Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır!

Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır!
Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır!
A. Taner Elhan'ın yönettiği 'Kadın İşi Banka Soygunu', popüler sinemamızda görmeye alışık olmadığımız bir biçimde dört kadın karakteri başrolüne taşıyor. Filmin iki oyuncusu Meltem Cumbul ve Filiz Ahmet'le buluştuk. Memleketteki kadınlık hallerini ve Gezi'nin değiştirdiklerini konuştuk.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Filme nasıl dahil oldunuz?
Meltem Cumbul: Şahin Alpaslan’ın ilk senaryosu. Okuduğumda şaşırdım. Bir kadın hikâyesi olarak oldukça kuvvetli. Brecht’in bir sözüyle başlıyor. Bir erkeğin yazmış olması da önemli. Günümüzde kadınların başında bu kadar dert varken, fantastik bir banka soygunu fikri hoşuma gitti. O sebeple de çekimlerini birazcık geciktirerek, yönetmen Taner Elhan, ben ve Şahin bir araya gelerek, fikirler üreterek biraz daha olgunlaştırdık. Kadınların kurduğu hayallerden, hikâyenin üslubunun nasıl olacağına kadar önerilerim oldu. Bunlar da kabul gördü. Bu süreçten sonra içim daha da rahat etti.

Filiz Ahmet: Senaryo geldi, okudum ve beğendim. Bir de ‘Muhteşem Yüzyıl’daki Nigar karakterinden sonra böyle bir karakterin olması benim yararıma olacaktı. Nigar’ın tam tersi olduğu için karakteri çok sevdim. Bir de bir erkekten böyle bir senaryo gelmiş olması da cezbetti. Kadın dünyasını tanımak, inceliğine derinliğine dokunabilmek de ilgimi çekti.

Filmdeki kadınlar hayal kırıklığına uğramış ve sanki biraz da öfkeliler gibi…

Filiz Ahmet: Öfkeli değiller bence. Daha yeni yeni özgürlüğümüzü kazanıyoruz. Kadınların bekleme süreleri uzun sürmüş olabilir. Ben iyi bir döneme denk geldim. Kadınların da söz hakkı olduğu bir dönemde büyüdüm. Kadınlar kendi özgürlüğünü ve gücünü göstermeye çabaladığı ve zor kabul gördüğü için belki öyle gelmiş olabilir. Bana göre kadınlar biraz daha akıllı. İleriye dönük düşünüyorlar.

Meltem Cumbul: Bütün karakterlerin öfkeli olduğunu çok düşünmüyorum. Mesela benim canlandırdığım Gülay karakteri o kadar öfkeli değil. Gülay ve Nihal’in hayata karşı daha naif olduğunu düşünüyorum. Onlar Filiz’in canlandırdığı Bilge’nin gücüyle harekete geçiyorlar. Gülay, ayakta durmaya çalışan naif bir karakter. Ama bu naiflikten güçlenmesi gerekiyor. Bunu yaptığı nokta ise ilk kez silahı doğru düzgün tutup müdürün karşısına geçtiği ve annesine her şeyi itiraf ettiği yer. Bilge’nin öfkeli oluşu da karakteriyle ilgili aslında. Protest bir karakter.

Karakterlerin, Türkiye açısından temsil kabiliyetleri olduğunu düşünüyorum.
Meltem Cumbul: Bu yüzden birbirinden farklı karakterler. Dayanışmaları bu anlamda çok önemli. Bilge, göçmen kızı. Hâlâ “Günlüğünü okudum, bakireliğini vermişsin” muhabbetine “Artık yuh” diyen bir kız. Bazı şeyleri protesto ettiği için annesi ona “Anarşist mi oldun?” diyor.

Filiz Ahmet: Haksızlığa karşı bir karakter. Yanlış bir şey yapmıyor. Öfkeli olduğu için yapmıyor yani. 21. Yüzyılda yaşıyoruz, bizim de haklarımız var diye düşünüyor ve bazı tabuları kırma peşinde. Haklarını savunuyor ve arkadaşına sahip çıkıyor.

