Her şeyi akışına bırakmış durumdayım

Her şeyi akışına bırakmış durumdayım
Her şeyi akışına bırakmış durumdayım
'Muhteşem Yüzyıl'ın ardından 'Kuzey Güney'de izlediğimiz Gözde Çığacı: "Kuzey Güney ekibi de çok güzel ama 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi ekibi kadar pozitif bir ekip olamaz sanırım."
Haber: ECE ÇELİK - ece.celik@radikal.com.tr / Arşivi

O, aynı gün aynı saatte yayımlanan iki rakip dizide de rol aldı. Önce ‘Muhteşem Yüzyıl’da Şehzade Mehmet’in gözdesi Elif Hatun, sonrasında da ‘Kuzey Güney’de Ali’nin sevgilisi Demet olarak karşımıza çıktı. Son bölümdeki öpüşme sahneleriyle sosyal medyada da ismini bolca görür olduk. Gözde Çığacı, henüz 22 yaşında genç bir oyuncu… Konuşkan ve neşeli tavırlarıyla pozitif enerji saçan tam bir İzmir âşığı… Çığacı ile oyunculuktan İzmir sevgisine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik. 

Ekranda karşımıza çıkana dek nerelerde yaşadınız, neler yaptınız? Doğam büyüme İzmirliyim. Çocukluğumdan beri oyuncu olmak istiyordum ama ailem avukat olmamı istedi. Okuldan kaçıp oyunlara gidiyordum, lisede de tiyatro kulübündeydim. 16 yaşında İzmir’de benim için önemli bir grup olan Teyatora Der ile tanıştım. Oyunlar yazıp oynayan çok iyi niyetli ve bu işi yürekten yapan insanlardı. Onlarla birlikte oyunlarda yer almaya başladım. Ama son zamanlarda onlardan biraz koptum çünkü tiyatro okumak istiyordum ve şan dersleri almaya başladım.
Her zaman ne istediğinizi bilen biri miydiniz? Bu, bilinçli değil güdüsel bir durum gibi geliyor bana. İlgim buna vardı ve bu oldu. “Katiyen başka bir şey yapamazdım” diye bir şey yok. İlahi bir anlam katmamak gerekiyor. Oyunculuk bana şu sebepten de çok çekici geliyordu: Herkes “hayır” diyor. Ergenlikte “Ben asiyim ben kararımı verdim oyuncu olacağım” dedim. 

Sonra aileniz nasıl ikna oldu? Bir gün babam oyunumu izlemeye geldi. Çıktığında onu hayatımda ilk kez ağlarken gördüm. O günden sonra hep arkamda durdu. Sonra çeşitli şehirlerde konservatuvar sınavlarına girdim. En çok 9 Eylül Üniversitesi’ni istemiştim ama olmadı. Sonra Hacettepe Üniversitesi’nden aşama aldım ama 17 yaşındaydım ve küçük olduğum için kabul edilmedim. Ve ben yine ağlaya ağlaya çıktım. Sonra babam Kocaeli Üniversitesi’ne kaydımı yaptırmış. Hiç istemeyerek girdim okula ama iyi ki girmişim. Sonra da İstanbul ’a taşındım. Çünkü İstanbul’da bir oyun izliyorum, sonra Kocaeli’ne dönmek problem oluyordu... Bu işin burada yapılabileceğini düşündüm. Farabi programıyla bir dönem İstanbul Üniversitesi’nde okudum. Şimdi de 4. sınıftayım... 

Sanat okullarında pek çok oyuncu adayı var. Ajanslarda binlerce kayıtlı yüz var. Henüz okulu bile bitirmeden Türkiye ’nin en çok izlenen dizilerinde rol buldunuz. Kendinizi şanslı hissediyor musunuz? Evet ve bence hayatımıza giren iyi kötü her şey şans. Kötü şeyler iyi şeylerin kapısını açıyor. Ben şu ana kadar iyi olayları hep üzüldüğüm şeylerin ardından yaşadım. Benim en büyük şanslarımdan biri menajerim Gülden’le tanışmamdı. Hayatta bazı şeylere ulaşmak için de risk almak gerekiyor. Ben de bu riski aldığımı düşünüyorum.

