Hepimiz 'Zavallı'yız, biraz...

Hepimiz 'Zavallı'yız, biraz...
Hepimiz 'Zavallı'yız, biraz...
Gazeteci-yazar Timur Soykan'ın politik polisiye romanı 'Zavallı' Türkiye'nin politik atmosferini iki sıkı dost polis aracılığıyla anlatıyor. "Adalet isteyen herkes, kaçınılmaz olarak gerçeğe ihtiyaç duyar" diyen Soykan ile buluştuk...
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

Kolejden sıkı dost iki genç polis. Erdal, Kayıp Büro’da kayıp bir kızın peşinde, Gürkan ise Organize Büro’da ve Derin Örgüt’ün. Zaten normali bu ama bu ülkede ne normal ki... Ve gazeteci meslektaşımız ve mutlulukla söylüyoruz ki arkadaşımız Timur Soykan’ın yeni kitabı ‘Zavallı’, bu normal olmayan ülkenin hali pür melali. Polis teşkilatının içindeki ülkücüler, her yere yayılmış cemaat, hukuksuzluk, adaletsizlik, derin devlet, iktidar savaşları, tarikatlar, yalanlar, ayak oyunları, güç savaşları, faili meçhuller ve iktidara ulaşmak için öldürülen polis. Kitabın ince ince anlattığı cehennemi görünce, insanın ‘zavallı’lığına girişesiniz geliyor. “Gerçek kimin umrumda?” diye soruyor Soykan. Ve kitapta heyecanla o gerçeğin ve çok iyi yazılmış karakterlerin peşinde sürüklüyor okuyucuyu.
Gazeteci olduğuna göre ilk soruyu kendine sen sorar mısın?
Neden politik polisiye yazdın diye sorardım.
Yazar olduğuna göre cevabı da alalım.
Uzun süre polis ve adliye muhabirliği yaptım. Hayatım polis soruşturmalarını incelemekle, iddianame okumakla geçti. Kendimi bildim bileli de politik bir insanım. Polisin normalde gerçeğin peşinde olması gerekir. Biz o gerçeğin ülkenin politik süreçlerine göre nasıl değiştiğini çok gördük. Hrant Dink cinayetiyle ilgili bir haber hazırlarken mesela, politik iradenin gerçeğin üzerini nasıl örttüğünü ya da yalanları nasıl gerçekmiş gibi gösterdiğini ve polisin buna nasıl alet olduğunu görüyorduk. Öldürülen insanlar, işkence görenler, haksızlığa uğrayanlar varsa, sen de vicdanlı bir gazeteciysen, bunların peşinden gitmek zorundasın. Gerçeklerin bu kadar çarpıtılmasına, yalanların bu kadar gerçekmiş gibi gösterilmesine biriken bir tepkim de var. Bir de şöyle önemli bir şey var: Biz çok çok polisiye bir süreç yaşadık. AKP sadece hükümet değil, iktidar oldu. Özellikle polis eliyle AKP, Ergenekon, Balyoz, KCK operasyonlarıyla sessiz bir darbe yaptı. Gerçeğin iktidara göre değişmesi takıntımı, bu yaşanan sessiz polis darbesiyle anlatma ihtiyacı hissettim.
Ama roman olarak yazmayabilirdin. Çünkü daha önce Demet Bilge’ye yazdığınız Dink cinayetini iddianameler üzerinden anlatan ‘Sapan’ isimli bir kitabın da var.
Ama ben polisiye yazmak istiyordum. Yani insanların okurken sonunu merak edeceği, içinde akıl oyunları ve sürprizler olan bir katil kim hikâyesi olsun istedim. Politik mi polisiye mi ağırlıklı mı desen, ben polisiye derim.
Zavallı kimdir? Hepimiz, biraz. Çünkü bireyin devlet karşısındaki hali, zavallı bir hal. Politika havada bir şey değil ki, insanların hayatını etkiliyor. Yeni devlet kurulurken da en çok güvenilen şey, insanların zaafları. Koltuklarını koruma, çıkarlarını koruma ya da yükselme zaafları. O yüzden romandaki karakterler de zaaflı, takıntılı, özgüvensiz. Bu yüzden kitabın adı ‘Zavallı.’ Kitabın baş karakterlerinden Erdal da öyle. Kayıp kızı bir tarikatta araması lazım ama aramak istemiyor çünkü yeni dönemin dokunulmazlarından tarikat. Siyasetin insanı nasıl zavallı bir hale getirdiğini gösteriyor zaten bunlar. Erdal, en yakın dostu Gürkan öldürülene kadar bir gerçek istemiyor. Ama acı yaşayan, adalet isteyen herkes, kaçınılmaz olarak gerçeğe ihtiyaç duyar.
Gerçek neden bu kadar senin umrunda?
