Hayat da sanat da kışkırtıcı olmalı

Hayat da sanat da kışkırtıcı olmalı
Hayat da sanat da kışkırtıcı olmalı

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Bu akşam ikinci sezonu açacak olan 'Karadayı'nın 'kötü adamı' Necdet yani Erkan Avcı ile birlikteyiz. İki yıl önce 'Zenne'deki performansıyla Altın Portakal'dan En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'yle dönen Avcı, mafyöz Necdet için 'Makyavelist bir karakter' diyor...
Haber: HÜLYA AVTAN / Arşivi

Hakkınızda çok fazla şey bilmiyoruz. Diyarbakırlısınız, oyunculuk eğitimi almış İstanbul ’a gelmişsiniz... Peki ailede var mıydı oyunculukla ilgili birileri?
Diyarbakır ’da doğdum büyüdüm, 21 yaşında ilk defa Diyarbakır’dan çıktım. Çukurova Üniversitesi’nde oyunculuk okudum, İstanbul’a gelmeye karar verdim. Tekrar sınava girdim ve İstanbul’a geldim. Ailede oyunculuk yok ama küçüklükten beri amcalarım beni hep sinemaya, tiyatroya götürürdü. Nazan Kesal’ın, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’ndaydı o zaman , çok emeği var bizde. Lisede tiyatro öğretmenliğimizi yaptı. Benim merakım çocukluktan değildi, lisede tiyatro daha çok belirginleşmeye başladı. Sınavlara girmeye başladım sonra Adana’yı kazandım, bir sene sonra İstanbul’a gelmem gerektiğini düşündüm. Seviye sınavına girdim. Yaşım büyük diye ikinci sınıftan başladım. Mimar Sinan Üniversitesi’ni kazandım. Son senesinde İstanbul Üniversitesi’nde yarı zamanlı pantomim okulunu kazandım, bir süre devam ettim. Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönettiği ‘Bana Mastikayı Çalsana’da oynadım. İstanbul’daki ilk özel tiyatrom odur. İstanbul benim için verimli oldu, çok güzel kapılar açtı. Çok iyi hocalarımız vardı; Bülent Emin Yarar, Derya Alabora, Atilla Şendil...
Geldiğiniz yerin oyunculuğunuza etkisi nasıl oldu?Hâlâ köküm toprağım orada.Yaratım referanslarım oraya dayalı; duruş, algılayış olarak. “Otu çek, köküne bak” derler ya, köklerim orada. Bu beni mutlu ediyor. Her ne kadar İstanbul’da yaşıyor olsam da temelde ana duygularım Diyarbakır olduğu için hem oradan hem buradan aynı anda beslenme gibi bir zenginliğe kavuşmuş oluyorsun. Bu, çok az oyuncuya nasip olan, çok değerli bir şey. Hem Batı’nın hem Doğu’nun referansını kullanmak yaratım sürecinde çok yardımcı oluyor.
Kariyerinizde birbirinden farklı pek çok rolde gördük sizi, şanslı olduğunuzu düşünüyor musunuz bu anlamda?
Şans doğru şeye doğru zamanda doğru yerde durabilmektir. Altı boş değil, bu anlamda rastlantıya inanmıyorum. Olasılık seninle karşılaştığında fiziken, ruhen doğru yerdeysen adı şans oluyor. Yoksa fırsat oluyor, şans olabilmesi için senin mental olarak, beden olarak hazır olman gerekir. Her anlamda bu böyledir.
Duygusal ilişkilerinde de iş hayatında da.
