'Her maçta yüreğimiz ağzımızdaydı!'

'Her maçta yüreğimiz ağzımızdaydı!'
'Her maçta yüreğimiz ağzımızdaydı!'

Evin Demirhan'ın güreşte bir Avrupa şampiyonluğu, bir dünya bir de Avrupa üçüncülüğü var.

İnan Temelkuran ve Kristen Stevens'ın Siirtli güreş şampiyonu Evin Demirhan'ın öyküsünü anlattığı belgesel 'Siirt'in Sırrı' sinemada değil, internetten izlenecek. Yönetmenler anlatıyor...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

“Bu olaylar, şampiyonluk falan hiç ilgilerini çekmiyor. Gelip tebrik edebilirler, insanı daha çok teşvik eder… Ama böyle bir şey yok. Mesela Gazi İlköğretim’de tecavüz olayı oldu, olayı kapattırmak için kızın ailesine para falan verildi. Tamam kötü şeyleri kapattırdınız, bari iyi şeyleri ortaya koyun. Onlara yardımcı olun. O da yok, o da yok…” 

Siirtli güreşçi Evin Demirhan; bir Avrupa şampiyonluğu ile birer dünya ve Avrupa üçüncülüğünü, çok net özetlediği böyle bir ortamda alıyor: “O da yok, o da yok…” Tecavüzlerin üstünün kapatıldığı; kızların değil güreş, herhangi bir spor dalında mücadele etmesi için önce başka bir mücadele vermesi gerektiği bir yerde. Burası Siirt değil; Türkiye’nin yoksulluğun, muhafazakârlığın, erkek egemenliğin belirgin hissedildiği bir sürü başka noktası da olabilirdi elbet. Çoğumuzun İnan Temelkuran ve Kristen Stevens imzalı belgesel ‘Siirt’in Sırrı’ ile tanıdığı şampiyon Evin Demirhan hasbelkader Siirtli…
 
‘Siirt’in Sırrı’ Adana Altın Koza Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ve En İyi Kurgu, Altın Portakal’dan ise En İyi Belgesel ödülleriyle dönmüştü. O zaman 16’sında olan Evin’in memleketinde ve minderde yürüttüğü mücadele kadar genç kızın zekâsı ve duyarlılığı da iz bırakıyor izleyende…
Belgeselin yönetmenleri İnan Temelkuran ve Kristen Stevens, filmi yeni bir modelle sokuyor ‘vizyona’. ‘Siirt’in Sırrı’, ‘filmbinder.com’da 3.99 dolar karşılığında gösterimde. Yönetmen çifte bağlandık…
 
Yola çıkış fikriniz kadın sporcular üzerineyken Evin Demirhan’a uzanmışsınız. Nihayetinde Kürt bölgesinde ve muhafazakâr bir çevrede yoksul sporcu olmaya dair de koridorlar açan bir film bu. Kendi kaderini tayin etmiş bir film mi bu? Ya da baştan kendinizi karşılaşacağınız öyküye göre esnek mi bıraktınız?
 
İnan Temelkuran: Kristen, Türkiye’de kadınlarla ilgili bir belgesel yapmak istiyordu. Çalışan, ev kadını, şehirli, köylü, kendi işinin sahibi, maaşlı, sigortalı, sigortasız falan diye yüzlerce alt kategori hazırladıktan sonra, sporcu kadınlara yoğunlaşalım dedik. O yıllarda Kristen Hürriyet Daily News gazetesinde kadın sayfası hazırlarken bir-iki defa kadın sporcular hakkında yazmıştı. Filme daha uygun diye dövüş sporlarıyla ilgilenen değişik yaşlarda dört kadın takip edelim dedik. Esneklik burada: Hangisinin öyküsü ağır basarsa, hangisi kamera karşısında daha rahatsa ona göre devam edecektik.
Kendi kaderini belli etmiş diyemem çünkü çok fazla ön araştırma yaptık, çok kızla tanıştık. Mümkün olduğu kadar kontrol edebileceğimiz bir seviyeye çektik yelpazeyi. Ama elbette belgesel bu, kızın maçları kazanıp kazanmayacağını bilemezdim.

Evin ‘dünyada konuşulan bir isim’ olmak istediği iddiasıyla çıkıyor karşımıza. Çekimlerle birlikte akan bir yarış sürecine dahil olmuşsunuz siz de. Tüm o yarışlar, kamplar sizin açınızdan nasıldı?

Kristen Stevens: Evin’in “Ben dünya şampiyonu olmak istiyorum” demesinden etkilendik. O kızlar içinde kimse öyle bir şey söylemedi. Bir de Avrupa Şampiyonu’ydu o sırada. O yıl da dünya şampiyonası ilk defa yapılacaktı, yıldızlar kategorisinde. Bütün bunlar bir adrenalin salgılama sebebi. İnan da “Dünya şampiyonu olacağım ben ama anneme ev almaya çalışıyorum” demesinden etkilenmiş. Turnuvalar, yakından tanıdığınız biri içinde olunca ve minder kenarından seyredince bambaşka. İnan vize alamadığı için Avrupa ve Dünya Şampiyonalarını ben takip ettim. Hakikatten tiyatro-sinema farkı gibi. Bütün sporları az çok bilirim. Ama hiç bu kadar yakından güreş izlememiştim. Spoiler vermek istemiyorum ama her maça çıktığında yüreğimiz ağzımızda, eller telefondaydı. Öldül öldük dirildik diyeyim.

