'Her zaman yanılma payı bırakmalı'

'Her zaman yanılma payı bırakmalı'
'Her zaman yanılma payı bırakmalı'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Merhamet' dizisinde Irmak karakterine hayat veren Yasemin Allen ile bir aradaydık. Genç oyuncu, "İdeal oyunculuk, rol yapabilme yelpazesinin olabildiğince geniş olmasından geçer" diyor.
Haber: ALPBUĞRA BAHADIR GÜLTEKİN - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

İlk olarak ‘Elif’ dizisiyle tanıdık onu. Sonra ‘ Hayat Devam Ediyor’ ile asıl çıkışını yaptı. Şimdilerde ise Kanal D’de ekrana gelen ‘Merhamet’teki rolüyle ekranda uzun bir süre daha kalacağını ispat ediyor. 80’li yılların tanıdık simalarından Suna Yıldızoğlu’nun kızı Yasemin Allen ile buluştuk, hem hayat hikâyesini hem de oyunculuk kariyerini konuştuk.

Bir twit’ine denk geldim… “Anne ben öğrenmek istemiyorum, yapmak istiyorum! – Yasemin, yaş 6, buz pistinde düşünce…” Hayatının her aşamasında hep böyle hırslı mıydın?
Öğrenmek istediğim konulara karşı hep hırslıydım, biraz daha saldırgandım. O öğrenme aşamasını atlayıp direkt yapabilmenin hazzını yaşamak istedim. Bunu biraz da sabırsızlık olarak nitelendirebiliriz.

Karşımızda tuttuğunu koparan bir kadın profili mi var?
Çok istediğim bir konuysa vazgeçmek benim için bir opsiyon bile olmuyor. Ama bir konuya tamamen kendimi vermeden önce, onu çok tartıp biçerim de. “Bunu neden ve nasıl yapmak istiyorum” diye düşünürüm. Bir şeyi istiyorsam ve kafama takıyorsam da yaparım.

Türkiye , İngiltere ve Avustralya üçgeninde bir yaşam… Her defasında yeniden kurulan hayatlar… Nasıl etkiledi seni bu? 
Zordu. Çünkü belli bir süre sonra tanıdığın insanlara değer vermeye başlıyorsun. Benim için bunlar geçici şeyler değil. Arkadaş dediğim insanı hayatımın sonuna kadar taşıyabilmek isterim. Her taşınma evresinde onlarla olan ilişkimi kesmek zorunda kaldım. Eskiden geride birilerini bırakmak zor geliyordu ama artık alıştırdım kendimi.

Olumlu bir yanı olmadı mı peki?
Tektip insanlarla birlikte büyümedim. Farklı yaşam tarzlarına, kültürlere, psikolojilere ve bakış açılarına sahip çok fazla insan tanıdım. Bu da bana çok fazla şey kattı, özellikle oyuncu konusunda. Başkalarını daha iyi anlayabilmek için de güzel bir fırsattı.

Peki, Türkiye’de yetişseydin hayatın ne şekilde evrilirdi, hiç düşündün mü?
“Oraya gitmeseydim ne olacaktım” sorusunu cevaplayamadığım için ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Ama kendimle ilgili çok da fazla bir değişiklik olmazdı, sadece sektör konusunda uyanıklıkları daha genç yaşta öğrenmiş olurdum. Bu da beni katı bir insan yapardı.

‘Merhamet’ dizisinde izleyicinin kaş çatarak baktığı bir roldesin. “Bu rol üzerime yapışacak” endişesi taşıyor musun?
İlla ki… Ama bunun dizi sektörüyle de alakası var. “Karakterler ne kadar değer verilerek izleniyor” sorusu sorulur her zaman . Ve eğer bir karakter çok yakıştırılırsa, ona hep aynı tarzlarda teklifler gelir. Bu algıyı kırabilmek oyuncuya bağlı, ama kimisi bunun üzerinde yürümeyi çok sever.

Peki, senin bakış açın nasıl bu hususta?
Benim ideal oyunculuk diye nitelendirdiğim şey rol yapabilme yelpazesinin olabildiğince geniş olmasından geçiyor.

Ekranda kendini gördüğün vakit aklından geçenler ne oluyor?
Çok eleştiriyorum kendimi. İçimden geçeni yansıtabilmiş miyim diye bakıyorum daha çok. Gerçekten ekranda kendisini izleyip “Vay be nasıl iyi rol yapmışım” diyen insanları da anlamıyorum. Bu meslekte insan kendine her zaman yanılma payı bırakmalı. Yoksa kendini kandırmış olursun. Ben heyecanlanıyorum ve bu heyecan beni ayakta tutuyor. Beni her zaman daha iyi olmaya itiyor.

‘Sette aşk yaşamak normal’


Sürekli göz önünde olmanın yüklediği bazı sorumluluklar var. Omuzlarında bunu hissettin mi?
Sürekli göz önünde olduğunda, kafalarda ‘örnek insan’ algısı oluşuyor. Bunu üstlenip üstlenmemek senin seçimin. Kimisi, “Ben örnek değilim kardeşim” diyerek hayatını gazetede yazılanları umursamadan yaşar. Ama dizileri çok genç insanlar izliyor ve bir hayranlık kavramı var. Kişinin, gençler üzerindeki etkisini tartıp biçebilmesi önemli. Sen nasıl istiyorsan hayatını öyle yaşa. Ama yaptıkların işini de, insanların sana bakışını da etkiliyor.

İster istemez bir baskı yaratıyor mu bu üzerinde?
Yaratmıyor, çünkü ben bu konuda yaşayacağımı yaşadım. (Gülüyor) Tabii ki tedirgin oluyorsun, çok masum bir hareketin yanlış anlaşılabiliyor. Ama bu maalesef işimizin bir parçası…

Gazetelerde ismini taradığımızda ‘sette aşk’ haberlerine denk geliyoruz. Hazır konusu açılmışken sorayım, “Sette aşk yaşamak yasak mı?”
Gayet normal olduğunu düşünüyorum. Angelina Jolie ile Brad Pitt de beraber, çok da yakışıyorlar. Bir de şey derler, “Oyuncuların ilişkileri neden kısa sürüyor?” Kısa sürmüyor kardeşim, kısa sürmeyenleri de var. Sadece siz bizim ilişkilerimizi göz önünde bulundurup, onu değerlendirdiğiniz için sanki bizi egoları çok yüksek insanlarmış gibi sunuyorsunuz.

Son olark şunu sorayım: Suna Yıldızoğlu’nun kızı olmak oyunculuk sürecinde nasıl etkiledi?
Annem beni insanlar konusunda eğitti. Onun anlattıklarından sonra daha tedbirliydim. Kimisi, oyunculuğu heves yapıp piyasaya korumasız girdiği için birtakım insanların kurbanı da olabiliyordu maalesef. Çünkü genç yaştan itibaren kendini yargılanmaya açıyorsun, buna hazır değilsen sonucu korkutucu olabiliyor. Ben ise geri adım atıp, etrafa sakin gözle bakabilmeyi ve yaptığım her şeyin arkasında durabilmeyi öğrendim.