‘Karadayı’ya dahil olma süreciniz nasıldı?Menajerim ve ekibimizle bir yol haritası çıkarttık. Çok şükür bu yol haritasında bana güvendiler, onlara kendimi bırakabildim. Ay Yapım’da audition açılınca elimizden geldiğince çalışıp gittik. Profesyonel bir ekip var. Geçmişinizden ziyade kumaşınıza bakıyorlar. Cem Karcı ve Uluç Bayraktar’la çalışmalar yaptık. Önce insan olarak anlaştık. Sonra ortak düşündüğümüz noktalardan hareket ettik. Yazarlarımızla da kanımız ve dilimiz uyuştu, çalışmalarla bu dil güçlenmeye başladı. Öncesinde oynadığım şeyler ise onlar için iyi referanslardı çünkü beni başarılı addediyorlardı. ‘Zenne’ filminde cesaretle durup, oynamaya çalışmak onlar için önemliydi. ‘Sakarya Fırat’ da öyle... Osman Sınav önemli bir okul.
Hazırlık sürecinde neler yaptınız?
Kemikleşmiş bir yöntemim yok. Her rolün kendi talepleri olur. Birbirinizi tanıdıkça ne istediğini anlarsınız. Karakterler benim için böyle. Yaratım bizim alanımızda tek başına olmuyor. Komplike bir sanatın içindesin. Bütün birimlerle beraber hareket etmelisin. Karşındakilerin de sana nasıl bir enerji verdiği önemli. Çok sevdiğim bir laf var: Kralı kral yapan maiyetidir. Karakteri oynarken diğer oyuncuların karaktere bakışı da sana doneler verir. Etrafımdakilerle beraber karakter yaratmayı daha verimli buluyorum.
Kişisel çalışmalarınızda ne yaparsınız peki?
Kendi çalışmalarımda karakterin ana duygusunu oynamaya çalışırım. Peşinde olduğum şey gerçeklik. Gerçeklik beni çok kışkırtır. Ama bahsettiğim, fantastik gerçekçilik. Karakter kışkırtıcı olmalı. Sanatın sözü kışkırtıcı olmalı. Bu ‘kışkırtıcı’ sözünü çok iyi anlamak gerekiyor. Uyarıcı olmalı. Hayatın da sanatın da öyle olması taraftarıyım. Gerçeklik temelinden ilerlemeye çalışıyorum. O gerçekliğe bir fantastik katmaya çalışıyorum.
Necdet’ten ne öğrenmişsinizdir?
İnsan her şey olabilir, koşullar ve durum değiştiği ölçüde. Oyuncu insana dair bu bilgiyi aldığı için aslında buradaki taşlarla oynamayı öğrenirsin. Oynadığın karakterin ruhunun hamallığını yaparsın, fikir oynarsın. Fikrin kendisi bir enerji alanıdır. Necdet, Makyavelist bir karakter, yükselmeyi planlıyor. Bu fikrin enerji alanına girdiğiniz zaman suyunuz oraya akmaya başlar. Profesyonellik nerede başlar ve biter? Bu enerji alanına girip, o alandan kendi fikrinizle beraber çıktığınızda. Oyuncu eskici dükkânı gibidir. Her seferinde bir şey alır ve kendi oyuncakçı dükkânını zenginleştirir. Her karakter bir ideadır. Oyuncunun asli görevi onu kana cana büründürmektir.
Hakkınızda ‘yeni dönemin kötü adamı’ deniyor...Kötü kimdir nedir, kötüden neyi beklediğimiz çok önemli. Ben açıkçası onun sebeplerini aramayı tercih ediyorum.
Necdet kötü biri mi?
Refleks olarak kötü şeyler yapan bir adam ama elimden geldiğince bunları temellendirmeye çalışıyorum. Tıpkı hayatta olduğu gibi. Hayatta nasıl bir insansanız onun altını doldurmanız gerekir. Karakterde de öyle ne kadar sağlam nedenlendirirseniz o kadar gerçek olur.

 

‘Nefret cİnayetlerİ daha çok konuşulmalı’

‘Zenne’ için konuşursak herkesin söyleyecek bir sözü varmış aslında, bu hikâyeyle o yol açıldı. Nefret söylemiyle alakalı iyi bir film oldu. Sadece cinsel tercihlerle alakalı değil; dil, din, ırk, renk neyse onun adı bütün nefret cinayetleri üzerinden daha fazla film yapılmalı, daha çok yazılmalı, konuşulmalı. Bu platformların oluşması için bekliyor insanlar. ‘Zenne’ de bunlardan biri oldu.