Belgeselde söz alanların en çok vurguladığı noktalardan biri bu kızların yoksul, dezavantajlı ailelerin çocukları olmaları. Güreş, boks, karate gibi sporların çoklukla ‘yoksul’ sporu olduğu vurgusu da var. Siz daha önce bu konuda bilgi sahibi miydiniz? 
İnan Temelkuran: Elbette bilgi sahibiydik. Dediğim gibi çok araştırma yaptık ama tahminlerimizden çok başka şeyler de öğrendik. Mesela karate, tekvando yapan kızların hemen hiçbiri “Ben bu işi sokakta kendimi korumak için yapıyorum” demedi. Ödülleri biliyorduk ama Avrupa ve dünyada derece yapanların, KPSS’ye girmeden öğretmen veya memur olarak atanabildiğini bilmiyorduk. Ki bu temel motivasyon. O kadar önemli ki bu. O yeraltındaki karate salonlarında çok önemli şeyler oluyor. Kısaca özgürlük savaşı veriyor o kızlar.

Evin’in de temel dileği ailesine destek olmak. Ülkesini temsil etmek, memleketi Siirt’e katkı sunmak istiyor. Sonunda samimiyetle şaşırarak soruyorsun: “Burada kimse seni tanımazken neden hâlâ Siirt’te kalmak istiyorsun?” Evin sizi başka nelerle şaşırtmıştır?

Kristen Stevens:
En çok şaşırdığım, şaşırdığıma da sevindiğim şey Avrupa Şampiyonası ile Dünya Şampiyonası arasındaki iki haftada gerçekten olgunlaşmasıydı. Hele Dünya Şampiyonası’ndaki son iki saat inanılmazdı. Evin’in bu kadar akıllı ve eğlenceli olması, korkunun onu kamçılaması… Bunlar ayrıca bana da ilham veren şeyler oldu. 

İnan Temelkuran: En çok “Bir İngilizce şarkı söyleyeyim mi?” dediği ve “Video klip yapalım” dediği zaman şaşırdım. Zaten fragmanda bir kısmı görünüyor. Bir de çok iyi dans eder arkadaş, çok iyi bir müzik kulağı var. Filmde o görüntüleri koyacak yer olmadı.

Siirt silahlı çatışmaların başladığı, muhafazakârlığın, yoksulluğun yüksek olduğu bir kent. Bunları parça parça hissettiriyorsunuz ama meselelerin temeline inmekte frenleme var sanki. Oysa ‘Bornova Bornova’da, şehrin röntenini çekmiştin, adeta... Siirt’i somut koşullarıyla öykünün merkezine yanaştırmanın bir sebebi var mı?

İnan Temelkuran: Şehrin röntgeni çekileceği kadar çekilmiş. Tamam bunlar yüzeyde gördüğümüz şeyler ama daha derini, MR’ı diyelim, orada uzun zaman kalmayı gerektirir. Araplarla Kürtlerin iç dinamiklerini bilmeyi gerektirir. Bu filmdeki işimiz o değildi, diyeyim. Onu yapmak için daha uzun zaman, daha serbest bir hayat gerekir. Biz iki çocukla bu kadarını yaptık... Ama dediğinde haklısın. Bir fren var; o da dediğim gibi, tamamen içine girecek kadar bilgi sahibi olmamak yüzünden.

‘Bir ülkenin sineması nasıl öldürülür...’ 

Filmi vizyona sokmayıp, internetten yayımlama kararı aldınız. Bu tercihin, tahmin ettiğimiz sebebini senden dinleyelim…
 

İnan Temelkuran: ‘Bornova Bornova’ ile Altın Portakal aldık, filmi 13 kopya girebildik. 13’ü birden sadece bir hafta oynadı. 13 kopya demek o zaman için 13 bin lira, gazetelere ilanı, web sayfası, dolby’si falan... Değmiyor şu ortamda. Uğraşılacak şey değil.

Onur Ünlü de son filmini bağımsız mekânlarda seyirciyle buluşturuyor. Festivallere katılan onlarca film salon bulamadığı için kayıplara karışıyor. Nasıl olacak bu işler? 

İnan Temelkuran:
Bu işler bizler salon sahibi olmadan bir yere gitmez. Gidebileceği yerler belli: İnternet, televizyon (sansürlü versiyonu). ‘Bir ülkenin sineması nasıl öldürülür’ filmini bir kere 70’lerin ikinci yarısında izledik. Ara türler denenebilir. ‘Vavien’ bunun örneği. 110 bin kişi izledi galiba. İki başrol oyuncusu da TV’deki en popüler oyunculardı.
Korsan başka etken. İnternette engellenebiliyor ama sokaktaki DVD’ciyi durdurmak zor. Ben bu internet deneyini yapıyorum. Çok da hazırlık yapmadan başladım. Çok ziyaretçi olunca sayfa çöktü. Sayfa İngilizce (‘Rent Now’ yazıyor), film Türkçe. Yeni prodüksiyon, yeni dağıtım ama illaki yeni pazarlama. Yeniden kastım ne bilmiyorum. Arıyorum hepsini. Politik durum içinde benzer şeyler söylüyorduk, Gezi oldu. Sinemada da olur bir şey herhalde.