HANGİ İBO?

HANGİ İBO?
HANGİ İBO?
Maçoluğu normalleştiren hallerine dayanamıyor, 'imparator' abartısından hazzetmiyor, kafasının etrafında dönen siyah haleden irkiliyor olabilirsiniz. Ya da belki sesini dinleyince âlem değiştiren, sık sık gözlerinin dolmasından etkilenen, aurasının reddedilmeden incelenmesi gerektiğini düşünenlerdensiniz. İbrahim Tatlıses tek mi ki hissiyatımız bir olsun?
Haber: Ç. BEGÜM SOYDEMİR - begum.soydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Hayatta hakkında nötr kalamayacağınız adamlar vardır. ‘Beni hiç ilgilendirmiyor’ cümlesini kolay kuramayacağınız. Nefretle ya da sevgiyle, ama bir şekilde adını andığınız... Dün bir kez daha, net bir şekilde gördük ki İbrahim Tatlıses, onlardan biri işte.
Hayatı yoksul bir Güneydoğulu ailede, 1952’de Urfa’da, kendi tabiriyle bir mağarada, ciğerci Ahmet Tatlı’yla karısı Leyla’nın yedi çocuğunun en büyüğü olarak başlar. Çok net bilemiyoruz ama hakkında çıkan bazı haberlere bakılırsa doğduğunda babası hapistedir. 10 yaşına kadar bu mağarada yaşar, hiç okula gitmez. Su satar, çığırtkanlık yapar, inşaatlarda soğuk demirci olarak çalışır. O günleri yıllar sonra “Çocuktum. 20 kuruş fazla kazanmak için sinemalarda ‘Haydi buz gibi su’ diye bağırarak su satıyordum. Bir gün koltukta oturan bir adam birden yerinden kalktı. ‘Sus ulan eşek, seni mi dinleyeceğiz?’ diye suratıma dört tokat attı. Ve o yediğim tokatlar beni buralara kadar getirdi” derken başarı takıntısının ve hırsının kaynağını da açıklamaktadır. 

Sevgi-nefret-şiddet-şefkat
Yörenin âdeti olarak babası ve ailenin erkekleriyle gittiği sıra gecelerinde, yanık sesiyle herkesi büyülemektedir. 10’lu yaşlarında mahalle düğünlerinde, işi biraz daha ilerlettiğinde pavyonlarda türkü söylemeye başlar. Hatta 15’inden itibaren ‘mahalli sanatçı’ kontenjanından amatör olarak Urfa, Elazığ ve civar şehirlerde kayıtlar yapmaya başlar. Bölgede ufak ufak tanınmaya başlamıştır.
İlk evliliğini Urfa’da üç çocuğunun annesi Adalet Durak’la yapar. Severek evlenirler. O günlerden bir anısını, “Urfa’da boşandığım eşim, çocuklarımın annesi Adalet Tatlıses’le birbirimizi severek evlendik. Sonra ufak tefek geçimsizlikler baş gösterdi. Bir mevzudan tartıştık, çekti gitti evine. Bizimkiler gittiler, geri getirdiler. Aradan üç-dört gün geçti, ben uyuyordum. Bizim hanım yine annesigilin evine kaçmış. Dışarı buz gibi soğuk. İçeride soba yanıyor. Birden sinirim bozuldu. Kalktım hırsımdan ağlaya ağlaya yanan sobayı yumrukladım” diye anlatır. Kadınlarla arasında hiç bitmeyen sevgi-nefret-şiddet-şefkat sarmalı, o günlerden bugüne dozunu artırarak gelir.
Şöhret virüsü, o zamanlarda kaçar içine. ‘Ya herru ya merru’ (Yöre ağzıyla söylersek ‘Ya herro ya merro’) diyerek, sazını alıp İstanbul yollarına düşer. 70’lerin ortasıdır; göçtü, arabeskti derken şiddetli şark rüzgârları, memleketin ‘elit’ yarısını ele geçirmektedir. Vakit, doğru vakittir.
İstanbul’dan önce gittiği Ankara ’da Kınalı Pavyon’da çalışırken şans yüzüne güler. 1974’te ‘Ayağında Kundura’ türküsüyle parlar. Orijinal kaydı dinleyenler bilir; şimdiki gereksiz gırtlak oyunlarından, araya sıkıştırılmış manasız esprilerden, sazcıların profesyonel ‘attırmalarından’ azade o saf ses, türkü sevmeyenin bile kayıtsız kalamayacağı etkileyiciliktedir. Batı illeri fazlaca görmezden gelip aşağıladığı Doğu hissiyatını neredeyse ilk kez bu netlikte tadar. 

