Her metrekareye bir caz efsanesi

Her metrekareye bir caz efsanesi
Her metrekareye bir caz efsanesi
Bu akşam Uluslararası Caz Günü kapsamında Aya İrini'de sahneye çıkacak caz yıldızlarını İstanbul'da adım adım takip ettik. Topkapı'da Herbie Hancock'u Wayne Shorter'la şakalaşırken görebilirdiniz mesela. Eğlencenin büyüğü dün gece Çırağan Sarayı'ndaydı.
Haber: UMUT EROĞLU - umeroglu@gmail.com / Arşivi

İstanbul ’un en şanslı turistleri, pazartesi sabahı Topkapı Sarayı’nın bahçesinde kahvaltı ediyordu. Şöyle düşünün; kahvenizden bir yudum almak için gazetenizi indirdiğiniz anda karşı masada Herbie Hancock’u Wayne Shorter’la şakalaşırken görüyorsunuz. İki masa yanda dinlenen yaşlı adamın Al Jerrau olduğunu farketmek için dikkatli bakmak yeterli. Biraz ileride sağa sola koşturan adamın Marcus Miller olduğunu da diyelim şapkasından anladınız. Merakla geriye dönüyorsunuz ve yok artık! John McLaughlin de arkanızdaki masada çayını yudumluyor. Bir caz dinleyicisinin ancak rüyasında göreceği bu hikaye, o gün Karakol Restoran’ın bahçesinde oturanlar için gerçeğin ta kendisiydi.


Basın toplantısı resmi ve sponsor konuşmalarıyla açıldıktan sonra müzisyenler masaya davet edildi. Basın toplantıları bazen heyecanlı geçer, düzgün bir soru sorma heyecanı, mikrofonu kapma telaşı, vesaire. Ancak ilk kez masada oturanları gördüğüm anda heyacan duygusu hissettim. Sanki dünyanın en ünlü, efsanevi caz müzisyenleri değil, caz müziğinin ta kendisi karşımdaydı. Yanyana, tek hizaya dizildiklerinde geçtiğimiz günlerdeki ay tutulmasını hatırladım. “Bu da caz tutulması olmalı” diye geçirdim içimden.

Büyük tutulmaların dünyada bir şeyleri değiştireceği hissi kaplar ya insanı, Uluslararası Caz Günü’nün de böyle bir amacı var aslında... Herbie Hancock, konuşmasında caz müziğin eskiden beri kültürel diplomasinin önemli bir elementi olduğundan bahsetti. Thelonious Monk Jr, müziğin ve cazın bugün insanlığın sahip olduğu en samimi dil olduğunu anlattı. Shorter ise kısa konuşmasında “Bu müziği ünlü veya virtüöz olabilmek için yapmadık, daha iyi bir insan olabilmek için yaptık” sözleriyle herkesi etkiledi. Sorular esnasında söz alan Zuhal Focan’ın kendi deyimiyle “herkesi burada bulmuşken” Türkiye ’de caz okulu ve caz eğitimi eksikliğini dile getirerek “Caz okulu istiyoruz” sözleri de alkış aldı.

Eğlencenin büyüğü, aynı günün akşamı Çırağan Sarayı’nda verilen resepsiyonda gerçekleşti. Caz müziğini seviyorsanız hayatınızda katılacağınız belki de en iyi partiydi... Bahçedeki kokteylde yine efsanelerin her biri bir köşedeyken İstanbul da en şık akşamlarından birini almıştı üzerine. Boğaz püfür püfür eserken, neşeli kalabalığın arasına karışmak ve müzisyenlerle ayak üstü sohbet etmek herkes için büyük keyifti. Yukarı salona geçildiğinde Kültür Bakanı Ömer Çelik, başarılı hazırlanmış bir konuşma metni ile başlattı geceyi. “Caz bir şehir olsaydı, eminim İstanbul olurdu”; iyi bir laftı ve alkış aldı. “Fantastik müziğiyle karşınızda” diye takdim edilen müzik grubu, ilkin bizim havalarla caz yapmaya çalışır gibi oldu. Lakin kakafoni doğunca iyi bildikleri 9/8’lik yoldan ilerlediler.

Balkona doğru yürüdüğünü gördüğüm Thelonious Monk Jr’ın peşine takıldım ve sigarasını içerken sohbete tutuştuk. Yanında blues müziğin öncülerinden Joe Louis Walker ve eşi de vardı. Birlikte ‘Dünya ayrımcılık tarihini’ hararetle irdelerken bir ara karşımızda duran Asya yakasına dönüp “Buradan baktığımda bugün için ne kadar anlamlı bir yerde olduğumuzu görüyorum” dedi. Koyu sohbetin ardından müzisyenlerin yemek yediği bölüme ilerledim. Yakınlarda röportaj yaptığımız Branford Marsalis’le selamlaştık, belli ki kıvama gelmiş, hararetli biçimde Al Jerrau ile kaynatıyordu. Yan masada oturan Bilal Karaman’ın da bulunduğu ortamdan memnuniyeti görülebiliyordu.

Ancak bütün genç cazcılar onun kadar şanslı değildi, aynı gün sosyal medyada kimilerinin sitem dolu paylaşımları dolaştı. Sadece davetli katılımına açık olan Ayasofya’daki büyük konsere çağrılmamış olmaktan ve uğraşsalar da gitme imkanı bulamamaktan dolayı yakınma içindeydiler.

Gözlerim Herbie Hancock’u aradığında kalkmak üzere olduğunu farkettim ve yanına gittim. 5 sene öncesine göre pek yaşlanmış görünmüyordu ama aksak yürüyüşü vaziyeti belli ediyordu. Beni hemen tanımasına mutlu oldum, “Yüzünü hatırlıyorum, seninle konserden sonra Budizm’i konuşmuştuk”. Yine biraz müzik ve meditasyon üzerine lafladıktan sonra Türkiye’nin büyük bir barış sürecinde olduğundan bahsettim. Süreci bildiğini ve etkinliğin de bu açıdan mükemmel bir zamanlama olduğunu düşündüğünü söyledi.

Organizasyonun gidişatından yana da keyfiyliydi, birlikte asansöre doğru ilerledik. Kapı açıldığında Wayne Shorter, dostlarıyla içerideydi. Hancock binmek isteyip istemediğimi sordu, içerideki kadroya bakınca bir an saygıyla karışık tereddüt belirttim. Shorter arkadan gülerek “Bırak şu işi, bırak şu işi, gel içeri” diyince uzatmadım. Her metrekareye bir caz efsanesi düşer halde aşağı indik ve ertesi gün konserde görüşmek üzere vedalaştık. Bu muhteşem partiye bir hoşça kal mahiyetinde; aslında gecenin en büyük yıldızı olan İstanbul’a son bir selam çakarak ayrıldım saraydan...