Nasıl bir risk bu? Okulu ihmal ettim ve ediyorum. Ama ben bunu yapmasaydım biz okuldan mezun olduğumuzda kimse bize “Hangi işte çalışmak isterdiniz?” diye sormayacak. Hiçbir yönetmen bizi beklemiyor. Koşturmak zorundasın bazen de akışına bırakmak zorundasın. Ama bekleyerek de olmuyor…
 
Peki ilk diziniz? Samanyolu TV’de ‘Anayüreği’... Ama kısa sürdü o. Sonra TRT1’de ‘Sen de Gitme’ dizisinde oynadım. 

Ardından Muhteşem Yüzyıl’daki Elif Hatun rolü geldi… O rol için deneme çekimlerine İzmir’den geldim ve pek çok aksilik yaşandı aslında. Kardan yollar kapanmıştı, kameranın şarjı bitti, record’a basmayı unuttular vs... Bir hafta hiç ses çıkmadı, ardından yönetmenler görüşmeye çağırdılar. Yağmur-Durul Taylan’la tanıştım, çenem çok düşük, konuştum da konuştum. Karşılıklı iyi bir enerjimiz oldu. “Bizim istediğimiz mükemmel bir güzellik değil, sadece enerji” dediler. Makyaj yapıldı, kostüm giyildi bir de öyle baktılar. Ama onlar bir şey söylemeyince kesin olmadı diye düşündüm. Sonra telefonum çaldı “Set saatiniz yarın sabah 07.00’de” dediler. 

İnsan henüz deneyimsiz bir öğrenciyken Türkiye’nin en çok izlenen dizisine giderken neler hisseder? Korkar. Ama çok heyecanlıydım. Şu an oynadığım ‘Kuzey Güney’ ekibi de çok güzel ama ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi ekibi kadar pozitif bir ekip olamaz sanırım. Hiç ‘yeni gelen’ çekingenliği yaşatmadılar. Deneyimli oyunculardan şoförüne, çaycısına kadar herkes çok tatlıydı. Bir de Mehmet Günsur’la oynamak benim için çok büyük bir şanstı. 

‘Kuzey Güney’de oynadığınız Demet karakteri çok çekingen, içine kapanık. Sizse tam tersi bir görüntü çiziyorsunuz. Çok hareketli ve neşelisiniz… Demet çok tarafsız bir karakter. Nereye çekersen gidecek gibi bir hali var yani benim tam zıttım. 

Demet, komiserle öpüşüyor ve Kuzey onları yakalıyor. Son bölümden sonra nasıl tepkiler aldınız? Twitter’dan “Kuzey’e bunu yapmayacaktın”, “Kuzey sizi öldürür” tarzında çok tepki aldım. “İkisi de çok tatlı değil mi?” tarzı tepkiler verenler de oldu. 

Tanınmayan biriyken yavaş yavaş sokakta insanların sizi tanımaya başlaması nasıl bir duygu? “Bana bakıyorlar mı?” paranoyası yaşıyor musunuz? Evet yolda tanıyanlar çıkmaya başlıyor ve bu, değişik bir duygu. ‘Bana bakıyorlar mı?’ diye düşünmüyorum, çoğu zaman bunu unutuyorum. Geçen gün bir adam gözümün içine baktı ben de ona baktım. “Siz osunuz” dedi. Sonra aklıma geldi beni diziden tanıyor olabileceği. Metrobüsüme, vapuruma binmeye devam ediyorum doğal olarak ama bazen rahatsız edici şeyler yaşanabiliyor. Geçen gün metrobüste bir adam gizli gizli fotoğrafımı çekmeye çalışıyordu. Rahatsız edici bir durum. 

Biraz da gelecek hayallerinizden bahsedelim mi?
 
Ben her şeyi akışına bırakmış durumdayım. Ufacık bir yerde yaşamak istiyorum. Bu, İzmir olabilir çünkü İzmir’i çok seviyorum. Hayatımı tatil gibi geçirip araya sevdiğim işleri sıkıştırmak istiyorum. 

İzmir’e siyasi bir anlam katılması ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Ben bir yerin bir düşüncenin kalesi olma durumundan hiç hoşlanmıyorum. Çünkü bu bir beklenti ve önyargı oluşturuyor. Diyarbakır’a turneye gittim, bir taksi şoförü bana şu cümleyi kullandı: “Biz kötü değiliz.” Bir insanın “Ben kötü değilim” demesi kadar üzücü bir şey var mı? İnsanlarda hep bir kendini kanıtlama çabası oluşmuş. Önyargı öyle bir şey ki insanlar depremde öldüğü zaman “Oh oldu” deniyor. İnsan gibi bakmıyoruz.