Her rol günlük hayatıma da sızar

Her rol günlük hayatıma da sızar
Her rol günlük hayatıma da sızar

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Hayatboyu'nun başrol oyuncusu Defne Halman, Ela karakterinin karmaşık duygularını başarıyla aktarıyor. Bol ödüllü bir tiyatrocu olan Halman'la sinemadaki ilk büyük rolünü konuştuk.
Haber: CEYDA AŞAR / Arşivi

Çağdaş sanatçı olan karakterinize hazırlık aşamasında sergi açılışlarına gitmişsiniz, fotoğraf çalışmalarınızı ilerletmişsiniz. Workshop’lar yapmışsınız. Fazla derin ve sıra dışı bir hazırlık değil mi?
Evet. Ela rolü için, doğduğundan filmin başladığı noktaya kadar detaylı bir geçmiş hayal ettim. Hangi okullarda okumuş, anne babası kimler gibi… Oynamamak, altını çizmemek, bir duyguyu gizlerken bile gizlediğini oynamamak, sadece var olmak ve o kişi olmak... Buna ulaşmaya çalıştım. Ela, fotoğraf okuduktan sonra çağdaş sanat alanında üretim yapmış bir sanatçı. Rolü özümsemek için Mimar Sinan Üniversitesi’nin fotoğraf bölümüne gittim, karanlık odaya girdim, fotoğraf makineleri ile haşir neşir oldum. Filmde böyle bir sahnenin olup olmaması önemli değildi benim için. Sadece karakterin kişisel geçmişini özümsemek için bu çalışmaları yaptım. Karakterin her yönünü bilmek istediğim için her rolümde zorlanırım. Günlük hayatıma da çok sızar, mesela o süreçte Ela gibi giyinmeye çalıştım.
Birkaç küçük rol dışında, sinemada hemen hemen hiç yoktunuz. Tiyatroda ise çok aktifsiniz ve pek çok kez ‘En iyi kadın oyuncu’ ödülü aldınız. Sinemadan teklif mi gelmedi hiç?
Uzun yıllar Amerika’daydım. Orada koşullarım biraz farklıydı. Tiyatro çalışmaları yaptım ama sinema için uğraşmak, mesai vermek gerekiyordu. Bir kızım var ve onu büyütmekle meşguldüm. O dönemi ona adadım. Türkiye ’ye geldiğimde de teklif gelmiyordu, neden bilmiyorum.
‘Hayatboyu’nun yönetmeni
Aslı Özge ile buluşmanız nasıl gerçekleşti?
Aslı Özge’nin başka bir rol için görüştüğü Pınar Göktaş beni önermiş ve bana ulaştılar. Fakat senaryo gelmemişti, sadece treatman vardı. Buna rağmen okur okumaz çarptı beni. Konuşulmayanlar üzerine bir film oluşu etkiledi. Ayrılamama hikâyesi nasıldır, nasıl bir süreçtir diye merak ettim. Böylece deneme çekimi yaptık. Bir buçuk saati birlikte geçirdik. İki ay sonra tekrar görüşmeye çağırdılar.
İç aksiyona yüklenen, duyguları repliklerle iletmeyen zor bir rol. Ayrıca karı- koca hayatının gereği olarak çıplaklık da var. Cesaret gerektiren bir rol olduğunu düşündünüz mü?
Bunu ‘cesaret’ olarak tanımlayamam. Rolün gereğidir. Bir karı- kocanın hikâyesini anlatıyoruz, film evin içinde geçiyor, onların yatak odasına da giriyoruz. Doğal olarak üst baş değiştirmeyi, duşa girmeyi, tüm bunları mümkün olduğunca gerçek bir biçimde yaşamak istedim. Bunları yapmayacağız denseydi asıl o zaman yadırgardım, gerçekliğini yitirirdi. Kast süresince, bu sebeple bazı sıkıntılar da yaşamış Aslı Özge. Herkesin kişisel tercihi… Benim için bu, büyük bir mesele değildi.
Ela karakterinin ve filmin sanat-para ilişkisi üzerine de dertleri var. Sizin bir sanatçı olarak, bu derde dair tespitleriniz neler?
Amerika’da Off Broadway’de bazı oyunlarda oynadım. Orada sendika çok aktif ve güçlü. Sendikanın bazı kriterleri var, koltuk sayısına, haftalık çalışma saatine göre belirlenmiş kaşeler var. Daha büyük prodüksiyonlarda oynamadığım için orada dönen rakamları bilmiyorum ama benim oynadıklarımda kazandıklarımızla insanın hayatını yürütebilmesi söz konusu değildi. 2008’de Türkiye’ye döndüm ve çeşitli oyunlarda oynadım. Özel tiyatroların durumları da elbette çok sıkıntılı. Bu bir gönül işi.
Neden Amerika’yı bıraktınız peki?
Kızımın Türkçe öğrenmesi, Türkiye’de yaşaması ve babasıyla zaman geçirmesi için döndük. Yaş ilerleyince, herkes kendi yoluna gidecek, geç olmadan, lisenin son bir-iki yılını burada okusun diye geldik.
‘Hayatboyu’, Adana ve İstanbul ’da yarıştı. Antalya Film Festivali’nin ön jürisinde yer alıp, 68 film izlediniz, elemeler yaptınız. Birdenbire sinemanın tam ortasına düştünüz. Hem içeriden hem dışarıdan bir bakışla nasıl değerlendiriyorsunuz Türkiye sinemasının gidişatını?
Çok çeşitli bir skala var. Anlatım açısından, stil bakımından… Bazı filmler daha hikâye odaklı, bazılarında karakter üzerine anlatım tercih edilmiş. Sürrealist tercihler de var. İstatistiksel verileri bilmiyorum tabii ama bence çok verimli. Elbette kişisel sinema zevklerine göre yorumlar değişir. Ben, ilişkiler üzerine olan, iç aksiyonu yüksek, insanın kendisiyle çatıştığı hikâyeleri seviyorum. İnsan unsurunu önemsiyorum. Bergman, Cassavetes, Bresson, Scorsese. Onlara bayılıyorum.
Tiyatrodan aldığınız sekiz tane ödül var. Ödüllerle yaşamak nasıl bir duygu?
İşinizi yapıyorsunuz ve jüri de konuşup bir karara varıyor. Dünyada pek çok önemli oyuncunun uzun yıllar aday olup ödül alamadığı da oluyor. Dolayısıyla mesleki kararlarınızı “bu, ödül getirecek bir iş” diye veremezsiniz.

