'Hep tahrik edilmiş, dürtülmüş adamımdır'

'Hep tahrik edilmiş, dürtülmüş adamımdır'
'Hep tahrik edilmiş, dürtülmüş adamımdır'

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Buluştuğumuzda dizi yayından kaldırılmamıştı; "Eksiklerimiz var, onları düzelteceğiz, daha güzel olacak" diyordu. Ancak Mehmet Akif Alakurt'un Fatih Sultan Mehmet'i canlandırdığı 'Fatih' dizisi pazartesi günü final yapıyor. Alakurt'la hakkında çıkan sette şiddet uyguladığı iddialarını ve Fatih hayranlığı üzerine sohbetteydik.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Son iki aydır sıklıkla gündemde. Yer aldığı ‘Fatih’ dizisinin setinde sinirlendiği bir set çalışanına kılıçla saldırdığı iddia edildi önce. Ardından dizinin yönetmeni Merve Girgin, “Şiddet uygulayan bir adamla kendimi ya da ekibimi çalıştırmam” diyerek işi bıraktı. Eric Morris tekniğiyle çalıştığı ve bu nedenle kendini set dışında da Fatih Sultan Mehmet gibi hissettiği bir diğer söylentiydi. Mehmet Akif Alakurt ise bu süreçte sadece “Birtakım talihsizlikler yaşandı. Ama o günler geride kaldı” demekle yetindi. İşin aslı nedir, öğrenelim dedik. Alakurt tatsız bir olay yaşandığını doğruluyor ancak kılıçla saldırmadığını söylüyor. Buluştuğumuzda, ‘Fatih’ projesinin kutsal bir tarafı olduğunu ve bu nedenle reytinge kurban gitmemesi gerektiğine inandığını söylemişti. Hatta artık kendi sesiyle oynayacaktı ve bundan oldukça mutluluk duyuyordu. Ancak söyleşiyi yayına hazırladığımız sırada dizinin yayından kalktığı haberi geldi. Bu konu, haliyle, söyleşimizde yok...

Şu anki haletiruhiyeniz?
Çok iyiyim, uzun zamandır olmadığım kadar mutluyum. Şu anda yaptığım işi çok seviyorum çünkü. Karakterimi de… Benim için manevi bir değeri var.

Dizinin çok eleştirilmesi ve hakkınızda çıkan haberler mutluluğunuzu törpülemiyor mu?
Buna müsaade etmediğim için, hayır. Şurada güneş vardır, senin için karanlıksa o güneşi göremezsin. Onun gibi bir şey, hayata nasıl baktığınla alakalı.

Söz konusu haberlere yorumunuz?
Benden hazzedenler var, hazzetmeyenler var. Gazetelerde çok çirkin üsluplarla yazılmış haberler gördüm. Bunların da o benden hazzetmeyen insanlar tarafından yazıldığını düşünüyorum.

Sizden hazzetmeyenler aleyhinize haber mi yaptırıyor yani?
Birçoğu öyle. TV programlarında da hakkımda konuşan birkaç kişi gördüm; “Ya” diyorum, “Bu insan beni tanımıyor, etmiyor. Nasıl böyle konuşabiliyor?” Sonuçta hepimiz insanız. İnsanlar bazen bazı şeylere farklı tepkiler verebiliyor.

Anlatır mısınız, ne yaşandı?
Yok, onu anlatmak istemiyorum, lüzum yok. Bu benimle başlamış, benimle bitecek bir olay.

Kılıçla bir set görevlisine saldırdığınıza dair haberler var.
İşte öyle bir şey yok, öyle bir olay yok! Savunma yapma gibi bir derdim yok çünkü olmayan bir olayı söyleyemem.

Ben şu an yanınızda güvende miyim?
Tabii ki, hiçbir zaman sorun olmaz (Gülüyor).

Peki, “Birtakım talihsizlikler yaşandı. Ama o günler geride kaldı” demişsiniz Med Yapım gecesinde. Nedir o?
Talihsizlikler yaşandı, evet. Bir tartışmamız oldu oyuncu arkadaşlardan biriyle. Ortada yoğun yapılmış bir saygısızlık, terbiyesizlik var; bunun üzerine verilmiş bir tepki var. Beni agresif, kavgacı gibi lanse etmeye çalışanlar var, onların istediği yere oturmam. Bunlardan uzak durmak adına da “Onu söyle, bunu söyle” gibi bir derdim olamaz. Kendimle, davranışlarımla ilgili şüphem yok. Mesela bu olay olduktan sonra, karşımdaki çocuk benden özür diliyor, “Hata bende abi” diyor. Olayı başka yerlere çekip kişisel niyetlerini gazeteye yansıtıyorlar.

