Halle - luya!

Halle Berry, güzelliğin Hollywood'da başrol kapmak için bir numaralı kriter olduğunu her zaman biliyordu ve bir ayağını endüstrinin...

Halle Berry, güzelliğin Hollywood'da başrol kapmak için bir numaralı kriter olduğunu her zaman biliyordu ve bir ayağını endüstrinin içinde tutabilmek için de adımlarını buna göre attı. İlk dönem filmlerinden Strictly Business ve Boomerang'da baştan çıkarıcı kadını oynadı. Açıkçası, The Program'dan The Flinstones'a birçok filminde de, en bakılası unsur kendisiydi.
Filmleri fazlaca sıradan olduğunda, Berry boşlukları şöhretiyle kapatmaya çalıştı. Zaten türlü 'kırmızı halıda yürümece' etkinliğinde boy gösterişiyle kendinden söz ettirmeyi başarıyordu. Özel yaşamı ise başlı başına bir sansasyonlar geçidiydi. Beyzbol yıldızı David Justice'le kısa süreli evliliği, basına büyük boy fotoğraf malzemesi
sunmak ve dedikodu sütunlarını doldurmak açısından bereketli oldu. 90'ların ortasında,
Berry'nin yüzü, parlak Revlon reklamları dahil her yerdeydi.
İlk bakışta, bu eski amigo kız lideri, mezuniyet balosu kraliçesi, manken ve ABD güzellik yarışması birincisinin, sinemadaki
'sansasyonel seksi kadın' konumundan sonsuza dek memnun olacağını düşünmemek elde değildi. Fakat kafası biraz çalışan her Hollywood yıldızı gibi o da, işini sürdürebilmek için bir oyuncu olarak da yırtması gerektiğini kestirmişti elbette. Spike Lee'nin Jungle Fever'ından sonra, tam da ışıltılı imajı iyice prim yapmaktayken, 95'te Losing Isaiah'da bir kez daha uyuşturucu bağımlısı rolüne çıktı. Birkaç sene sonra da Warren Beatty'nin cüretkâr politik hicvi Bulworth'deydi.
90'ların sonunda, HBO kanalı için çekilen Introducing Dorothy Dandridge'le yapımcılığa da el atarak alanını genişletti. 'Beyaz olmak dışında, Amerika'nın bir film yıldızında aradığı her şeyi barındıran' Dandridge'i canlandırdığı bu gerçek yaşamöyküsüyle Altın Küre kazandı. Ödülün getirisi de hiç fena olmadı. Bir sonraki rolü, 2000 yılının en popüler filmlerinden X-Men'deki iyi niyetli mutantlardan Storm'du. Her zamankinden cazip bir görüntü sergilediği, John Travolta'lı Swordfish/Kod Adı Kılıçbalığı'yla da 2.5 milyon dolarlık ücreti kasasına koydu.
Halle Berry'nin önlenemez zirve ikâmeti de aynı yıl içinde, yani 2001'de başlamış oldu. Büyük prodüksiyonların yan roldeki dilberinden öteye geçmek için, Monster's Ball/Kesişen Yollar'da, para meselesini bir kenara bırakıp tam anlamıyla yüreğini ve azmini ortaya koydu denebilir. Binbir zorluk,
dert, belayla geçen yılların ardından öyle
bir dolmuş olacak ki, geçen pazar gecesi Monster's Ball'la kazandığı en iyi kadın oyuncu Oscar'ını bir ağlama ve titreme nöbetiyle karşılayarak Gwyneth Paltrow'un ağlak teşekkür konuşmasını da solladı. Çünkü Berry neredeyse konuşamadı. Tabii ödülün baş döndürücülüğünün üzerine bir de, en iyi kadın oyuncu seçilen ilk siyah olma durumu eklenmişti.
Artık fragmanlarda adını 'Academy award winner' olarak göreceğimiz Halle Berry, Pierce Brosnan'lı Die Another Day'i ve X-Men 2'yi sıraya koymuş durumda. Kısacası Berry, beyazperdede fırtına gibi esmeye devam edecek. Ancak Oscar töreninden önce yapılmış bu söyleşiden de anlaşıldığı üzere, Berry'nin özel yaşamı kariyerinin tam aksine bir trajediler silsilesi.
En büyük kusurunuz nedir?
Birçok kusurum var. Duygularım konusunda çok kararsızım, bu da ilişkilerimi güçleştiriyor.
Esen yelle değişiyorum. Bundan nefret ediyorum. Bazen dine inanıp iki gün sonra
'İncil'de yazan hiçbir şeye inanmıyorum,' diyebiliyorum. Bütün bunların, gelişmekte olduğumun işareti olduğunu düşünerek kendimi rahatlatıyorum.
Hep istediğiniz şey nedir?
Okuldayken kendimi kabul ettirmek istemiştim. Hiç olmadı. Beyazların devam ettiği bir okuldaki birkaç siyahtan biriydim.
Balo kraliçesi seçildiğim zaman, oy kutusunda
hile yapmakla suçlandım. Ablamla iyi bir ilişkim olsun isterdim, o da olmadı. Başarılı, mutlu bir evlilik istemiştim. Şu andaki evliliğim öyle ama daha önceki değildi. Kariyerimle ilgili bazı şeylerin gerçekleşmesini istedim. Onlar da olmadı.
