Hedefimiz; güçlü, hayal kurabilen nesiller

Hedefimiz; güçlü, hayal kurabilen nesiller
Hedefimiz; güçlü, hayal kurabilen nesiller
Aydın Doğan Vakfı Başkanı Hanzade Doğan Boyner, 'Baba Beni Okula Gönder' kampanyasının 10'uncu yılında yeni hedeflerini anlattı: Kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü çocuklar nasıl yetişir? Önceliğimiz bu.

RADİKAL - 10 yıl önce Türkiye’nin en büyük eğitim seferberliklerinden biri başladı. ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyası bir anda tüm Türkiye tarafından sahiplenildi. Bu süreçte her kız çocuğunun okula kayıt ettirilmesi hedefine ulaşıldığını söyleyen Aydın Doğan Vakfı Başkanı Hanzade Doğan Boyner, vakfın artık güçlü, hayal kurabilen çocuklar yetiştirmek hedefinde olduğunu söylüyor. Hanzade Doğan Boyner ile Hürriyet Pazar'dan Güliz Arslan konuştu...  

Her birinin gözlerinden umut ve heyecan fışkırıyor. Objektife, önlerindeki hayata, ülkenin geleceğine kocaman gülümsüyorlar. Çok zor günler yaşıyor olsak da Baba Beni Okula Gönder seferberliğinin 10’uncu yılı anısına hazırlanan albümde yer alan kızların fotoğraflarını görünce insanın içini müthiş bir iyimserlik kaplıyor, güzel günlerin geleceğine dair hiç şüpheniz kalmıyor.
Aydın Doğan Vakfı Başkanı Hanzade Doğan Boyner’le hem önderlik ettiği bu seferberliğin 10 yıllık yolculuğunu hem de Birleşmiş Milletler tarafından üç yıldır kutlanan Dünya Kız Çocukları Günü (11 Ekim) dolayısıyla önümüzdeki hafta gerçekleştirecekleri 'Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar Konferansı'nın ayrıntılarını konuşmak üzere bir araya geldik.

Yıllardır kız çocuklarının eğitimi için okullar, yurtlar açtınız, burslar verdiniz. Ülkemizdeki cinsiyet eşitsizliği bu yolla çözülür mü?
Her köye okul açsak, her kıza bursa versek de düşünce yapımızı değiştirmeden bu sorunu çözemeyiz. Birleşmiş Milletler, 2000’de Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında cinsiyet eşitliği hedefini de belirlemişti. Aradan geçen 15 yılda ciddi yol katedildi. Ama tüm dünyada hâlâ çok büyük problemler var. Sürdürülebilir büyüme için, fakirliğin ve şiddetin önlenebilmesi, savaşların sona erdirilebilmesi için yapılması gerekenlerin başında cinsiyet eşitliğinin sağlanması geliyor. Birleşmiş Milletler bu konuda bir farkındalık yaratmak için 11 Ekim’i Dünya Kız Çocukları Günü ilan etti. Biz de Türkiye’de bu konuyla ilgili bir şeyler yapmak istedik. Çünkü kız çocuklarına eşit imkanlar sunulması Aydın Doğan Vakfı’nın da hedefleri arasında. 

Bu konu hedefleriniz arasına nasıl girmişti?
Türkiye nasıl dünyanın en büyük ekonomileri arasına girer diye bir araştırma yaptık. Temel sorunlardan birinin kız ve erkek çocukları arasındaki eğitim farkı olduğu ortaya çıktı. Dünya Bankası’nın 100 ülkeyi kapsayan bir araştırmasına göre ortaöğretime devam eden kız çocukları oranını yüzde 1 artırmak o ülkede kişi başına düşen milli gelir oranını yüzde 3 artırıyor. Biz de kız çocuklarının eğitimine yönelik ne yapılabilir diye düşündük. Bunun üzerine Baba Beni Okula Gönder (BBOG) seferberliğini başlattık.

Bu seferberliğin başındaki hedeflerin ne kadarı gerçekleştirildi?
BBOG seferberliği ile birlikte, Milli Eğitim Bakanlığı ve UNICEF’in Haydi Kızlar Okula kampanyası, başka özel kurumların ve sivil toplum örgütlerinin de bu konuya odaklanmasıyla kız ve erkek çocukların ilk öğretime kayıt oranları arasındaki fark ortadan kaldırıldı. Bu büyük bir başarı. Dünyada da bu konuda büyük bir ilerleme kaydedildi. Fakat dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kız çocuklarının orta ve yüksek öğretime devamı konusunda hâlâ ciddi problemler yaşanıyor.

