Hepimiz hastayız...

Hepimiz hastayız...
Hepimiz hastayız...
Getronagan Lisesi'nden iki arkadaş müzisyen Hayko Cepkin ile Agos gazetesinden Aris Nalcı buluştu. Ortaya 'yırtık' kahkahalarla dolu bir sohbet çıktı...
Haber: ARİS NALCI / Arşivi

Hayko, Roxy Müzik Ödülleri’nde üçüncü olmuş. Birinci de değil. Ben Agos’tayım o dönem. Evine gidiyorum röportaja. Ama biliyorum bu adamdan acayip işler çıkacak. Karaköy’deki Getronagan Lisesi’ndeyken de ‘deli’ydi hâlâ ‘deli’. İçeride klavyeler uzun saç renkli gözlükler, bana bir demo verdi hâlâ saklıyorum. Ev yapımı turuncu kapaklı, kendi yüzü var yakın plan kapakta. “İşte bununla çıkacağım” diyor. Sene 2004.
Sene 2013 biz EMI müzik ofisinde buluşuyoruz tekrar. Demo değil artık, biri cebimde, dört albüm var önümüzde. Biliyoruz ikimiz de rahat sohbet olacak. O yüzden dertli değiliz. Odada yalnız bırakıyorlar bizi, o da özel olsun diye değil, gülmekten duramazlar bazen de ses yaparlar diye. Onlar odada olmasa da biz bayağı güldük sohbet sırasında o yüzden aralarda kopuklukları siz okuyanlara da aktarabileyim diye paranteze aldım kahkahaları...

Müslüm Baba ile başlayalım mı?

 Olur. Müslüm Gürses döneminde kıymeti bilinmemiş, sonrasında yeni nesil parçalara girme cesaretinde bulunup, aslında çok iyi, acayip projelerle bambaşka bir kitleye ulaşmış biri. Dönemin en ağır jiletçisini, arabeskçisini bir anda yeni sezon parçalar söyleyerek kendi makamıyla günümüze adapte etmiş ve öyle kıymete binmiş biri. Aslında yaşını aldıkça da insanlara biraz kıymet verme durumu söz konusu Türkiye ’de. Ondan sonra da şimdi en entel dantelinin bile vefatına üzgün olduğunu söylediği biri. Zaten ölüm yaş oranımız çok da yüksek değil. 60’ları görebiliyorsan iyi rakkam olarak bakıyorsun.
Sen göreceğini düşünüyor musun o yaşlarını?
Yaşamsal sinir stres durumu hepimizin ömründen saat çalıyor büyük ihtimalle. Yaşlanınca çok daha yakışıklı olurum herhalde. Richard Gere gibi. (gülüşmeler)
Ne ifade ediyor senin için Müslüm Gürses, Neşet Ertaş ve diğer yitirdiğimiz herkes? Son albümde Coşkun Sabah’ın bestesi, Ahmet Selçuk İlkay’ın sözleri ile bir parça da var zira.
O parça Nilüfer’in albümünde yapıldı asıl olarak. Neşet Ertaş’lar, Müslüm’ler, Orhan Gencabay’lar hepsi bir dönem kapısı. Stargate gibi. O dönem kapıları açıldığı anda o kapıların ne kadar açıldığını kimse çok hızlı fark edemedi. Zaman içerisinde bu tarz adamlar kendi kişisel kitlelerini oluşturdu. Çekirdek, yıkılmaz seyirci, yıkılmaz dinleyici dediğimiz şeyi oluşturdular. İsimleri herkes tarafından bilindi ama çekirdek kadro dinleyicileri oluştu. Bu insanlar, aslında dönemler. Şimdi o dönemler kapanıyor. Onların yerine birileri geliyor mu?
Yok.
Gelebilir mi? İmkânsız.
Şu anda yaşadığımız dünya sebebiyle de imkânsız. Günümüzde başka biri Neşet Ertaş olamaz, bir Müslüm Gürses olamaz. Kimse bir Michael Jackson da olamaz, Madonna da. Dönemimiz seri tüketim haline geldiği için, kıymeti, değeri çok daha düşük. Bu saydığımız isimler, kıymet gördükleri dönemlerden geldiler, ulaşabildiklerine ulaştılar ve göçüp gittiler. Dönemi de beraber kapattılar.