ZORBA OLMAKTANSA, ÇAPULCU OLMAYI ONUR SAYARIM


Türkiye’ye geldikten kısa bir süre sonra da kendinizi sinemalara, tiyatrolara yapılanlara karşı eylemlerde buldunuz. Emek Sineması eyleminde ön saflardaydınız, basın bültenini okudunuz. Öncesinde nelere karşı çıkmıştınız?
Muammer Karaca Tiyatros’unu korumak için basın bültenini de ben okumuştum. Tiyatrodan tanınıyorum, geniş çevrelerce bilinen bir isim olmadığım için bu eylem fazla gündeme taşınmadı. Ben de öne çıkmaya çalışmadım. Emek Sineması gibi tarihî bir değeri ne yapsak kurtaramadık. Ancak Emek’in Gezi’ye bağlanması önemliydi. Sesini duyuramamak büyük bir mesele… Demokratik bir ülkede böyle bir noktada nasıl olabiliriz? Kentsel dönüşüm adına mahallerin yıkılmasına, insanların evlerinden edilmesine de karşıyım. Pat diye bir parkı nasıl yıkabilirsiniz? Bu tür meselelerin karşısında olmaya her zaman devam edeceğim. Umarım başka kayıplarımız olmayacak, başlayan bu hareket devam edip başka bir şekle dönüşebilir. Yalancı, katil, zorba ya da kaybı olan bir aileye başsağlığı dileyemeyen bir insan olmaktansa, marjinal ya da çapulcu olmayı onur sayarım.
Babanız Talat Sait Halman eski Kültür Bakanıydı. Evdeki ortam, iktidarda olmak ve iktidara karşı olmak açısından, sizin politik kimliğinizi nasıl etkiledi?
Babam beni yaptığım her işte destekledi, katılmadığı bir şey varsa onu da belirtti. Babama çok güvenirim, çok danışırım, annem ve babam mesleğim konusunda bana destek olmak için ne gerekiyorsa her şeyi yaptı. Annem, Seniha Halman da Birleşmiş Milletler’de Avrupa bölümünün başındaydı, ben hep o çevrelerin içindeydim.