Hamili kart: Yakinimdir!

Sanat hayatını düzenleyecek yasa taslağında öngörülen Türkiye Sanat Kurulu'nun nasıl işleyeceğini 'Sinema Destekleme Kurulu'na bakarak görebiliriz. İkincisi görece daha 'özerk' üstelik.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Hacer Boyacıoğlu cuma günkü Radikal’de Türkiye ’nin kültür sanat dünyasını yakından ilgilendiren önemli bir habere imza attı. Haberin ayrıntılarını, Radikal’in internet sitesinde bulabilirsiniz. Taslak özetle hem Devlet Tiyatroları’nı hem de Devlet Opera ve Balesi’ni kapatırken sanatla ilgili tüm konularda yetkiyi bakanlar kurulu tarafından atanacak 11 kişilik ‘Türkiye Sanat Kurulu’na veriyor. Kurul, hangi projenin hangi düzeyde destekleneceğini belirleyecek, şartlara uyulmazsa desteğini geri çekebilecek. Kurul gerekli görürse sanat alanında hizmet alımı yoluyla da proje alabilecek. Taslağın aynen yasalaşması halinde tiyatrocular, opera ve bale sanatçıları ile Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan sanatçılar halen görev yapmakta oldukları ilin kültür ve turizm müdürlüğü emrinde görevlendirilmiş sayılacak.
Türkiye’de kültür ve sanat alanındaki politikaların ve desteklerin bir sanat kurumu tarafından belirlenmesi bu dünyanın içinde yer alan birçok isim tarafından dillendiriliyor. Ama hiç kuşku yok ki böyle bir ‘Sanat Kurulu’ değil kastedilen. Kültür Bakanı’nın önerdiği üyeler arasından bakanlar kurulu tarafından atanacak 11 kişinin ‘siyaseten’ ne kadar bağımsız ve özerk olabileceği Türkiye pratiğiyle defalarca sınanmış durumda.
Bunu anlamak için görevi yalnızca sinema eserlerine destek vermek olan ‘Sinema Destekleme Kurulu’na bakmak bile yeterli. En fazla 15 kişiden oluşan bu kurulda 1 bakanlık yetkilisi, 3’de bakanlık tarafından önerilen, ancak sektörde belli bir birikim edinmiş kişilerden oluşan üyeler bulunuyor. Yani kurulun 11 üyesi sektördeki örgütlerin temsilcilerinden oluşuyor. Buna rağmen bürokrasi kontrolü elden bırakmak istemediği, sektörün kimi unsurları da bakanlıkla ters düşmekten çekindği için bu kurulun kararları da artık tartışmalı hale geldi.
Örneğin bir önceki dönem Özcan Alper’in ‘Rüzgârın Hatıraları’ projesinin ‘Ermeni meselesi’ne değindiği için desteklenmediğine dair haberler yayıldı. Hafta başında açıklanan yeni kararlarda Emin Alper, İnan Temelkuran gibi çoktan rüştünü ispatlayan yönetmenlerin projelerine destek çıkmazken; birçok dizinin yapımcısı olan ve çok da nakit sıkıntısı çekmeyeceği aşikâr kimi yapımcılar destek buldular. Aileyi ve tarihi değerlerimizi öven filmlere destek verileceği açıklaması geçen yılın önemli tartışmaları arasında yerini almıştı mesela. Sinema Destekleme Kurulu gibi ‘görece’ sektör temsilcilerinden oluşan ve görevi yalnızca ‘destekleri belirlemek’ olan bir yapıda bile bu tür sıkıntılar baş gösterirken, tamamı Kültür Bakanlığı ve bakanlar kurulu tarafından belirlenmiş ve Türkiye’nin sanat hayatına yön vermesi beklenen bir kurulun ‘bağımsız’ kararlar almasını beklemek saflık olur.
Böyle bir kurum; bakanlığın da içinde bulunduğu (ama çoğunluk olmadığı), ağırlıklı olarak sanatın içinden gelmiş (tercihen sanat örgütlerinin temsilcileri) insanlardan oluşturulup; aldığı kararlarda, verdiği desteklerde, ürettiği projelerde ve en önemlisi ekonomik anlamda tamamen ‘özerk’ bir yapı olarak inşa edildiğinde anlamlı olabilir ancak.
Ötesi, yalnızca para dağıtan; bundan pay koparmak için sanat üretenlerin araya adam koymak zorunda kaldıkları, yüksek katlarda tanıdıkları olanların, hamili kart sahiplerinin projelerini geçirebildikleri bir kurum kalır elimizde.