Hem görünür hem görünmez: Trans erkekler

Hem görünür hem görünmez: Trans erkekler
Hem görünür hem görünmez: Trans erkekler
LGBT aktivisti Aras Güngör, kitabı 'Öteki Erkekler'de trans erkeklerin aile, eğitim, sağlık, hormon kullanımı, trans geçiş ameliyatlarına dair deneyimleri aktarıyor...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Ülkemizde trans denince akla ilk olarak erkekten kadına transların geldiği aşikâr. Peki, kadından erkeğe translar? “Bir gün özgür bir dünyada yaşarsak o zaman yaşadım diyeceğim” diyen Ersin misal, trans kadınlara göre daha mı kamufledir, hayatı daha mı kolaydır? “Biyolojik olarak kadın bedenine sahibim. Beyin olarak bir erkeğim” derken ne demek istemektedir? Pembe kimlikten mavi kimliğe geçmek için neleri göze almıştır? Ailesinden destek görmüş müdür, dışlanmış mıdır?

Bütün bu sorulara yanıt bulalım diye, LGBT aktivisti Aras Güngör, Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan ‘Öteki Erkekler’ adlı bir kitap çıkardı. Pazartesi raflarda yerini alan ‘Öteki Erkekler’de, farklı süreçler yaşamış yedi trans erkek; Ersin, Utku, Doğu, Uzay, Mete, Kamil ve Tarık, aile, eğitim, sağlık, hormon kullanımı, trans geçiş ameliyatları, hukuki süreçleri ve gündelik hayatlarına dair deneyimlerini anlatıyor. Sorularımızı yanıtlayan Güngör, trans erkeklerin trans kadınlar kadar görünür olmadıklarını ama bunun trans erkeklerin hayatını kolaylaştırdığı düşüncesinin yanlış olduğunu söylüyor:
“Kimi zaman görünür olmamak daha büyük sorunlara neden oluyor. (Mavi) Kimlik(sizlik) ciddi sorun; işe girememek, hastaneye gidememek, ev kiralayamamak gibi çok hayati şeylerin yanında kimliğinin rengi yüzünden polis şiddetine uğrayan bir sürü trans erkek var. Gündelik hayatımız kuşatma altında.”


Kitapta bahsi geçen LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) kelimesindeki harf hiyerarşisi nedir, sizce var mı gerçekten böyle bir şey?

Kesinlikle toplumsal cinsiyet konusunda en keskin ayrımın yapıldığı yerin LGBT toplumu olduğunu deneyimledim. LGBT toplumu hayatınızda cinsiyetinizin, cinsel yöneliminizin, cinsiyet kimliğinizin hiç olmadığı kadar belirginleştiği bir alan. Heteroseksüel toplumun cinsiyet algıları kadar LGBT toplumunun da cinsiyet algısı sabit, tanımlanmış, sınırları çizilmiş ve bu yapı da başka bir erkek kuşatması altında. Farklı olsaydı zaten bu kitap ilk olmazdı ya da eşcinsel kadınlar hakkında daha çok şey biliyor olurduk.

Daha önce Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden ‘Kadından Erkeğe Transseksüellerin Deneyimi’ isminde bir kitabınız çıkmıştı, bir ikincisine neden gerek duydunuz? ‘Öteki Erkekler’ nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Bu, bir yayınevi tarafından yayımlanan ilk kitabım. Trans erkeklerin deneyimlerini tekrar tekrar dinlemeye ihtiyacımız var, hem politik bir yön belirlemek hem de birbirimizden haberdar olmak için. Her deneyim de birbirinden farklı, birbirimizi ne kadar çok dinlersek çözüme o kadar yaklaşabiliriz. Derneklerin yayınları maalesef çok kısıtlı bir çevrede kalıyor, kendi çevremizde birbirimizin kulağına fısıldamak gibi… ‘Öteki Erkekler’in dağıtımı çok geniş çevrelere ulaşacak. Bir de bu kapsamlı bir çalışma ama yine de 10 tane daha kitap çıksa ihtiyaç yine de tam olarak karşılanmış olmaz bence, birçok farklı hikâye var ve bunların yüksek sesle konuşulması gerekiyor.

Çözüme yaklaşmak dediniz. Nedir çözüm dediğiniz?

Anayasanın eşitliği düzenleyen maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ifadelerinin eklenmesi, trans bireyleri her türlü ayrımcılığa karşı koruyacak yasaların yapılması, nefret suçlarını düzenleyen yasaların çıkması, özel olarak trans bireylerin geçiş sürecinde yaşadıkları ayrımcılıkların önüne geçmek için kimlik düzenlenmesi... Okullarda öğretmenlerin toplumsal cinsiyet konusunda eğitilmeleri ve eğitim müfredatının heteroseksist anlayıştan bir an önce kurtulması gerekiyor.

Mesela trans erkeklerle ilgili en yerleşik yargı nedir?

 Öncelikle hareket içinde trans erkeklerin ayrımcılığa uğramadıkları gibi bir düşünce var. Translarla ilgili genel bir yargı transseksüelliğin bir hastalık olduğu. Trans erkekler için de genelde kadın olmak zor ve erkek olarak bunun avantajlarını kullanmak, erkekliğin konforunu yaşamak istedikleri gibi bir düşünce var. Oysa ki cinsiyet kimliği bir tercih değildir. Trans erkekler erkek olmanın hiçbir konforunu yaşamıyor diyebilirim, hayat boyu ilaç kullanmak, birçok zorlu ameliyat geçirmek ve ne olursa olsun toplumsal erkekliğin dışında kalmak nasıl bir avantaj olabilir ki?