Bunlar set içinden insanlar mı?
Set içinden de birkaç kişi oldu ama onlardan bahsetmeye gerek yok; setimizi temsil ettiklerine inanmıyorum. 20 kişiden üçü yapıyorsa genele mal edemezsiniz.

Eric Morris tekniği uyguladığınız ve bu nedenle set dışında da Fatih gibi davrandığınız yazıldı. Bu tekniği mi uyguluyorsunuz?
Öyle bir şey yok, rolden etkilenme falan da söz konusu değil.

Anlatsanız bir…
Bir olay yaşandı. Tasvip etmediğim bir olay. Olmamasını arzu ederdim ama oldu. Şunu da söyleyeyim: Sizin bildiğiniz sadece bir olay, bu olayı buraya taşıyan 2.5 aylık bir süreç var.

Kim başlattı bu süreci?
Boşver onu. Bu süreç içinde davranmam gereken her türlü davranışı sergiledim, emin ol. Kibar da oldum, akıllıca da davrandım, pasif de kaldım. Her türlüsünü davrandım.

Gençlere kötü örnek olduğunuz iddialarına yanıtınız?
Örnek alıyorlarsa alsınlar yine ve kendilerine asla terbiyesizlik, saygısızlık yaptırmasınlar. Böylece daha sağlıklı ilişkiler çıkar ortaya. Başka sözüm yok.

İki yıl önce bir araya geldiğimizde tuğralı bir yüzüğünüz vardı ve hiç çıkarmadığınızı söylemiştiniz. Şimdi eliniz boş, hem de tam Fatih’i oynuyorken…
10 yıldır Osmanlı yüzükleri biriktiriyorum ama şimdi bunları taksam, hemen diziye bağlayacaklar. Bir gazeteci görecek, yazacak gene şişire şişire. Arabamın plakası FT, “Fatih’e özel plaka!” diye haber yaptılar ki ben fark etmemiştim bile. Ne gerek var?

Anladım. Fatih en sevdiğiniz lidermiş, öyle mi?
Evet.

Neden?
Çağ açmış, daha ne yapsın? Bugün İstanbul Türkler’in elinde olmasaydı Avrupa’nın Türklere bakış açısı da Ortadoğu ’daki ülkelere bakışındaki gibi olacaktı bence. Bizi Avrupalılaştıran ve o kimliğimizi insanlara daha iyi ifade etmemizi sağlayan İstanbul’dur. Bunu yapan da Fatih’tir ve bence bu çok büyük bir hazine.

Kardeş katlini vacip kılması meselesi var ama…
Yıllardır doğu sınırlarımızda yaşanan sorunlar var, sebebi bölücülük. “Biz” diyorlar, “burayı istiyoruz kardeşim!” 35 bin asker öldü, bundan rahatsızım herkes gibi. Bir de bunları yakinen yaşayanlar var ailesinde ama ben empati kurmayı bilen bir insanım, illa bir yakınımın ölmesine gerek yok. Şimdi o zamanlar, üç kardeşsin ve baban ölüyor. Üç kardeş de diyor ki “Ben padişahım.” O orayı, bu burayı parselliyor. O zaman da büyük bir imparatorluk parçalanıyor. Fatih bu öngörüye sahip olduğu için Osmanlı’nın parçalanmaması adına -ki ben bu kararı üzülerek aldığına inanıyorum- kendi insanları için verdi bu kararı. Ülke bölünmesin, parçalanmasın diye... “Kendi insanlarımdan bin kişi öleceğine, çocuklarımdan iki kişi ölsün, daha iyi” demiş ve bence burada inanılmaz bir vatanseverlik var. Bir sürü şehzade Osmanlı padişahlarına karşı kullanılmış zaten, bunun örnekleri var.

