Hem hapis hem 'özgür'

Hem hapis hem 'özgür'
Hem hapis hem 'özgür'
Aslı Özge'nin üst-orta sınıfın çelişkilerine baktığı 'Hayatboyu', Türkiye sinemasında bu sınıfın temsilinde yeni bir durak.

‘Hayatboyu’nun en başta Türkiye sinemasının bir dönem üzerine çok düşündüğü bir ortamdan, üst orta sınıf entelektüellerin buhranlarından bahsetmesi biraz yadırgatıcı olabilir. Ne de olsa üst-orta sınıf ve Türkiye sineması lafları bir araya geldiğinde aklımıza çok da doyurucu örnekler gelmiyor. (1990 başlarının bayağı sentetik entelektüel mekânlarını, iki filmde bir karşımıza çıkan depresif karakterlerin pek de umrumuzda olmayan kişisel buhranlarını kim unutabilir?)
Ancak Aslı Özge’nin ikinci uzun metrajlı filmi ‘Hayatboyu’nun gücü tam da 1990’lardaki ‘konudaşlarının’ başaramadığını başarmasında, üst-orta sınıfı bir fanus içinde resmetmeden karakterlerine ağırlık kazandırmasında. Özge, ne kahramanlarının yaşadığı ultra-hip evin cazibesine kendini kaptırıp diğer her şeye gözünü kapıyor ne de entelektüel sohbetlerden Woody Allen taklidi bir şeyler çıkartma şehvetinde kayboluyor. Ev, ‘saygın sanatçı’ Ela’nın (Defne Halman) bir uzantısı, sadece ona ait bir yaşam alanı gibi... Hatta kocası Can (Hakan Çimenser) tarafından aldatıldığını yavaş yavaş fark edince kendini iyice eve veriyor dense yeri. Muhtemelen kocasının hiç vakit geçirmediği çamaşır odasında, gardırop kuytularında kendi kendisiyle ve kimselere göstermediği tepkisiyle baş başa kalıyor. Ancak aynı zamanda bu ev, Ela’nın kurtulmak isteyip de kurtulamadığı bir hapis gibi... (Gereksiz bilgiyle film zevkini mahvetmemek için sadece “filmin son planına dikkat” demekle yetinelim)
Ela ile Can’ın yakın çift arkadaşlarıyla sohbet sahneleri ise yönetmenin kolayca düşebileceği ve ayaklarını yerden kesecek bir tuzak olabilirdi: Yönetmenin, karakterlerinden birine gereğinden çok inandığı, onun her söylediğine âşık olduğunda düşülebilecek türden bir tuzak... Ne var ki Özge, film boyunca kaybetmediği mesafeli bakışından bu sahnelerde de vazgeçmediğinden tuzağa düşmüyor. Söz konusu sohbetler, samimiyetsizlikleriyle, kötü esprileriyle son derece bunaltıcı. Onları canlı kılan, Ela’nın elindeki tek silahı, yeri geldiğinde lafı gediğine oturtma stratejilerini bu sohbetlerde devreye sokması. Böylece entelektüel ya da üst-orta sınıf olsun fark etmez bu gibi sohbetleri şekillendiren ‘erkek aklının’ bazen ne kadar sıkıcı bir hal alabileceği, karşısındaki kadının kıvrak zekâsıyla daha da ortaya çıkıyor. Defne Halman’ın, karakterin ruhuna nüfuz ettiği performansıyla daha da pekişen bir denklem bu: Kadın -erkek ilişkilerindeki dengesizlikte üst-orta sınıf ve entelijansiya da yaşanan coğrafyadan o kadar bağımsız değil.
Bir yönetmenin zaman zaman ayaklarının yerinden kesilmesi, uçmayı göze alması, hesap kitap tanımaması her zaman problemli bir sonuca yol açmaz tabii. Ama Türkiye sinemasının üst-orta sınıf temsilinde ayakların biraz daha yere basmasının zamanı gelmişti. ‘Hayatboyu’ da bunu başarıyor. Ve tabii bir de Woody Allen, Whit Stillman tadında neşeli buhranlar çıkartabilecek bir entelijansiyamız olmadığını hatırlatıyor. 

HAYATBOYU

Yönetmen:
Aslı Özge
Oyuncular: Defne Halman, Hakan Çimenser
Yapım: 2013 Türkiye
Süre: 102 dk.