İnsanlar her şeyimin olduğunu düşünüyor. Şikâyet etmiyorum ama hayatta çok tatmin olduğumu da söyleyemem.
Ablanızla ilişkinizde sorun neydi?
Çok kavga ederdik. Artık etmiyoruz ama tam yetişme dönemindeki o kavgalardan izler kaldığını düşünüyorum. Kıyasıya, kan çıkana kadar kavga ederdik. Ben de evden çok genç yaşta ayrıldığım için ilişkimiz hiç tam anlamıyla düzelmedi. Şimdi de birbirimizden çok uzağız. Ablamın Down sendromlu bir çocuğu oldu, önemli bir ameliyat geçirdi, ben hiç yanında olmadım.
Hepimizin hayatında çirkin, şişman, sivilceli dönemler vardır. Sizin de oldu mu?
Evet, lisedeyken şişmandım. Nedeni de şeker hastası olmamdı. Ama o zaman daha teşhis edilmemişti.
Nasıl fark ettiniz?
22 yaşında, sette bayıldım. Ayıldığımda doktor diyabetten bahsediyordu. Ne olduğunu bilmiyordum, kanser kadar korkunç bir şey olduğunu sandım, ödüm koptu.
Hayatınızı derinden etkileyen başka bir deneyim yaşadınız mı?
Beş yıl önce Beverly Center'ın garajında soyuldum. Artık sadece valelere park ettiriyorum arabamı. Alışveriş merkezi kapanıyordu, ben de elimde torbalarla arabama yürüyordum. Arkamda birinin olduğunu hissettim ama bakınca kimseyi göremedim. Tam arabama vardığımda biri arkadan üstüme atladı, sırtıma bir bıçak ya da tabanca dayadı. Her şeyi verdim. Çantamı, paketlerimi, takılarımı, sırf beni öldürmesin
diye arabamı da verecektim. Her şey çabucak oldu bitti, sonum geldi sandım. Polise bildirdim ama bir şey çıkmadı.
Anılarınız fenaymış gerçekten de. Çocukluğunuzdan neler hatırlıyorsunuz?
Annemin mücadelesini hatırlıyorum. '60'lı ve '70'li yıllarda tek başına iki siyah çocuk yetiştiren bir kadındı.
Anne-babanız siz dört yaşındayken ayrılmış. Anneniz, babanız aleyhinde konuşur muydu?
Babam annemi çok döverdi. Annemi tekmelediğini görmüştüm. Annem onunla ilgili pek iyi şeyler söylemezdi ama kendi ilişkilerinin bizi etkilemesine izin vermezdi. Babamızı hayatımızdan çıkarmamamız için uğraştı. Dört yaşımdan on yaşıma kadar babamı hiç görmedim. Geri geldiğinde, annem sırf bizim için bir kez daha denemeye karar verdi. 1976'da bir yıl boyunca bizimle yaşadı babam ve hayatımın en kötü yılıydı. Ablamı çok döverdi. Beni hiç dövmedi. Küçük bir köpeğimiz vardı. Bir gün yemekteyken köpeği odanın öbür yanına fırlattı. Köpeğimiz korkudan dilini ısırdı, az daha koparıyordu. Bütün o kanlı görüntü... Babamdan söz edildiğinde aklıma ilk gelen, o köpeğin havada uçuşudur. 'Allahım, ne olur gitsin,' diye ağlayarak dua ettiğimi hatırlıyorum; hayatım normale dönsün diye.
Daha sonra köpeğiniz oldu mu?
İki tane. Aynısından hem de (Maltese). Dört yıl kadar önce koşuya çıkarken ikisini de arka bahçede bıraktım. Beraber koştuğum arkadaşım, köpekleri hep kapalı tuttuğum için kızıyordu, ben de kendimi suçlu hissettim ve hava alsınlar diye bahçede bıraktım. Geldiğimde, çakallar ikisini de parçalamıştı.
Dua eder misiniz?
Evet ve Tanrı'ya inanırım. Ama Tanrı Yehova mı, Buda mı, Allah mı bilemem.
Kulağınıza yumruk atıp da bir kulağınızın yüzde 80 duyuş kaybına uğramasına neden olan adamın Wesley Snipes olduğu söyleniyor...
(Gülerek) Bu kişinin adını asla açıklamayacağıma ve bu konudan bahsetmeyeceğime and içtim. İşin üzücü kısmı, o kişiyi gerçekten çok seviyordum. Birini gerçekten sevmişseniz, sevmekten hiç vazgeçmezsiniz. Şimdi de onu korumak isterim. Ona bu yükü bindirmem.
Anlaşılır bir şey. Hiç işitme aleti kullandınız mı?
Kullanmam gerekirdi ama tabiri caizse karizmamı çizdirmek istemedim. Hem her şeyi duymamak hoşuma da gidiyor doğrusu.
Hayattaki en önemli beş şey ne?
Bir kere aşk. Bir şeye duyulan tutku. Aile. Bilgi. Eğitim.