Hangisi sana göre?

Dev müzik piyasasının bize her yıl sunduğu binlerce albümün hepsini dinlemek mümkün değil.
Haber: MEHMET TEZ / Arşivi

Dev müzik piyasasının bize her yıl sunduğu binlerce albümün hepsini dinlemek mümkün değil. Ama âlemlerde kaybolmamanın da bazı yolları var. Sunday Times'ın tam da bu yüzden hazırladığı pop rehberinin ilk bölümü geçen haftaydı. Ama bitmedi. İlk bölümde electronica, progressive rock ve kadın rock solistleri vardı. İkinci bölüm ise günümüz müziğine damgasını vuran dört türü, tarihi dönüm noktalarıyla ele alıyor...
Garage
Sampler aldım, hayatım değişti
1988 yılında Akai, S950 sampler'ı piyasaya çıkardı, 'timestretching' devri başladı. Müzisyenler artık plaklardan çözdükleri loop'lara mahkûm olmayacaklardı. Yani artık kaydedilen ritim hızlanınca sesler incelmeyecek, yavaşlayınca kalınlaşmayacaktı. S950 sampler bir devrimdi. Dub reggae, jazz, hip hop, hardcore, techno; tarz ne olursa olsun artık 150 bpm'lik (dakikada vuruş sayısı) parçalar listelerde üst sıraları zorluyordu. Bu müziğin adı jungle'dı ve gerçek bir İngiliz siyah müziğiydi.
Daha sonra güçlü ve derin titreşimler yayan bas partisyonların eklenmesiyle bu müzik drum'n'bass'a dönüştü. Grooverider, LTJ Bukem, Photek gibi prodüktör DJ'ler karizmatik sound'lar yarattılar. Ritimleri çekip, uzatıp, değiştirip yeni beat'ler elde etme noktasında Fatboy Slim gibi isimler devreye girdi. Drum'n'bass ve jungle, Roni Size sayesinde zirveye çıktı. Bir diğer kanatta ise bu altyapılar üzerine melodik vokaller ekleyen ve The Artful Dodger ve Craig David'in son halkasını temsil ettiği bir de yan akım oluştu.
DJ
Double deck olayı
1977 yılında genç DJ Frankie Knuckles, Chicago'daki Warehouse'da çift turntable ile setler yapmaya başladı ve house müzik doğdu. Knuckles sayesinde clubbing camiasına yeni bir yaklaşım girdi. DJ'in rolü ve kalabalık üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü olabileceği anlaşıldı. Önceden gay'lerin ve zencilerin kendi aralarında eğlenmek için doldurdukları hangar bozması mekanları şenlendiren DJ'ler için müzik dünyasının kapıları sonuna kadar açılmıştı. Knuckles ve Larry Levan, DJ'in tarifini yeniden yaptılar.
Eski ve yeniyi, tüm müziklerin her türlü öğesini kullanıp double deck sayesinde karıştırmak, orada bulunanları hipnotik bir ilişki kurarak kendine bağlamak...
Bir süre sonra DJ neredeyse Tanrı konumuna gelmiş ve genel olarak müzik sound'unun gidişatını belirler olmuştu. Bas partisyonların giderek belirginleşmesi ve parlaklaşması, hipnotik loop'ların bunların üzerine döşenmesi sayesinde, ritimler daha çarpıcı oldu. Paul Oakenfold, Pete Tong, Dave Dorrell (Pump Up The Volume'u hatırlarsınız) yıldızı parlayan ilk isimler oldular. Oakenfold kendi çizgisini trance'a kayarak sürdürdü. Halen en büyük DJ'lerden. Weatherall Primal Scream ile çalıştı. DJ'lik ile performer'lık arasındaki çizgi giderek incelmeye başladı. The Chemical Brothers, Underworld, Orbital, Daft Punk, Moby, Fatboy Slim, Basement Jaxx hepsi bu çizginin etrafında toplandı. Bu sayede dans literatürüne yeni tarzlar girdi: Hard house, deep house, balearic, trance, techno, acid, down beat...
R&B
Esmerin adı R&B'nin tadı
On yıl kadar önce Uptown Records promosyon sorumlusu Sean Combs (Puff Daddy) bir alışveriş merkezinde karaoke yaparken keşfettiğinde Mary J Blidge 20 yaşındaydı. O kendi çapında bir öncü oldu ve pek çok kadın solist onun tarzını örnek aldı. İlk albümü 'What's The 411?' bir nevi siyah kadın vokalistin el kitabı görevini gördü, 60'ların ve 70'lerin klasik groove'larını hip hop ruhuyla 90'lara taşıdı. O dönemde siyah kadın vokalist ekolü Tina Turner ve Blidge arasında gidip geldi ama zafer kuşkusuz Blidge'ın.
Ondan etkilenen pek çok kadın vokal ünlendi: Lauryn Hill, Macy Gray, TLC bunlardan sadece üçü. Bugün modern soul'a karşı Atlantalı India Arie neoklasik çizgiyi temsil eden en bariz isimlerden. Albüm klasik çizgisinin yanında kendini soul'dan farklı türlerin takipçilerine de dinletebiliyor. Her ne kadar bu âlemlerde erkek solistlerin varlığını yadsıyamasak da, R&B'ye bugünkü şeklini verenlerin hep kadınlar olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Punk
Provoke ederim seni
Malcolm McLaren, New York Dolls'u 1973 yılındaki İngiltere turnesinde ilk kez dinlediğinde nefret etmişti. Çok yetenekli, harika çocuklar oldukları söylenemezdi belki ama pazarı çok iyi tanıyan biri olarak bunun iş yapacağını anlamıştı. Bir boşluk vardı ve doldurulmalıydı. Vivienne Westwood ile birlikte üzerinde provokatif sloganlar yazan tişörtler hazırladılar, biraz deri ve metal parçacıklarıyla 1977 yılında ilk punk grubunun imajı hazırdı. Grubun adı The Sex Pistols'dı. Albümleri 'Never Mind The Bollocks' listelere 1 numaradan girdi. Aynı dönemde yine efsanevi bir grup, The Clash sahneye çıktı. 80'lerde glam rock ortalığı kasıp kavururken Ada'lı punk grupları ağırlığını hissettiriyordu. 90'lara gelindiğinde ise Nirvana aynı duyguyu ve tarzı yaşatan grup oldu. Volümü yüksek, bağıran, isyan eden şarkılarla on yıla damgalarını vurdular.