'Hata'ların senin eline verilmiş bir nimet

'Hata'ların senin eline verilmiş bir nimet
'Hata'ların senin eline verilmiş bir nimet
Behzat Ç.'nin komiser yardımcısı Eda'sı Seda Bakan ile sohbete oturduk. Bakan: "Apolitik biriyim. Hassaslaştığım mevzular var ama bunları politik değil insani açıdan değerlendiriyorum."
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Böbrek çürütecek kadar soğuk bir Ankara gecesinde -biraz hava atmış gibi olacağım ama kusura bakmayacaksınız artık- Behzat amirim Erdal Beşikçioğlu ile oyununun çıkışında topluca yemeğe gitmiştik… Behzat Ç.’nin Eda’sı Seda Bakan’la yaptığımız işbu söyleşinin temelleri de o gece atılmıştı aslında. Nihayet geçen gün İstanbul ’da bir araya geldik... Uzun bir off the record sohbetin ardından tam kayıt düğmesine bastım ki Seda “İpek, çok heyecanlıyım!” dedi. Kendisini biraz teskin ettikten sonra şu soruyla başladık:


Genelde heyecanlı mısındır?
Evet, heyecanlı olmadığımda bir sorun varmış gibi gelir. Heyecanlandığında vücudun farklı bir kimyaya bürünüyor ya, işte bu bana iyi geliyor.

Aksine hep sakin görünüyorsun...

Belli etmiyorum demek ki, iyi bir oyuncuyum galiba (Gülüyor).

Oyunculuk uğruna uzun zamandır İstanbul’dan ayrı kalıyorsun… Ankara’da görüştüğümüzde senin orada kendini çok güvende hissettiğini düşünmüştüm.

Doğrudur çünkü fikirlerine çok inanıyorum o insanların. Ankara’da yapacak fazla şeyleri olmadığı için insanlar sürekli kendilerini geliştirmiş. Ama insan anlama konusunda da geliştirmişler. Mesela söylenilen şey neredeyse her zaman doğru çıkıyor.

Mesela?

Aklına ilk gelen şeyi yapmamak, daha çok düşünmek diye bir şey vardır. Ben her zaman aklıma ilk gelenin doğru olduğunu düşünürdüm ama aslında orada başka bir derya deniz varmış. Zekâmı kullanmayı öğrettiler bana. Korkularımla savaşmayı da öğreniyorum bir taraftan ama bazen buna yenik düşebiliyorum.

Korku dediğin başarılı olamama korkusu mu?


Hayattaki korkularının en önemli sebebi başarıdır bence. Başarısızlığı kabul etmek kadar zor bir şey var mı? Kendine ayaküstü 100 tane yalan uydurabilirsin “Başarısız olmadım” cümlesini kurmak için. Ama oyunculukta asla kumar oynayamazsın, başarılı olmak zorundasın. Bu da beni korkutuyor ama Erdal Abi ile Elvin Abla (Beşikçioğlu), Binnaz Dorkip, Ege Aydan, Ahmet Uğurlu’dan farklı bakış açıları öğreniyorum. Kafam da karışıyor ama bu durum bir şekilde beni rahatlatıyor da… “Acaba benim yolum ne olacak?” diyorum. O yüzden Ankara beni kendime yakınlaştırdığı için evet, bence güvenilir bir yer.

20 yaşından beri çeşitli dizi ve filmlerde oynadın ama asıl parlaman Behzat Ç. ile oldu desem sana haksızlık etmiş olur muyum?

Hayır olmazsın. Behzat Ç. fenomenleşince sadece ben değil ekipteki herkes sivrildi.

Sence neden fenomen oldu?


Türkiye ’de bizimki kadar doğal oyunculuklar yok bence. Dilinden ve Ankara’nın kimyasından kaynaklanıyor da olabilir tabii. Ekipten ve yönetmenden de… Ama bence en önemli etken senaristimiz Ercan Mehmet Erdem, çünkü öyle verilerle sahne yazıyor ki üstüne bir şey eklemesen bile o tamamen sendenmiş gibi gözüküyor. Bence en büyük başarı ona ait.

Ülke gündeminde yer alan birçok olayın en vicdanlı yansımasını Behzat Ç.’de görüyoruz. Engin Çeber, Hrant Dink, Cumartesi Anneleri, KCK, kadına şiddet…

Travesti cinayetleri ve daha birçok şey… Ercan’ın bir defteri varmış; insanları ve toplumları etkileyen olayları o deftere not alıyor ve vakti geldiği zaman onları işlemeye çalışıyormuş. Gurur duyuyorum böyle bir işin içinde olduğum için çünkü maalesef sosyal olmayan bir taraf da var.

Ne gibi?

Yani politikayla çok ilgilenmeyen insanlar var, onlar da bizim dizimizi izliyor. Her telden insanın bulunduğu değişik bir kitlemiz var. Böyle konuları işliyor olmak da bence herkesi bir yerde tatmin ediyor. Hatırlatıyor bazı şeyleri... Bir de tabii üstüne gidiyor...

Sen ilgilenir misin politikayla?


Apolitik biriyim. Tabii ki duyarlı olduğum, hassaslaştığım mevzularvar ama bunları politik açıdan değil sadece insani açıdan değerlendiriyorum. Doğru bir politik yaklaşım için biraz fazla birikim, ilgi, uzmanlık gerekiyor. Aksi durumda samimiyetsiz geliyor. Tabii bu benim için geçerli…

Senin bakışında bir şey değiştirdi mi peki dizi?


Biraz daha duyarlı yaptı beni, evet.

