Hasım-hısım meselesi

Hasım-hısım meselesi
Hasım-hısım meselesi

Kültür Bakanı'nın İKSV ve SİYAD'la ilgili 'hasım' yorumuna yol açan Emek Sineması eylemine dünyaca ünlü yönetmen Costa-Gavras da katılmıştı.

Kimse Kültür Bakanlığı'yla 'hasım' olmak istemez. İKSV ve SİYAD gibi saygın kurumlara 'hasım' ya da 'hısım' olma seçeneği sunmak da kulağa hiç demokratik gelmiyor.
Haber: CEM ERCİYES - cem.erciyes@radikal.com.tr / Arşivi


Fazıl Say’ın mahkûmiyetiyle sonuçlanan dava memlekette düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını birkez daha hatırlamamıza vesile oldu. Kimileri ‘ifade özgürlüğünün de sınırları olduğunu’ gösterdiği için bunun gayet hayırlı bir dava olduğunu düşünüyor. Hukukçular bir haftadır tartışıyor ve nihayetinde söz konusu ‘sınırlar’ın öyle Fazıl Say’ı hapse atacak kadar belirgin olmadığı ortaya çıktı. Meraklısı Orhan Kemal Cengiz’in dünkü yazısını okusa yeter. Cengiz’in işaret ettiği bir şey var ki çok önemli: Cezası ertelenen Fazıl Say, beş yıl boyunca ağzından çıkacak her şeye dikkat etmek zorunda, onun için artık konuşma özgürlüğü diye bir şey yok.

Twitter’da her gün gezinen milyonlarca söz içinde ‘inançlara saygısızlık’ olarak kabul edilen bir tek Fazıl Say’ın tweet’i mi var? Eminim değildir ama savcılığa o şikâyet edildi. Çünkü Fazıl Say çok ünlü, çok saygın ve takip edilen bir sanatçı. Siyasi görüşlerini kimseden sakınmadan her fırsatta ve her mecrada en sert biçimde dile getirmekten çekinmiyor. Bu görüşleriyle iktidara muhalif bazı kesimler ya da laik kitleler için simgeleşmiş bir isim. Dolayısıyla onun mahkûmiyeti de simgesel bir anlam taşıyor. Din ve inanç meselelerinde sessizlik çıtası, hukukun da yardımıyla daha aşağıya çekilmiş vaziyette. Görünen o ki Fazıl Say davası, Türkiye ’de benzer sözler söylemeye niyetlenenlerin kulağına küpe olacak bir emsal teşkil edecek. Önceki gün Ahmet Hakan da köşesinde yazdı: “Maksat ‘inanca saygıyı sağlamak/değerlere hakareti cezalandırmak’ kisvesi altında yeni statükonun bir yaramazına had bildirmek, öteki yaramazlarına da ‘ayağınızı denk alın’ mesajı vermektir.” Biliyorum ki Fazıl Say da böyle düşünüyor; olan bitene bakınca bu görüş haklılık kazanıyor.

* * *

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik de Fazıl Say’ın ifade özgürlüğünde sınırları zorladığını düşünüyor. Londra’da bu konuda açıklama yaparken, sanat dünyasına da önemli mesajlar gönderdi. Bakan Çelik, Emek protestolarına destek olan iki sivil toplum kuruluşunun yöneticilerine işaret ederek “Ben medeni ve demokratik bir diyalogdan yanayım. Ama öbür türlüsünü tercih eden kendi bilir” dedi. Sivil toplum kuruluşu dediğim Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV). Birinin başkanı Tunca Arslan, diğerinin genel müdürü Görgün Taner. Gerçi bakanın ‘son bir haftadır sürekli bakanlığı hedef alan açıklamalar yaptığını’ söylediği kişinin Görgün Taner değil ama festival boyunca gündemde olan film festivali direktörü Azize Tan olması da mümkün, ama fark etmez. Burada temel mesele, kültür dünyasında çok önemli iki kuruma Kültür Bakanı tarafından olumsuz bir dille işaret edilmesi.

SİYAD, bütün eleştirmen örgütleri içinde en eski ve etkili olanıdır. Çok uzun yıllardır düzenledikleri ödüllerle, üyelerinin medya ve sinema dünyasındaki etkinliğiyle dört dörtlük bir sivil toplum kuruluşudur. İKSV ise Türkiye’de devletin yıllarca çok yetersiz kaldığı bir alanda ülkenin bütün sanat ve dünyasını, medyasını seferber ederek yarattığı enerjiyle yüksek standartlarda sanat etkinliklerini izleyiciyle buluşturan bir vakıf. Yani her ikisi de bir kültür bakanının daha en başta kulak vermesi, birlikte çalışması gereken yerler. Yöneticileri ise kendi alanlarının en tecrübeli, en değerli isimleri.

Kültür Bakanlığı, diğer bakanlıklardan farklı olarak merkezi müdahalenin en az olması gereken yer. Toplumun kültüre ulaşma hakkını kolaylaştırmak, dolayısıyla sivil toplumla iyi bir işbirliği kurmak zorunda. Eminim, Bakan Çelik de bunun farkında. Yoksa Kültür Bakanlığı’nın sanatçılarla birlikte yönetilecek bir bakanlık olduğunu, diyaloğa açık olduğunu söyleyerek söze başlamazdı. Ama aynı sözün içinde eleştirel tavır takınanları isim isim sayıp ‘kendileri bilir’ deyince işin rengi değişiyor. Kimse Kültür Bakanlığı’yla ‘hasım’ olmak istemez.

Kurumlara ‘hasım’ ya da ‘hısım’ olma seçeneği sunmak da kulağa hiç demokratik gelmiyor.

Hükümetle sanatçıların arası hep gergin oldu. Ertuğrul Günay bu gerginlikleri azaltabilen bir isimdi. Belli ki biraz da bunun için göreve getirilmişti. Şimdi Ömer Çelik’le birlikte günümüzün sert siyaset dili bütün kültür dünyasına da mı sirayet edecek diye insan endişeleniyor.