Meltem Cumbul: Annesini de anlamaya çalışan ama yine de kendi bildikleri doğrultusunda ilerleyen bir karakter Gülay. Nihal daha evlenme merakında olan bir karakter. Dürdane, maceradan maceraya koşarken asıl tatminini hem erkekler hem de iş konusunda bulamamış, güvenilir bir karakter. Dördü de birbirinden farklılar aslında. Ama bir araya gelip dayanışma içine girdiklerinde çok hoş bir görüntü ortaya çıkıyor.

Dayanışma duygusunun insanlara kendisini güvende hissettirdiğini söyleyebilir miyiz bu noktada?
Meltem Cumbul: Katılıyorum. ‘Kadınlar’ diye bile konuşmak istemiyorum. O kadar bireyci bir yapıya sahibim ki ben. Her kişi kendi otantik yapısında eşsiz ve özeldir diye bakıyorum. Filmdeki ‘Kadın İşi’ durumu da bir araya geldikleri için. Yoksa her birey farklı bir yaşam tarzına sahip. Ama bir araya geldiklerinde oluşturdukları sinerji asıl önemli olan. Toplum için de öyle. Ama maalesef hâlâ 12 yaşındaki kız çocuklarının evlendirildiği bir toplumda yaşıyoruz.

Sinemada son birkaç yıldır yeniden kadın karakterler başrole çıkıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Meltem Cumbul: ‘Kurtuluş Son Durak’ yapıldı birkaç yıl önce. Kadın hikâyesi olarak. Benim çocukluğum güçlenmek durumunda kalan kadın karakterlerin hikâyelerini izlemekle geçti. ‘Fahriye Abla’, ‘Asiye Nasıl Kurtulur?’, ‘Adı Vasfiye’ ve ‘Aaahh Belinda’ geliyor aklıma. Tiyatroda Zeliha Berksoy, sinemada Müjde Ar ağırlıklı bir dönemin yetiştirdiği jenerasyonum. Daha sonra Zuhal Olcay’ın kuvvetli kadın rollerini izledik. Ben 90’lı yıllarda sinemaya başladım. O noktalarda kadın daha kuvvetli çizilmeye başlamıştı. Şimdi ise kentsel yaşam içinde tam da Taner’in görsel anlamda çok kurguladığı, gökdelenlerin kullanımı beni çok etkiledi. Kentsel yaşamda kadın-erkek herkesin üzerindeki baskıyı çok iyi anlatıyor film. Bizim jenerasyon birey olma yolunda hâlâ mesafesi var. Çünkü hâlâ ailesine bir şey söylerken çekinen bir jenerasyon.

Sizin çocukluğunuz Makedonya’da geçti. Yugoslavya dönemini de yaşadınız. Türkiye ile karşılaştırdığınızda kadınlar açısından durum nasıl?
Filiz Ahmet: Benim döneminde kadınlara ayrımcılık görmedim. Hatta bizde ilk başka kadınların fikri sorulur. Ama dünyada olup biteni de görüyoruz. Bir de komünizm rejimiyle yaşandığı ve zengin-fakir durumu olmadığı için farklıydı. Anneannem 1950’lerde ilk Türk kadın öğretmendi. Böyle bir ailede büyüdüğüm için kadınlara yönelik ayrımcılık görmedim.
Meltem Cumbul: Ben de benzer bir ailede büyüdüm. Ama Türkiye’de büyüdüğüm için durum farklı oldu.
Filiz Ahmet: Biz orada azınlık olduğumuz için dil ve din açısından birbirimizi tutmak zorunda olduğumuz için bazı durumlar oldu. “Şu saatte döneceksin, millet ne der?” gibi cümleler bana da kuruldu.

Filmde kadınların soygun sırasında birlikte hareket etmeye başlamaları, erkek karakterleri de değişime zorluyor. Gerçek hayatta da bu mümkün olabilir mi?
Meltem Cumbul: Dönüştürmeye çalışmak aslında kadın yapısında var olan bir şey. Benim feminen anlayışı kavrayabilen erkek arkadaşlarım da olduğundan, onlara karşı da haksızlık etmek istemem. Onların da kadınları dönüştürdükleri noktalar oluyor. Bu yine kentlerde var olan bir durum. Ama kadına söz hakkı verilirse, ona içten ne hissettiği sorulabilir ve bununla baş edilebilirse ve dönüşüme açıksa ortam bu anlamda kadınların çok şey değiştirebileceğini düşünüyorum.