Türkü kulaktan kulağa yayılınca önce Ankara Radyosu’na, sonra da bir yılbaşı gecesi televizyona çıkar. Çok sayıda insanın ekran başında olduğu o gece, büyük çoğunluğun ilgisine mazhar olur. Dönemin en prestijli, şöhret yuvası etkinliği İzmir Fuarı’ndan teklif alır. Yoksulların, ezilmişlerin sesi olarak başladığı profesyonel hayatında ezen, kıran, döven, gerçek bir muktedire dönüşmesindeyse herhalde akademik tezleri bile zorlayan altmetinler var. 

Yönetmen, senarist, besteci, işadamı…
Hayatında başka değişiklikler de olmuştur bu arada. İstanbul’a geldiğinde tanıştığı müzisyen Yılmaz Tatlıses’in tavsiyesiyle Tatlı olan soyadını Tatlıses olarak değiştirmiştir. İlkokulu dışarıdan bitirip diplomasını 30 Haziran 1976’da Kilis’teki Kartalbey İlkokulu’ndan alır.
Her ünlü gibi 1978’de sinemaya da girer; ‘Ayağında Kundura-Ceylan’ filmiyle. 1979’da oynadığı ‘Kara Yazma’ filminde tanıştığı Perihan Savaş’la olan birlikteliğinden geriye yıllar boyu konuşulacak o dayak ve Melek Zübeyde adlı kızları kalır. 1983’te ‘Günah’ filmini çekerken tanıştığı Derya Tuna’yla ilişkisiyse çok daha sündürmeli, araya pek çok başka kadının sıkıştığı, içinden silah da geçen şaibelerin baskın geldiği, bir de İdo adlı oğlunun doğduğu uzun bir aşktır.
İşadamı olarak kariyeri 1987’de Tatlıses Müzik’i kurmasıyla başlar. Arkası gelir; benzin istasyonları, lahmacuncu ve çiğköfteci zincirleri, otobüs şirketi, radyo istasyonları, otelcilik…
80’lerin sonu-90’ların başı İbo’nun altın yıllarıdır. Kendini ‘İmparator’ ilan etmesinin temelleri bu yıllarda atılır. Ünü Türkiye ’yi aşar; Yunanistan, Ortadoğu ülkeleri, gurbetçi münasebetiyle Almanya ve hatta Amerika’da bile posterleri her yeri sarar. Bu dönem aynı zamanda hâlâ aralarındaki ilişkinin gizemini muhafaza eden Hülya Avşar’lı yıllardır. Birlikte çekilen filmler, ‘Hülya’, ‘Mavi Mavi’, ‘Allah Allah’ şarkıları, sahne şovları, ‘Sus kız!’ şirinlikleri, fotoğraflardan bile sızan o ‘elektrikli’ hal iki tarafa da büyük popülerlik getirir. 

Kadınlarla şedit ilişkiler
9 Ağustos 1984 tarihli gazetelerdeki bir fotoğraf ve haber, İbrahim Tatlıses’in kadınlarla ilişkisinin de ilk resmi belgesidir: “İbrahim Tatlıses tarafından kaçırıldıktan sonra yedi saat boyunca dövüldüğünü ileri süren film oyuncusu Perihan Savaş, savcılığa başvurarak Tatlıses’in ruh hastası olduğunu söyledi ve tutuklanmasını istedi. Savaş’ın gözünün morarmış, sol kaşının da patlamış olduğu görüldü. Tatlıses poliste, ‘Savaş çocuğumun annesidir. Sağda solda dolaşmasını bir erkek olarak gururuma yediremedim’ dedi.”
1987’de Kadınca dergisine verdiği bir söyleşide şöyle der Tatlıses: “Erkek erkektir, kadın kadındır. Yani kendini bilen bir kadın hiçbir zaman ‘Erkekle eşit olacağım’ demez. Giyinmeye, yiyip içmeye hakkı var ama bunun dışında eşitlik olmaz. O zaman ben de geçeyim çamaşır bulaşık yıkayayım! Nerede kaldı benim erkekliğim?”
‘Bir kadın, bu tip bir adamla ilişki yaşayabilir mi?’ diye soracak kadar naif olabilirsiniz. Ama sabıkalarının üstüne yenisini eklemekten çekinmediği halde Tatlıses, bir ‘sevgilisizlik sorunu’ yaşamaz. İlişki boyunca Derya Tuna’nın her daim hırpalandığı hep konuşulur. 2000’de Tatlıses’in Tuna’yla 18 yıllık beraberliğinin bitmesine neden olan Asena’yla ilişkisi ortaya çıkınca, Tuna’nın Bodrum’daki Tatlıses Otel’de ‘dayak yediği’ haberleri çıkar. Asena’nın yediği dayak, İstanbul-Bodrum yolunda mola verilen benzin istasyonunda kameralara yakalanır. Bu sırada Tatlıses’in hayatına Ayşegül Yıldız’ın girdiği konuşulmaktadır. 2002’de sahneye çıkmaya karar veren Derya Tuna’nın ilk programından sonra vurulması, Hüseyin Bozan adlı İbrahim Tatlıses hayranının işgüzarlığı olsa da resmiyette, böyle olduğunu düşünen azdır.
‘Hülya’ filminde der ki: “Çok büyüksün İstanbul... Kimbilir kimleri yuttun? Ama beni yutamayacaksın. Bir gün o kadar büyüyeceğim ki, sen bile bana dar geleceksin. Hatta bir gün gelecek, bana ‘İbo’ diyemeyeceksin, ‘İbrahim Bey’ diye sesleneceksin.”
Şimdi konuşulan şu: İbrahim Bey, İbo’luktan bugüne geçerken müziği, şöhreti ve cüzdanıyla birlikte etrafındaki düşmanlığı da besleyip büyütmüş olabilir mi?