Baba Beni Okula Gönder çok geniş bir kitle tarafından benimsendi. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Hedefi çok netti bir kere. İşe başlarken koyduğumuz somut hedefleri paydaşlarımızla, kamuoyuyla sürekli paylaştık. Sorunun çözümünde bir çok farklı adım attık;  “Küçük köylerde okul yoksa, çocuklar uzaktaki okullara giderken zorlanıyorsa, okul ve yurt yaptık. Burs ihtiyacı olanlara burs verdik. Çağdışı geleneklerden dolayı çocuklarını okutmayan ailelerle görüştük ve gerektiğinde bunun için kapı kapı dolaştık. Kız çocuklarının eğitiminin önemi konusunda sürekli haberler yaparak bir toplumsal duyarlılık yarattık. Ayrıca kızlarımızın sosyal hayatına katkıda bulunmak için de çalışmalar yaptık. Kısaca burs, okul, yurt gibi ekonomik katkılar, kamuoyunda konunun öneminin anlatılması ve kızların sosyal hayatlarına katkıda bulunmak... Bu üç hedefi de gerçekleştirdik. Bunları yaparken de çok şeffaf olduk, kampanyayı halka indirebildik. Bütün Doğan Grubu kampanyaya çok inandı, tüm çalışanlar bir ucundan tuttu. Tüm bunlar kampanyanın çok yaygınlaşmasını sağladı. İlk zamanlar zarfa 50 lira, 100 lira koyup gazetenin yazıişlerine gönderirlerdi. Bozuk paralarını biriktirip gönderenler bile oldu.

Bu 10 yıla bakınca ne hissediyorsunuz şimdi? Gurur?
Daha yapılacak o kadar çok şey var ki… Gururlanacak vakit yok. Dünyanın neresinde doğmuş olursa olsun, her kız çocuğuna erkek çocuğuna verilen imkanlar verilmeli. Kız çocukları da hayata gözlerini açtığında erkek çocukların karşılandığı gibi neşeyle karşılanmalı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre geçen sene tüm dünyada 15 milyon kız çocuğu 15 yaşından önce evlendirilmiş. Halen dünya üzerinde yaşayan 700 milyon kadın da 18 yaşının altında evlendirilmiş.
Her sene 600 yüz bin kız çocuğu şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor ve bunların yüzde 50’si aile bireyleri tarafından öldürülüyor. Bu yüzyılda bu rakamlar dehşet verici! Bu sorunları çözmeden dünyaya barış gelemez. Açlığı, göçmenlik sorunlarını, savaşları bitiremeyiz.

Bu rakamları görünce hiç karamsarlığa kapıldığınız olmuyor mu?
Hayır. En azından konuşuyoruz, mücadele veriyoruz. İyimser olalım ki iyiye doğru yol alabilelim...

2015 yılında hâlâ bu sorunu konuşuyor olmamızı neye bağlıyorsunuz peki? İnsanlık neden çözemedi bu sorunu?
Bu bir kısır döngü çünkü: Bu kafa yapısı çözülemediği için ülkeler gelişemiyor, ülkeler gelişemediği için de bu sorunu çözemiyor. Yolsuzluk, hukukun işlememesi, fakirlik… Bunlar bütün az gelişmiş ülkelerin ortak problemleri. Bu problemleri toplumun yarısını dışlayarak çözebilmek mümkün değil. Gelişmekte olan ülkelerin cinsiyet eşitliği meselesine odaklanması, gelişmiş ülkelerin de buna destek olması gerekiyor. Çünkü aydınlık yarınları okuyan kızlar getirecek.

Ne zaman çözebileceğiz peki? Sizin, benim, bizim çocuklarımızın yaşam süresi içinde olacak mı bu?
Halledebilen ülkeler olacak, halledemeyenler olacak.

Türkiye?
Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet eşitliği endeksinde 125’nci sırada. Bu durum böyleyken dünyanın en büyük 20’nci ekonomisi içine giremeyiz. Afrika’da, Asya’da yaşanan dramlar o oranda burada yaşanmıyor ama kadının işgücüne katılımında çok büyük problemlerimiz var. Hindistan’daki kadar büyük olmasa da çocuk gelin hâlâ bu ülke için bir problem. Ben Türkiye’nin artık bu sorunu yakın gelecekte konuşmayacağına inanıyorum. Aşacağız biz bunları.