Senin müziğin de öyle mi? Çekirdek kadrolu mu?
Benim de yaptığım müzik hâl tavır sebebiyle belirli bir kitlenin takip ettiği... Belirli bir kitlenin de müzikal olarak takip etmese de bildiği bir yerde. Benim yaptığım şey de aslında bir dönem. Ben de kendine göre bir dönem kapısını açtım. Ama ben de o yaşları görebilirsem benimle beraber de bir dönem kapanacak diye düşünüyorum.
Sen de koyu Beşiktaşlısın. Son maça gittin mi, stadınız yıkılıyor?
Yok gidemedim ama seyrettim. Güzel maçtı ya.
Maça gidemiyor musun artık?
Çok nadir. Maçı çok kolay seyredemiyorsun. Tribünden bir kaşkol geliyor. Tişörtler, fotoğraflar... Maç mundar oluyor.
İlk albüm çıkmış. İstanbul dışı bir konsere gitmişsin. Kıyafetler, aksiyon, makyaj her şey hazır, ne hissetti Hayko Cepkin?
Zaten ilk gittiğim yerde yedi kişi vardı yani. (Yırtık kahkahalar)
Gerçekten mi?
Tabii canım. İlk gittiğim yerde yedi kişi vardı. İkincide 12, diğerinde biraz daha çok. İstanbul kalabalık olurdu, o da davetlimiz çoktu.
Yani Hayko Cepkin yedi kişiye konser verdi?
İşte o yedi kişi yedi kişiye anlattı, 14 etti. Onlar diğerlerine söyledi, 28 etti. Fiskos gazetesiyle oluştu kitle. Sadece bir tane televizyonda gözüküyoruz, klibimiz bir kanalda yayımlanıyor, radyo çalmıyor. İnanabiliyor musun, radyo benim ilk albümü sert buldu. Komedi yani.
Sonrakiler daha sert gelmedi mi o radyoya?
Yumuşamışsın dediler. (Yine kahkahalar) Sonra dedim ki: “Ben yumuşamadım, siz alıştınız beni dinlemeye. Ben değişmedim, sizi değiştirdim. Fark etmediğiniz şey bu.”
‘Sakin olmam lazım’, ‘Tanışma bitti’, ‘Sandık’, ‘Aşkın ızdırabı’. Hepsi art arda bir hikâye mi oluyor?
Bunlar fasiküller. Sonunda ansiklopedi olacak. Ortak nokta ıstırapları.
Son albümdeki ‘Çamur’da diyorsun ya “Hepimiz hastayız”, hastayız sanırım değil mi?
Hepimiz sinir hastasıyız. Kafayı yemişiz. Kaos manyağıyız. Hepimiz bunu seviyoruz. Hep şikâyet ediyoruz. Bir esnaf ağzı vardır ya “İşler kötü” der. Hep öyleyiz. İşin iyi olsa bile “Aman nazar” der, yine “İşler kötü” yapar. Feci derecede bağımlılık bu.
Sen de kullanıyor musun o ağzı? Her zaman.
Türkiye’nin batısı ile doğusu arasında nasıl bir dinleyici kitlesi farkı var?
Anadolu turnesini 2007’de yaptık. Dedik ki: “Bu Anadolu şehirlerinin hepsine gider miyiz, gidemez miyiz? Biliniyor muyuz bilinmiyor muyuz?” Sosyal medya aktifleşmiş durumda değildi. Davet eden bir organizasyon yok. Şehirleri belirledik, yol güzergâhı üzerinden. Kültür merkezi, kapalı spor salonu, terk edilmiş tiyatro seçip araştırdı o zamanki menajerlerimiz. Mekânları kendimiz kiraladık. Basılabildiği kadar poster basıldı. Bir kısmı durabildi duvarda, bir kısmı duramadı. Masrafı çıkarmak için bilet kestik. Hiç boş konserim olmadı o turnede. Zarar edeceğimiz en uç Anadolu şehirleri vardı. Hiçbirinden etmedik.
