Hem gerçekçi hem gerçeküstü

Hem gerçekçi hem gerçeküstü
Hem gerçekçi hem gerçeküstü
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

Genç bir kahraman, kasım gelince mavi giyen, çok fazla kendi mahallesinden çıkmayan, İstanbul ’u tarihi mahallelerinde yaşayan, ara sıra kayıkla Haliç’in karşı kıyısına gidip gelen romantik bir karakter”; bir roman veya film karakteri değil, bir sanatçının kendisini dile getirme şekli bu. Pilevneli Project’teki ‘Bazan’ isimli sergisinde Tayfun Serttaş kendine dönüşünün müjdesini veriyor.
‘Bazan’ bir otoportre, ‘Bazan’ siyah beyaz bir fotoğraf, ‘Bazan’ parlak bir neon, ‘Bazan’ bir kanaviçe. Bir oda dolusu farklı tipografilerde yazılmış ‘Bazan’la yüz yüze kalınca insan, ister istermez varoluşsal olasılıklar ve onların biçimsel tezahür halleri üzerine düşünmeye başlıyor. Bazan, “bazı-an”dan gelen ve “bazen”in eski İstanbul Türkçesi’ndeki hali. Günlük konuşma dilinden neredeyse silinmiş bir kelime.
Sergide disiplinlerarası bir tavır hâkim. İşlerin yerleştirilme şekli ustalıklı bir naratif tavırda izleyici yönlendiriyor. Kadıköylü deniz kızı Eftelya’dan girip Haliç’te bir kayık yolcuğuna doğru giden bir hikâye bu. Konformist olmadan özgürleşmeye çalışan bir nevi teslimiyetten kaçış hikâyesi. Kaçtığı yer de yine kendisi. İşler yer yer realist bir tavırla kabulleniş hallerini, yer yer gerçek üstü bir tavır takınarak bilinçaltı hikâyelerini çağrıştırıyor.
‘Eftelya’s Atlantis’ başlıklı video gerçeküstü bir yerden ironik göndermeler barındıyor. Sanatçıların maruz kaldığı kreatif beklentilere, sanatçının hep benzer türde üretim yapmasının gerekli olduğuna inanan çoğunluğa karşı bir tür cevap aslında.
Galerinin girişindeki video yerleştirmesinin yanında simsiyah boyanmış odanın ortasında bembeyaz bir akdenizfoku heykeli duruyor. Onun hemen çaprazında ise Hayrünnisa Gül’ün bir portresi... Fok heykeli sanatçının Yalıkavak’ta domuz kurşunuyla vurulmuş soyları tükenmekte olan bir akdenizfoku görmesiyle yaşadığı sarsıntının sonucu ortaya çıkmış. Serttaş bu iki eseri nasıl ilişkilendirdiğini şöyle ifade ediyor: “İkisi de bu coğrafyanın çok ilginç figürleri. Hem laikliği, hem modernizmi kendine bu kadar dikte bellemiş bir memlekette İslam orijiniyle çıkmış bir ‘first lady’. Cumhuriyet tarihinin bildiğim kadarıyla en genç ‘first lady’si ve kendi devletinin yaptırımlarına karşı ilk kez AİHM’ye giden tek ‘first lady’. Durumun toplamından çıkan bir sonuç var ve aynı fokta olduğu gibi onu görmek ve yüzleşmek gerekli.”