Daha önce iki kez vuruldu
*1981’de İzmir Fuarı’nda polise hakaretten tutuklanıp cezaevine girdi.
*1990’da kokain operasyonunda adı geçen ünlüler arasındaydı, 1994’te beraat etti. 
* 1990’da yapımcı Şehmuz Ilgın ve eski menajeri Hasan Bora’yla ihtilaf yaşadı. Villası kundaklandı, Maksim’de sahnede bacağından vuruldu. 
* 1991 seçimlerinde ANAP reddedince Şanlıurfa’dan bağımsız aday oldu. Seçim kampanyasını havaya beş el ateş açarak başlattı ama Meclis’e giremedi. 
* 1995’te Hasan Heybetli’nin yeğeninin sünnet düğününde ‘meskun mahalde ateş açmak’tan gözaltına alındı. 
* 1996’da Şanlıurfa’da Halıcılar Çarşısı’nı dolaşırken tartıştığı Ahmet Toptan, yeğeni Fevzi Tatlı tarafından vurularak öldürüldü. 
* 22 Ağustos 1998’de Tatlıses’in otomobilini kurşunlayan Hasan Bora’nın adamı Abdullah Uçmak, kurşunlanarak yaralandı. 
* 6 Ekim 2000’de şoförünün kullandığı otomobilde ruhsatsız iki tabanca yakalanınca kelepçelenip gözaltına alındı.


En ünlü filmleri
Ayağında Kundura - 1978
Kara Yazma – 1979
Ayrılık Kolay Değil – 1980
Çile - 1980
Mavi Mavi - 1985
Gülümse Biraz - 1986
Dertli Dertli – 1987
Ben İnsan Değil miyim? – 1988
Hülya – 1988
Fosforlu - 1989


Albümleri
Kara Kız /
Beni Yakma Gel Güzelim - 1971
Tatlı Dile Güler Yüze /
Sevdim de Sevilmedim - 1972
Züleyha / İnan Arkadaş - 1973
Ayağında Kundura /
Erzurum Dağları - 1974
Elleri Pamuk / Hış Hışı Hançer - 1976
Kapıyı Çalan Kimdir? /
Niye Gittin Elin Oldun? - 1977
Sabuha / Ayrılık Kolay
Değil - 1979
Ceylan - 1980
Mutlu Ol Yeter /
Bir Kulunu Çok Sevdim - 1981
Yaşamak Bu Değil - 1982
Yalan - 1983
Benim Hayatım - 1984
Mavi Mavi - 1985
Gülüm Benim - 1986
Allah Allah - 1987
Kara Zindan - 1988
İnsanlar - 1989
Söylim mi? - 1990
Vur Gitsin Beni /
Yemin Ettim - 1991
Ah Keşkem - 1992
Mega Aşk - 1993
Haydi Söyle - 1994
Ben de İsterem - 1996
At Gitsin - 1998
Yetmez mi? - 2001
Tek Tek - 2003
Aramam - 2004
Sizler İçin - 2005
Bulamadım - 2007
Neden - 2008
Yağmurla Gelen
Kadın - 2009