DİL VE DÜŞÜNCE YAPISINDA DÖNÜŞÜM YAŞANMALI 
Günlük hayatta kız çocukları ve erkek çocukları arasındaki eşitsizliklerden en çok hangileri gözünüze çarpıyor? Kızların bebeklerle, erkeklerin arabalarla oynatılması, bir şeyi ‘kız gibi yapmak’ ifadesinin aşağılama amacıyla kullanılması… Bunları duyunca ne geçiyor içinizden?
Farklı olmak kötü olmak demek değil. Tabii ki kız ve erkek farklı. Ama biri diğerinden daha ‘az’ değil. Bütün dil ve düşünce yapısında bir dönüşüm yaşanmalı. Bu konuda hepimizin büyük sorumluluğu var. Cinsiyet eşitsizliğini önce zihinlerde ortadan kaldırmak ve söylemlere dikkat etmek gerekiyor. Aileden sonraki en büyük rol model olan öğretmenlere bu konuda çok büyük görev düşüyor. Sadece öğretmenler de değil; iş dünyası, medya, politikacılar, akademisyenler, reklamcılar toplum önünde olan ve rol model konumundaki herkes, söylemlerinde cinsiyet eşitsizliğini yok etmeli. Medya da kullandığı dile ve görsellere çok dikkat etmeli. Özel sektör-devlet, sivil toplum-devlet işbirliği çok önemli. Devletin bütün organlarının işbirliğine açık olması gerek. Ve tabii meclise daha çok kadın girmeli.

Baba Beni Okul Gönder’in bundan sonraki hedefleri neler?
İlköğretim çağındaki her kız çocuğunun okula kayıt ettirilmesi hedefine ulaşıldı. Bundan sonra, okula giden kız çocuklarının eğitim hayatlarına devam etmelerini sağlamalıyız. Beraberinde yaratıcılıklarını, özgüvenlerini, kendilerini ifade etme becerilerini nasıl artırabiliriz, kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü, hayal kurabilen çocuklar olmalarını nasıl sağlayabiliriz... Aydın Doğan Vakfı olarak bu bizim öncelikli hedeflerimiz arasında.
Fotoğraf: Zeynel Abidin

'ZENGİN ÇOCUĞU GİBİ YETİŞTİRİLMEDİK'
Siz nasıl bir kız çocuğuydunuz?
Hiç öyle zengin çocuğu gibi yetiştirilmedik. Anne-babamız “Çalış, çabala, kendi ayaklarının üstünde dur” derdi bize. Ben de hep ‘daha fazlasını’ yapabileceğimi hissettim.

Sizin ailenizde eşitsizlik denebilecek şeyler var mıydı?
Annem ve babam çağdaş insanlar. Bizlere özgüven verdiler ama oğulları olmadığı için kıyaslama yapamıyorum. Eğer erkek çocukları olsaydı farklı yönlendirmeleri olur muydu bilemiyorum...

Beş-altı yaşlarında babanızla işe gider, iş ortamını gözlemlermişsiniz.  Bu sizi nasıl etkiledi? Hayalleriniz neydi o yaşlarda?
Çok çalışacağım, büyük işler yapacağım hissiyatım vardı. “Bir gün büyüyeceğim, işkadını olacağım ve şirket yöneteceğim” diye düşünürdüm.

KADIN OLARAK DEZAVANTAJLI HİSSETTİĞİM ZAMANLAR OLDU 
İstediğiniz mesleği seçme özgürlüğünüz var mıydı? Astronot olmak isteseydiniz olabilir miydiniz mesela?
Zannetmiyorum. Haksızlık etmeyeyim ama istemezlerdi. Aile isteyerek ya da istemeyerek meslek seçiminde bir yönlendirme yapıyor.

Peki iş dünyasında ayrımcılıkla karşılaştınız mı hiç?
Ben şanslı geldim bu dünyaya, bulunduğum şirketlerde hep karar veren konumundaydım. Ama şimdi çok net söyleyebilirim; kadın olarak dezavantajlı hissettiğim zamanlar oldu. İş hayatımdaki ilk 10 yılım içinde isteyen kadınların hak ettikleri yere gelebileceklerine inanıyordum. Fakat zaman içinde gördüm ki kadınlar için 'cam tavan' gerçeği var. Bunu kaldırmak için iş dünyasında, politikada, akademik alanda kotalara ihtiyacımız var. Şahsen şirketlerimde işe alımlarda kağıt üzerinde aynı özelliklere sahip iki aday arasından ‘kadın’ olanı tercih ediyorum.

