Her zamanki 'işler güçler': Suistimal, geri besleme...

Her zamanki 'işler güçler': Suistimal, geri besleme...
Her zamanki 'işler güçler': Suistimal, geri besleme...
Esat C. Başak'ın ikinci kişisel sergisi 'İşler Güçler' Artcore Galeri'de izleyicisiyle buluşuyor

BAHAR ONAN

Esat C. Başak’ın ikinci kişisel sergisi 'İşler Güçler' Artcore Galeri'de izleyicisiyle buluştu. Retrospektif özellikler taşıyan sergiyi ve birçok şeyi efsanevi fanzin Mondo Trasho’nun yaratıcısı olarak da tanıdığımız Başak ile konuştuk. Sergide genetiği değiştirilmiş oyuncakalar (GDO), Türkiye Cumhuriyeti’ nden geri beslemeler, sanat tarihine yönelik suistimaller ve psikolojinin zor anlaşılan babalarından Lacan’a göndermeler var. 4 Ocak'a kadar açık kalacak sergiyi ziyaret etmeniz birçok yönde algılarınızı açacak.

İşlerinde geçmişle gelecek arasında bir hesaplaşma var ama seni şimdici olarak tanıyoruz.

Beni besleyen kaynaklar arasından başka türlü çıkamıyorum. Geçmişe dair bir hesaplaşma derdim olmasa bile olanların üzerinden geçmek, Ece Ayhan’ın dediği gibi ‘bir ayağa kalkmak’ gerekiyor. Ece Ayhan, geçmişin fotoğraflarının bulanık olduğundan söz eder, kimin önde, kimin arkada olduğunun ilk bakışta bilinemeyeceğinden. Bu sergide bulunan, elektronik ortamlarla tuallere aktarılmış geri besleme işleri tamamen sanat tarihi klasikleri üzerine kurulu.
Bu popüler hale gelmiş sanat tarihi tekrarları, popüler imgeler yordu beni, yıllardır bunların maceralarını ve alt metinlerini okumaktan da sıkıldım. Biraz da suistimale ve geri beslemeye hizmet etsinler istedim. Şimdiyi göstermek için kullanılacak, geçmiş ve geleceğe dair çok kaynak ve referans var, bunları kullanıyorum.
Çağdaş sanatla popüler kültür paralel gidiyor sen nasıl bağdaştırıyorsun?
Ayrılmaz ikililer. Fazlasıyla görsel imgeyle boğulmuş durumdayız zaten. İnsanlar artık okumayıp kısaca resimlere, fotoğraflara bakıyorlar. Bu aralar, eğlenceli bir Lacan sözlüğü üzerinde çalışıyorum. Sözlüğe başladım, görsel bir sözlük olacak. Arzu, Aktarım, Hakikat, Semptom gibi kavramları görsellerle açma/açıklama çabam var. Popüler halde görmek istiyorum bunları, kartpostal, sticker gibi dolaşımda olmalarını istiyorum.

Düşük teknolojiyi (Lo-Fi) daha çok seviyorsun gibi, Bilgisayar teknoloji ne aldı, ne getirdi sana, dünyaya?

Düşük teknoloji (Lo-Fi) ile ucuz, basit, daha hızlı üretebiliyorsun ve ulaşımı kolay. Biliyorsun fanzin çocuklarıyız. Daha hızlı üretim yapılan bir alandan geliyoruz. Mümkün olduğu çabuk kadar elimizdeki iş bitsin ki yeni bir şey yapalım ve tabii bunu hızlı ve ucuz bir şekilde yapalım istiyoruz. Bilgisayar bu yönden de büyük kolaylık sağlıyor, işi kolaylaştırıyor.

Mondo Trasho‘ dan bahsetsen biraz.

Mondo trasho güzel bir dönemdi, o zamanlar bir karşılığı da yoktu. Kolektif bir oluşumdu, herkes bir şeyler veriyordu, öyle çıkıyordu ortaya. Şimdi pek karşılığı olmayan şeyler bunlar. Artık bu şekilde bir iletişim yok, internet üzerinden konuşuluyor, uygulanıyor tüm bunlar. İnsanlarla o dönem yaptığımız işler üzerinden, yüz yüze tanıştık, beraber iş yaptık. Narmanlı Han, Deniz Pınar, Zen konserleri gibi buluşma noktaları ve oluşumlar vardı.

Tersten perspektif olarak adlandırdığın işler ve T.C serisi var bir de…

Tersten perspektif olarak adlandırdığım işler aslında defterlerden parçalanmış şeyler, değişik dosyalardan topladığım işler. Bir tür tersten okumalar. Bombalar atan bir uçak değil de uçakları atan bir bomba gibi. Aslen retrospektif bir sergi bu, eskilerle yeniler bir arada.
T.C. serisine devam etmek istiyorum çünkü çok büyük bir kaynak T.C. Öncelikle suistimale çok açık bir kaynak. Asıl popüler hale gelmiş kavram T.C.’nin ta kendisi çünkü. Düşüncelerini ortaya koymak için o kadar fazla iş üretmişler, o kadar çok şeyi suistimal etmişler, kavramları öyle bir karıştırmışlar ki… Atatürk simgeleri bolluğu, Türk Bayrağı bolluğu, ucu kaçmış milliyetçilik… Hiç kimse de estetik bir kaygı peşinde olmamış tüm bunlar olurken. Hepsi de kült hale, dokunulmaz hale gelmiş. Böyle olunca insanın elinde olmuyor buna dokunmaması. Bir şeyi sakındıkça daha da göze batıyor. Niye dokunamayacağını merak ediyor insan.
İnternette bir iş vardı, Atatürk ‘ün gülümseyen bir fotoğrafının altında “Hoşgörüsüz bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur.” yazıyor. Şikayet üzerine o iş internetten silindi. O işe bile hoşgörü gösteremiyorlar. Atatürk’ü güldüremiyorsun bile.
Atatürk’ün sözlerini sahiplenmede ki bir acayip örnek de Kuşadası İtfaiyesi’nin duvarında yazan bir sözü. İtfaiyenin girişinde “Küçük kıvılcımlar büyük yangınlar doğurur / Mustafa Kemal Atatürk ” yazıyor. Politik alanda geçerli olabilecek bir söz ama itfaiye güzelce sahiplenmiş.
İroni, bu coğrafyada yapılan işlerin ayrılmaz elemanı. Askerlik kurumuna karşı, vicdani retçi biri Askeri mahkemede yargılanabiliyor. Oradan ne kadar hayırlı bir sonuç çıkar düşünmek lazım.
Ben kendimi tamamen bağımsız hissediyorum iş yaparken de öyle, işin altına yazılan yorumlarda da öyle. İşin altına yazılan yorumlar ya da işin alınıp farklı bir yerde farklı amaçlarla kullanılması büyük bir zenginlik bence. Hiçbir görüşe tam olarak ait olmadığım için bu konuda rahatım.

Sivil sanat işleri biriktirdiğin bir de blog 'un var.

Sivil sanat büyük kaynak. Hazır yapıtın kralı onlar bence. Temel bir ihtiyacı karşılamak ya da bir şeyi ucuz yoldan çözmek için yapılmış ama sonuçları sanat ve tasarım tarihinde pek çok işe fark atacak türden işler. Onları da bir blogda toplamaya çalışıyorum: http://sivilsanat.blogspot.com/