Trans erkeklerin, trans kadınlara nazaran daha az konuşuluyor, biliniyor olmasını neye bağlıyorsunuz peki? Mesela Doğu şöyle diyor: “Derneğe gidiyor, bakıyor, hep trans kadınlarla ilgili bir örgüt yapılanması var. Orada var olamıyor.”

Bunun kökleri biyolojik kadın olmakla ilgili, hatta biraz daha ileri götürüp penisle doğmak/doğmamak ‘sorun’u da denilebilir. Kadınların özgüvenleri kendilerinden çalınıyor, toplum, aile, eğitim kurumları, herkes bu suça ortak bence. Trans erkekler de bu kadın sosyalleşmesinden daha doğrusu sosyalizasyondan geçiyorlar, elini kolunu nereye koyacağın beş yaşında falan söylenmeye başlanıyor, eve ne zaman gireceğin, okuldan dönerken hangi yolu kullanacağın, ev işlerinin senin işlerin olduğu öğretiliyor hepimize; babanın, ağabeyinin, kısacası erkek dünyanın baskısının şiddetini çok yakından tanıyor trans erkekler. Bu çalınan özgüveni yerine koymak bir hayat boyu sürebilir. LGBT toplumunu oluşturan bireyler de bu öğretilerle büyüyor. Bilerek veya bilmeyerek iktidar hiyerarşisi oluşturuluyor ve trans erkekler bunun dışında kalıyor. Söz üretebilmek için çok daha fazla duvarı aşmak gerekiyor ve birçok trans erkek için bu çok güç oluyor.

Kendilerini trans olarak tanımlamalarına rağmen, penis operasyonuna temkinli yaklaşıyorlar. Bu biraz da dava sürecinin keyfi yürütülmesinden kaynaklanan bir durum sanırım. Devlet, gün geçtikçe ameliyatlar ve mavi kimlik verme konusunda biraz daha toleranslı oluyor mu yoksa hiçbir iyileşme yok mu?

Trans olmak bedeninize herhangi bir müdahaleyi gerektirmez. Trans varoluşu bir operasyondan sonra başlayan bir süreç değildir. Hem dava süreçleri hem ameliyatları yapan hastanelerin sayısının çok az olması hem de bu alanda sağlık personelinin yetersiz olması gibi birçok sebepten ameliyat olmaktan kaçınan kişiler var. Zaten burada sorun devletin bir kişinin trans olup olmadığına karar vermesi, karar verici merci olarak kendisini görmesi. Devlet, buradaki rolünü karar verici merci olmaktan çıkartıp kişilerin beyanını esas alıp bu süreçte sadece kolaylaştırıcı olmaya geçtiğinde bir şeyler değişebilir.
Yani devletin bu anlayışının değişmesi gerekiyor. Bu süreçleri kolaylaştırabilmek için de Trans Danışma Merkezi Derneği’ni temmuz ayında Ankara ’da faaliyete geçirmeye karar verdik.

Ne konularda destek vereceksiniz başvuranlara?

Trans bireylerin geçiş süreçlerine dair doğru bilgi alabilecekleri herhangi bir yer yok. Bu nedenle birçok insan süreci kendi olanaklarıyla öğrenmeye çalışıyor ve bu süreçte birçok sorunla karşılaşıyor. İsim davası dilekçesi nasıl yazılır, ameliyat öncesi hangi davalar açılır, hastane sürecinde nasıl bir yol izlenir, sonrasında neler yapılır, bu bilgiler çok dağınık halde, bunları toparlamayı ve danışan kişinin koşullarına uygun şekilde danışmanlık vermeyi düşünüyoruz. Kısacası trans geçiş sürecinde hukuki ve psikolojik destek verecek ve bilgilendirme yapacak bir merkez kuruyoruz. Trans bireylerin süreci daha kolay geçirmelerini sağlamak hem de bu süreçte trans bireylere destek olmak istiyoruz.

Bizi ayıran devletin ta kendisi

Gezi direnişinin LGBT bireyleri daha görünür kıldığına inanıyor musunuz? Birçok insanın algısının değiştiğine şahidim ama bunu ne kadar genelleyebiliriz?

Mutlaka dönüştürücü bir etkisi oldu. Devletin sürekli dile getirdiği bir şey var, toplumun LGBTİ bireylere hazır olmadığı yalanı. Ben kişisel deneyimlerimle söyleyeyim, iki sene önce Kızılay’ın ortasında ‘Trans Kimlikler Hastalık Değildir’ kampanyası için stand açtığımızda insanların bizden broşür aldığını, imza verdiklerini, kafalarındaki soruları çekinmeden sorduklarını gördüm. İnsanlar sokakta yan yana durabiliyorlar, bizi her türlü aracı kullanarak ayıran aslında devletin ta kendisi... Gezi direnişinde de bunu gördük. Birilerinin bizim bir arada olmamızı istemediği kesin. Heteroseksüelle eşcinselin, Ermeniyle Türk’ün, türbanlıyla ateistin, zenginle fakirin yan yana durması birilerini fena halde korkutuyor.