Sosyal hayatın içinde kadınların rolü artıyor mu?
Meltem Cumbul: İş dünyasında benim gözlemlediğim, kadınların ağırlıkta olduğu bir dünya olduğunu görüyorum. Ve erkek dilini çok iyi öğrenmiş kadınlara tanıklık ediyorum. Erkekler de kadın dilini öğrenirlerse çok iyi anlaşarak yürüyebileceklerini düşünüyorum.

Bazı alanlarda, örneğin siyaset- ekonomi , ‘erkek dili’ hâkim. Kadınların bu dili kullanması bir risk değil mi?
Meltem Cumbul: Erkekler kendilerini ifade etmekte her zaman özgürdüler bu toplumda. Aile içinde de öyleydiler. Ne hissediyorlarsa anında dile getirdiler. O yüzden daha basit, daha çabuk hareket edebilen bir cins erkek. Kadın ise ikinci yolu bulmak, üçüncüyü düşünmek zorunda. Daha anlaşılabilir hale gelmek için kolay yolları var. Bir söz söyletme izni ile aşılabilir gibi geliyor bana.

Filiz Ahmet: “Her güçlü erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözü vardır. Herhalde kadınların daha az özgür olduğu bir dönemde çıkmış.
Meltem Cumbul: Evet, kadının sürekli içten pazarlıklı olduğuna dair bir önyargı taşıyor. Kadın kadının kurdudur, kadın şöyledir, böyledir… Hayır efendim. Bu toplum ve kültür bunu böyle dayatmıştır. Kadın çıkış yolu bulabilmek için bu yollara girmiştir.

Geleneksel kadın temsillerinde birbirlerine haset duyan, arkadan konuşan kadınlar görüyoruz. Ama film birbiriyle koşulsuz dayanışma içinde olan kadınları anlatıyor. Günlük hayatta da bu kadar kolay mıdır?
Meltem Cumbul: Ben böyle büyümedim. Ablam bir gün “Abi beni dışarı çıkarsana” demişti. Abim de “Senin erkek arkadaşın yok mu?” diye cevap vermişti. Bir aktris olarak her konumu anlamaya çalıştığım için kendim üzerinden örneklendirmekte zorlanabilirim. Ama içinde bulunduğumuz halde, bu dört kadının abim gibi erkeklere ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Demokrat, eşit şartları savunan, paylaşımcı, Avrupa mentaliteli diyelim.. Erkekleri paşalık duygularından biraz kurtarmak lazım.

Biz erkekler nasıl çıkacağız bu duygulardan?
Meltem Cumbul: Şimdiki annelere çok görev düşüyor. Anneler çocuklarını ayırt etmeden, onları ev içinde birer birey olarak yetiştirmeli. Eşit şartlarda hareket etmeli. Özellikle erkek çocuklarına olan düşkünlüklerinde. Bundan sonraki kuşaklar açısından öyle olacağını düşünüyorum. 

Gezi Direnişi’nde kadınlar ön sıralarda yer aldılar ve sokakları terk etmediler. Bunu neye bağlıyorsunuz? Gezi’den sonra neler değişti?
Meltem Cumbul: Filmin karakterlerinin banka soyma kararı alması bir risk. Gezi sürecinde sokaklara çıkan kadınlar da bu riski aldılar. O kadar yıldır bu ataerkil düzen içinde kadınların baskı görmesi, maalesef ki kadınları daha içten pazarlıklı; bir şeyi birinci yoldan isteyemeyen, dolaylı yoldan iş çeviren insanlar haline getirdi. Anne karakterlerinde bunu görebiliyoruz filmde. Böyle bir hal varken durum Gezi ile değişti. Artık anneler de böyle değil. Onlar da çocuklarının yanındalar. Onların verdikleri kararlara saygı duyuyorlar. Mimar Sinan’da öğretim görevlisi olmam sebebiyle öğrencilerimden gözlemlediğim, kız arkadaşlarına çok daha fazla destek olduğunu görüyorum erkek çocukların. Onların başarılı olmaları için arkalarından gidiyorlar. “Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır”ı görmeye başladım. Bu da benim çok hoşuma gidiyor.