame edilemez olduğunun da altını çizdi.
Açlık grevi kendini sokakta var eder...
Butler, konuşmasının başlığının ikinci yarısını da tekrar gündeme getirdi ve toplanan insanların kim olduğunu tam olarak belirlemenin imkânsızlığından söz etti. Herhangi bir kamera teknolojisiyle meydanlardaki insanların daima değişir olma özelliklerinin ve neredeyse hiçbir zaman birleşik bir sesle taleplerini telaffuz etmiyor olmalarının kayda geçirmenin olanaksızlığına değindi. Sokaklarda toplanmanın dışındaki direniş yöntemlerinden açlık grevinin tam da sokakta ve görünür ol(a)mama üzerinden kendini var ettiğini aktaran Butler, cezaevi ağlarının kamusal alanların hem dışında yer alıp, hem de buralardaki eylemlerin, kamusal mekânların ne olduğunu tanımlama noktasında etkin olduklarını belirtti. Butler, insanların meydanlara çıkarak hapis riskine girdikleri bir ortamda, her kamu mekânının polis ve hapis fikrini de barındırdığını söyledi.
Judith Butler, konuşmasının sonunda Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Zeynep Gambetti moderatörlüğünde gerçekleştirilen tartışmada kendisine yöneltilen, Gezi’de LGBT ve Antikapitalist Müslümanlar gibi farklı grupların bir araya gelmesine dair bir soruya verdiği “Amerika’dan gelmiş bir akademisyenin size kendi dinamikleriniz hakkında ukalalık etmesini herhalde istemezsiniz” cevabıyla da dinleyicilerden alkış topladı. Böylesi önemli bir düşünürü İstanbul’da dinlemenin keyfinin ardından evlerine dağılanların tahmin ediyorum ki bir kısmı, Kadıköy’de tam da bu kuramsal çerçevenin pratik yanıyla yüz yüze gelerek kendilerini gaz bulutlarının arasında buldu.
* Doç. Dr., Kadir Has Üniversitesi Radyo TV Sinema Bölümü