Babanız akşam yemeklerinde konuşulan konular hakkında ailenin çocuklarının da fikrini sorarmış… Bu özgüveninizin gelişmesinde etkili olmuştur...
Tabii. O çok önemliydi bence. Hiçbir zaman “Sen küçüksün, sus” denmedi bize. Hep fikrimizi sordular.

Şimdi sizin de iki kızınız var. Onları yetiştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?
Ela ve Yasemin’in özgüvenli, kendilerini ifade edebilen çocuklar olmalarına önem veriyorum. Tabii ki mutlu olmaları önemli ama ben “Bırakayım, istediklerini yapsınlar, yeter ki mutlu olsunlar” diyen annelerden değilim. Kurallara uysunlar, çalışkan ve disiplinli olsunlar istiyorum.

İsterlerse astronot olabilirler mi?
Evet. Ne olmak istiyorlarsa... O konuda çok hassasım. Hiçbir şekilde aile işimize yönlendirmeyi düşünmüyorum. Hangi meslekte mutlu ve başarılı olacaklarsa o mesleği yapmalarını arzu ediyorum.

OKUYAN KIZLAR, AYDINLIK YARINLAR 
1996’da kurulan Aydın Doğan Vakfı, nitelikli işgücünün gelişimine katkıda bulunma amacıyla kalkınmakta olan yörelerde çağdaş bir eğitim ortamı oluşturmaya çalışıyor. Bu amaçla şimdiye dek 11 okul, 6 öğrenci yurdu, 9 spor ve dinlenme tesisi yaptırdı. Vakıf, ‘Okuyan kızlar, aydınlık yarınlar” sloganıyla kız çocuklarının eğitimine odaklanmış durumda.

OKUMA YAZMA BİLMEYENLERİN ÜÇTE İKİSİ KADIN

* Baba Beni Okula Gönder: 35 milyonu aşan bağış, 300 bini aşan bireysel bağışçı, 33 yurt, 12 okul, 10.500 burs desteği sağlanan kız çocuğu…
* Dünya üzerinde okuma yazma bilmeyen 774 milyon kişinin üçte ikisi kadın.
* Gelişmekte olan ülkelerde yedi kızdan biri 15 yaşından önce evleniyor. 18 yaşına gelmeden evlenenlerin oranı ise yüzde 38.
* Dünyada 15-24 yaş arasındaki 116 milyon kız çocuğu ilkokulu bitiremiyor.
* Bir kız çocuğu yedi yıl eğitim alırsa ortalama olarak dört yaş daha geç evleniyor ve iki çocuk daha az doğuruyor.
* Eğitim almış annelerin çocuklarını okula gönderme oranı almamış olanlardan iki kat fazla.


'OKUMASAYDIM BENİ NASIL BİR GELECEK BEKLERDİ, BİLMİYORUM'
Baba Beni Okula Gönder kampanyasının yüzü Medine Yıldırım
(üstte) şimdi 15 yaşında. Siirt’in Meydandere Köyü’nde 13 kardeşiyle yaşıyor. En küçüğün bir büyüğü… Şehit Selahattin Eşin Okulu 8. sınıf öğrencisi. Köyde annesine “Kızını artık okula yollama, bak kaç yaşına geldi” diyenler oluyormuş. Ama sadece iki yıl okula gidebilmiş olan annesi çok istiyormuş çocuklarının eğitimlerine devam etmesini. Babası da destek oluyormuş. Medine tıp okumak istiyormuş. Ya İstanbul’da ya da Ankara’da... “Aslında İngiltere’de okusam süper olur” diyor.

Fethiye Üzümlü Köyü’nde, Çağdaş Yaşam Öğretmen Demir Ferit Saydam Kız Öğrenci Yurdu’nda kalan Zeynep Uçar’ın babası: “Benim kızım kimsenin karşısında ezilmeyecek, dimdik duracak. Bize de onunla gururlanmak kalacak.”


Şarköy Çağdaş Yaşam-Muzaffer Öztürk Kız Öğrenci Yurdu’nda kalan Özlem Şahin:
“Görme engelli olmama rağmen okumamı istiyor ailem. Ben de istiyorum. Okumasaydım beni nasıl bir gelecek beklerdi bilmiyorum. (...) Kızlar okumazsa sadece kızlar zarar görmez, herkes görür. Önceden sadece erkeklere değer veriliyormuş ama bu hayatta herkes erkek mi?”

Fotoğraflar: Sebati Karakurt

19 yaşındaki Merve Tosun, Erzurum Atatürk Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ikinci sınıfta. “Üniversiteyi kazandığımda bütün köy tebriğe geldi. Hep benim sevdiğim yemekleri yapmışlardı” diyor.