Geçenlerde bir erken boşalma sahnesi vardı… Sanırım Türkiye’de ilk kez bir dizide yapıldı bu…

Ah İpek, sayfaları çevirip sahneyi ararken bir yandan kendi kendime “Allahım yardım et” diyordum, bir yandan da böyle bir sahne kaç kişiye denk gelebilir ki diye düşünüp seviniyordum (Gülüyor). O kadar ipin ucundaydı ki her şey; kullandığımız herhangi bir ifade Eda ile Harun karakterlerini zedeleyebilirdi. Bayağı kafa yorduk üzerine…

Dizide Harun, Eda’nın evinde yaşıyor ama bir yandan da kardeşi Aslı’nın Cevdet’le neredeyse bir araya gelmesini bile istemiyor. Toplumun ikiyüzlülüğü bu noktada net vurgulanıyor, ne dersin?

Evet, ama bir yandan da anlayabiliyorum bunu. Benim de ağabeyim var, oradan biliyorum: “Aman kız kardeşime laf gelmesin, kimse onu üzmesin” kafası vardır. Abim şöyle diyor mesela; “Seda eve biraz daha erken saatte gidebilirsin, biraz kendinle yalnız kal, kafanı dinle”… Başka yollardan giriyor o ama ben farkındayım tabii, aklı kalıyor. Erkekler erkeklere çok güvenmiyor ya, biz nasıl güvenelim o zaman? Ama ben yine de herkese güvenilmesi gerektiğini düşünüyorum ve bence psikolojik bir sorundur güvensizlik. Herkese güvenilmeli bu hayatta. Sonrasında belki, güvenini sarstıysa ona göre temkinli olursun ama güvenmekte problem yok.

Çok da güvenirsen pişman olabilirsin diyeceğim ama bir söyleşinde “Yaptıklarımdan pişman olmam. Pişmanlık duymadığım için de kendime bir öfkem yoktur” demişsin.

Dedim… Niçin bu dünyadayız?

Niçin?

Bence şu yüzden: Hepimiz bu hayatta bir deneyim içindeyiz ve bu hayata kendimizi gereğinden fazla kaptırdığımızda, aslında hata olmayan durumları da hata olarak algılıyoruz. Yapılan şey hata olmayabilir, kazanılan bir deneyimdir ve bu kârdır. Elbette ki yaşanılmış deneyimlerden faydalanılmalı ama insanın kendi deneyimlediği durumlar her zaman daha kesin sonuçlar vermiştir. Sonuçta yaptığın şeyin yanlış olduğunu düşünsen de, o yanlış başka bir yerde, birinin hayatında bir yol ve ışık açıyor olabilir… O yüzden ‘hata’ların senin eline verilmiş bir nimettir. Bence buna bu açıdan bakarsan, hata yapmamış olabilirsin. Yani sence hata olarak kalabilir ama pişmanlık duymayabilirsin. 

Nedir seni böyle düşünmeye iten?

Mesnevi severim, spiritüellikle de ilgileniyorum. Aynı zamanda inançlı da bir insanım. Ben bunu bayağı düşündüm, buldum; üstelik kimse bana bunun yanlış olduğunu kanıtlayamadı. Biz insanlar bir şeye inanmak için buradayız. İnanç kırıldığı zaman psikolojik sorunlar ortaya çıkıyor. Ve bence Tanrı bizi öyle yaratmış.

Nasıl yaratmış?

Ona inandığımız zaman onun ışığını ve içimizde, ensemizde hissettiğimiz zaman her şey bence daha yolunda gidiyor. Kendi anlamında, insan olarak daha yolunda gidiyor. Çok kolay sarsılmaz bir ruha sahip oluyorsun.

Hayatta insanların doğuştan her şeyi bildiğine ve yaşarken hatırladığına inanıyormuşsun, öyle mi?

Evet, hepimiz bu bedenlere girmeden önce birer ruhtuk ve enerjiydik. Bir güçtük yani... Evet tamam, doğduğumuz anı hatırlamıyoruz çünkü o içeriden çıkış anı çok büyük bir travma ama hatırlamamız gereken bir sürü ipucu var; bir sürü havuç var ve onları toplamak gerekiyor. Ama bunu, kendini hayatın ritmine kaptırdığında algılayamayabiliyorsun. Ben de algılayamayabiliyorum bazen, kapılıp gittiğim oluyor. Ama bir durup nefes alıp hiçliği düşündüğümde kendime geliyorum. Bence bu, varoluştaki önemli bir nokta.‘Yapamam’ diye bir şey yok

Ankara’daki StüdyoCer’de Erdal Beşikçioğlu’nun sahneye koyduğu Hayvan Çiftliği’nde bir koyunu oynuyorsun…
Evet, bir de 1 saat 20 dakika boyunca koyun pozisyonunda sahnedeyim… Hepimiz dört ay boyunca çok sıkı çalıştık. Zorlanıyorduk ama deli gibi çalışma isteği oluyordu, bir hedef vardı ve ona yürüyorduk. Üstelik bu, Türkiye’de henüz yapılmamış bir şeydi. “Acaba biz yapabilecek miyiz?” diye kendi kendimize sorarken oyun çıktı. Dünyanın her yerinde insanlar acayip şeyler sahneye koyuyor. Ve biz, “Ya biz bunu yapamayız” diyoruz çünkü bize “Yapamam, edemem” lafı ezberletilmiş. Öyle bir şey yok ya, insan her şeyi yapabilmeye programlı; istersen ve çalışırsan her şeyi yapabilirsin.