Hangi şehirde dinlenmeyeceğini düşünüyordun?
Batman’da mesela, hiçbir fikrimiz yoktu. Toplasan 300 kişilik bir mekândı. “Belki 10 kişi olur” diye düşünüyorduk. İçeride intro’lar çalarken oturuyoruz kuliste. Hiç ses yok dışarıda. Çıt yok. Islık falan yaparlar hani gecikince. Hiçbir şey yok. Kendi aramızda “İçerisi bomboş” dedik. Konsere bir çıktık, herkes oturuyor. Tiyatro gibi bekliyorlar. Beş, yedi şarkı oturuldu, sekizde ayağa kalkıldı, dokuz, 10’da öne yığılmalar başladı. 11, 12’de hareketler falan başladı, tam ısındık derken bitti. Ama onlar da nasıl bir şeyle karşılaşacağını bilmediği için oturdular beklediler. Bütün Anadolu şehirlerinde her konser finalinde hemen diğer şehre yola çıkıyorduk. Arada bir gün otelde duş alıp yola devam. Şehir sınırlarına kadar yolcu ettiler, düğün alayı gibi. En son hatırlıyorum bir benzincide durdurdum, “Gelmeyin artık yeter” diye ben söyledim, o kadar yani.
Diyarbakır konserinin videosu var internette. Kapıda yaşlı teyzeler alkış tutuyor...
İmza gününde çocuğunu yana itip kendi imza attıran anne-babalarla karşılaştım. Demek ki her şeye rağmen hikâyeyi doğru anlatabilmişiz.
Son olaylar çok konuşuldu, avukatın açıklama yaptı, sanırım dava süreci devam ediyor. Baştan beri müziğinle ön plana çıktın ama sana karşı bunu siyasi malzeme yapmaya da çalıştılar arada. Bunlar sana karşı filizlenen bir şey mi? Yoksa vardı da biz mi görmüyorduk?
Sekiz yıldır albümlüyüm, 12 yıldır klavyeciyim, 35 yıllık yaşayanım. Bunlar başımıza her seferinde geldi. Birçoğunu görünür kılmadık. Devamlı şikâyet ediyor olmanın yerine içimizde halletmeye çalıştık. İki kez bu konularda medyatik olarak ön plana çıkarılma oldu; ikisi de şantaj nitelikli ve dava açılması gereken bir noktaya geldiği için. Kendi içinde kapansaydı bu olaylar da öne çıkacak şeyler olmayacaktı. “Ermenisin” diye laf ediyorlar gibi mevzular üzerinden ağlamak gibi bir niyetim yok. Bunlar zaten çok konuşuluyor ve insanlar bıktı bu meselelerden. Konuşarak değil çözüm sunarak halletme amacındayım.
Hayko Cepkin etnik kimliği sebebiyle müziğinde sorun yaşıyor mu?
Yaşamıyor. Arada böyle insanlar çıkıyor. Bununla mücadele etmiş olduğum için beni çok yormuyor. Kişisel boyuta geldiği için maalesef hikâye deşifre olmak durumunda. Bir köşe yazarı geçen gün “Hayko’nun bu hikâyeleri de artık bıktırdı” demiş mesela. Sen iki tanesinden sıkılmışsan benimle birazcık yaşa bak o zaman. Pembe bir dünya yaratmışlar kendilerine ve hayatı algılayamaz bir duruma gelmişler. Mentalim çözüm üzerine kurulu. Şu anda Türk Hava Kurumu’nda paraşütçüyüm. THK’da havacılık sektörü içerisindeki bir Ermeni’yim. Kolay bir şey değil. Eğitimini aldım, görev paraşütçüsü oldum. Şimdi mesela İnönü Stadı’na gerektiğinde bayrak açıp inebilecek bir pozisyonda görevliyim. Bana kimse orada etnik kimliğimle ilgili bişey sormadı. Bambaşka bir sektörün içerisine girmiş ve bununla da gurur duymuş bir adamım.