O dönem yaşamak ister miydiniz?
İsterdim, daha doğal zamanlar olduğunu düşüyorum çünkü. Ama bundan 30-40 yıl önce de yaşamak isterdim.

Nedir değişen?
Daha dejenere, umursamaz ve bencil bir toplum olduk. Hiç kimse yerini kabul etmiyor, herkes yerinden memnuniyetsiz.

Nerede büyüdünüz?
Kadırga, Sultanahmet’te. Topkapı Sarayı’na gidip oyun oynuyorduk.

Fatih’in kılıcına bakarak büyümüşsünüz.
Evet, o kılıç erkek çocuk olarak ilginç geliyordu bana, çok sıradan bir şey aslında.

Çocukken de böyle ağır bir duruşunuz var mıydı?
Ben yaramaz bir çocuktum, hâlâ daha vardır yaramazlığım. Gerektiği zaman kavga ederdim. Hep tahrik edilmiş ve dürtülmüş adamımdır.

Bugün ne var yaramazlığınız?
Arada yapıyorum, seviyorum da o tarafımı. Sen şimdi “Mesela?” diye soracaksın, sorma (Gülüyor).

Hürriyet’teki röportajınızda “Günümüzde çokeşlilik güzel olur muydu?” sorusuna “Olmaz mı? Bunlar herkesin isteyip söyleyemediği şeyler” demişsiniz. Ciddi miydiniz?
Espriydi o, onu o şekilde yazmışlar. Bari sonuna gülücük koysalarmış, onu da yapmamışlar.

Çokeşliliğe inanmıyorsunuz yani?
Hayır canım, olur mu öyle şey!

O zamanki düzenle bu zamanki düzen arasında nasıl farklar görüyorsunuz peki?
O zamanın da çok eksikleri var, insan hakları diye bir şey yok mesela. Ama kendi içinde adalet sistemi çok fazla. Buna başka türlü de bakılabilir: Adam herkese ‘Kulum’ diyormuş, biz burada birey olduk diyebilirsin. Mesela Osmanlı’da ayakkabı tamircileri... O zaman çok para olmadığı için insanlar ayakkabılarını yamalatırmış. Ayakkabın yamandı, iki hafta kullandın, yağmura, suya girdin, tekrar patladı. Alırlarmış o ayakkabıyı, tamir edenin tentesinin üstüne atarlarmış ve o adam onu kaldıramazmış oradan. İstedikleri şunu duyurmak: “Herkes bilsin ki bu adam iyi bir usta değil.” O yüzden insanlar iyi ustaları anlamak için tentelerin üstüne bakarmış. Ne kadar belirleyici, kimlikli bir hareket. Şimdi kim sahtekâr, kim değil belli değil. Boğaza yemek yiyeceğiz diye geliyorsun, adam sana lanet bir balık getiriyor ama 500 lira da hesap alıyor.

Ülkenizle ilgili en büyük meseleniz nedir?
Ben isterim ki insanlar birbirini gördüğünde, göz göze geldiğinde kötü kötü, şüpheci bakmasın birbirine; güzel baksın.

Bir hayaliniz?
En büyük hayalim bir dağın tepesinde yaşamak. Bir tarafı denizi, bir tarafı ormanı gören çok bakir bir noktada...

İnsansızlığa mı ihtiyacınız var?
Yo, doğanın içinde yaşamayı çok seviyorum. Yeşillik arasında, rüzgâr ve kuş sesiyle kendimi daha insan hissediyorum.

Yalnız orman kalmadı gidecek, kese kese bitirdiler hepsini…
Aynen öyle. Kendimiz dikeceğiz artık.

ODTÜ’ye ne diyorsunuz?
Üzücü. Yol da lazım tabii ama bunun daha üsluplu yapılmasını arzu ederdim. Polisler, bağırtı çağırtı, gaz bombaları hiç yakışmıyor. “Ben yaptım, oldu” durumları hoş değil. Hepimizin farklı düşünceleri olabilir ama birbirimizin düşüncesine baskı uygulamaktansa karşılıklı olarak orta yolu bulmak için mücadele vermek lazım.

Gezi’ye gittiniz mi?
Başladığı noktada kalsaydı giderdim. Polis arabası, belediye otobüsünü yakanın yanında da durmam, çadır yakanın yanında da... O zaman niye gideyim, iş olsun diye mi?