Bu süreçle ilgili bizzat derdim ve öfkem de var. Basın özgürlüğünü göz göre göre yok ettiler. Yeni devlet, ileri demokrasi denen bu süreçte medyaya çok ağır baskı uyguladı. İnsanlar işlerinden atıldı. Bir ton gazeteci sansür uygulamak zorunda kaldı. Hepimiz yaptık. Kendi adıma ben de bir anlamda zavallıyım meslekte. Sonra arkadaşlarım Ahmet’le Nedim tutuklandı. Yayınevi kurdum, Ahmet’in kitabı 000 Kitap ’ı çıkarana kadar tutuklanma korkusuyla, 2011 yılında, bir yandan bilgisayarıma sürekli format attırdım, küçük flashdisk’leri evin bir yerlerine saklayıp, sabahları polisi bekledim... Şimdi kitap için suç diyen kimseyi bulamazsın, o zaman diyorlardı. Yeni devletin yeni suçlar yaratmasına tanık oluyorsun yani. Gerçeğin umrumuzda olmasının sebebi de bu.
Gerçek durduğumuz yere göre değişen bir şey olamaz mı?
Hayır. Bence bir gerçek var. Kitaptan bakarsak, Gürkan’ın bir tane katili var. Veya kayıp kızın tutulduğu tek bir yer var. Ama sorun şu: Devlet ve iktidar o gerçeği yok edebilecek kadar güçlü bir şey. Ama bazen gerçekler çok karmaşık olabiliyor. Ki polisiye olaylarda çoğunlukla böyle oluyor. Gerçeğe ulaşmanın basit olmadığını ve çeşitli şüphelerde gidip gelmenin gerektiğini anlatmak istedim kitapta. Benim kitapta da yapmaya çalıştığım şeydi merakı sürekli diri tutabilmek. Sürekli başka ihtimaller de olabileceğini okura göstermeye çalıştım.
İnsan psikolojisini de epey didiklemişsin ama.
Evet çünkü büyük günahlar insanda psikolojik olarak kendini koruyabileceği mekanizmalar ve büyük felsefeler doğuruyor. Psikolojik derinlikleri olsun istedim karakterlerin. Mesela başkahraman Erdal tam bir antikahraman, her şeyiyle yetersiz biri. O kadar özgüvensiz ki bizim de hikâyemizi daha heyecanlı kılıyor.
Kitapta entrika, cinayet, yalanlar, ayak oyunları, siyaset, derin devlet, cemaat, her şey var... Tek şey eksik: Adalet! Sanki hayatımız gibi. İşte kitabı kara yapan da bu. Şu adalet sistemiyle, polisle o kadar çok oynandı ki o kadar siyasi ve taraflı oldu ki her şey, toplumun en çok ihtiyacı olan ama bu ülkede hiçbir zaman olmayan şey adalet oldu. Adaletsizliğin çaresizliğini anlatıyor bu kitap biraz da. Adalet sadece iktidar için var.
Kitabın bölüm aralarındaki çizimler de sana ait değil mi?
Ben uzun zamandır bir şeyler çiziyorum. Zevk aldığım bir tarz var ve o çizgiler eğile büküle bu hale geldi. Onları sonra yağlıboya tablolar yapıyorum. Bunlar da kitabı yazarken, bazı yerlerde durup düşünmek gerektiğinde, sonraki bölümlerin karmaşık halini anlatmak için yaptığım çizimler. Çizgiler de aslında bu kitapta sergi gibi oldu benim için.
Çok polisiye okur musun? Çok fazla okumam. Hayatta okumaktan en çok zevk aldığım şey ne biliyor musun? İddianame dosyaları!
Deli misin?
Deli keyif alırım. Binlerce sayfayı yutar gibi okurum. Çünkü gerçek bir hikâyedir. Bir adamın ifadesini okursun, kafanda bir şey oluşur, üç sayfa sonra başka birinin ifadesini okursun, her şey küt diye değişir. Polisiye okumaktan keyiflidir. Birbirleriyle çelişen şeyler söylerler, yahu bunun gerçeği nedir diye merak edersin, dört sayfa sonra polis dinleme kayıtlarını okursun, mesajlaşma kayıtlarına bakarsın, baz sinyallerine bakarsın, şu doğru diyor, bu yalan söylüyor gibi sonuçlar çıkarırsın. Acayip keyiflidir.
Gürkan’ı öldürürken üzülmedin mi? Üzülmez olur muyum ya! Ben takıntılıyım. Karakteri oluşturduğumda çok bağımlı hale geliyorum. Karakterleri aşırı seviyorsun ya da aşırı nefret ediyorsun. Erdal’a çok acıdım, cemaatçi Emir müdürle derin devletin albayı Yüzsüz’den inanılmaz nefret ettim.