"Hiç değilse ölüler rüşvet yemiyor!"

"Hiç değilse ölüler rüşvet yemiyor!"
"Hiç değilse ölüler rüşvet yemiyor!"
Türkiye sinemasına yıllar boyu emek veren Umur Bugay, Sevda Ferdağ, Abdurrahman Keskiner, Eşref Kolçak, Atilla Özdemiroğlu ve İrfan Tözüm festivalin dün geceki açılışta onur ödülü aldı. Eşref Kolçak'ın bir filmindeki "Hiç değilse ölüler çocukları öldürmüyor, rüşvet yemiyor" repliği yoğun alkış aldı.

Eşref KolçakKolçak'ın eski filmlerinden parçalar gösterilirken bir filminde "Mustafa Kemalci misin, padişahçı mısın?" sorusuna "Mustafa Kemalciyim" demesi ve bir başka filminde Cüneyt Arkın'a "Hiç değilse ölüler çocukları öldürmüyor, rüşvet yemiyor" dediği sahne salondan yoğun alkış aldı. Kolçak'ın ödül alırken “Geçenlerde Endonezya’dan bana bir oyuncu ödülü geldi” sözleri de herkesi güldürdü.

Eşref Kolçak’ın sinema tarihine geçeceği ta ilk filminden, Cahide Sonku’yla karşılıklı oynadığı ‘Fedakâr Ana’dan belli... 1949’dan 2000’e, Zeki Ökten’in emektar oyuncularımızı tekrar seyirciyle buluşturduğu ‘Güle Güle’ye gelelim. Kolçak, on yılları aşan kariyeriyle bu özel filmde yer alması en uygun isimlerdendi kuşkusuz. 60’lı yılların en aranan jönlerinden olan Kolçak, 26 yaşında yıldızlaştığı ‘Affet Beni Allahım’dan itibaren Yeşilçam tarihinin kalelerinden biri oldu. Kolçak, Yeşilçam tarihini özel kılan her şeyi bünyesinde barındıran bir aktör; özverili, hisli ve emektar. 

Umur Bugay
Umur Bugay’ın ifade özgürlüğü, sansür ve sanatın iktidar tarafından değersiz görülmesine vurgu yaptığı ödül konuşması sık sık alkışlarla kesildi.

Bugün 30’lu yaşlarını süren kitlenin muhtemelen istisnasız ergen yıllarından hatırladığı pazar ritüelleri: Naklen futbol maçları, Ömer Karacan’ın ‘1 Numara’sı, ütü ‘coşkusu’, son dakikaya bırakılmış ev ödevleri ve tabii ki ‘Bizimkiler’... Çoğunluğun Umur Bugay ismiyle ilk kez karşılaştığı ‘Bizimkiler’, aynı zamanda senarist/yapımcının 1975’te başlayan sinema kariyerine giriş yapmak isteyenler için anahtar işlevine sahipti. Bugay, Kemal Sunal filmografisinin en sağlam filmlerinden bazılarını (‘Düttürü Dünya ’, ‘Yoksul’) yazmakla kalmadı, Yeşilçam’da farklı hikâyeler anlatılabileceğinin de kanıtı oldu.


Atilla Özdemiroğlu
Özdemiroğlu, konuşmasında cumhuriyete özel vurgu yaptı.

‘Teyzem’de sadece Müjde Ar’ın perdeye getirebileceği türden bir dokunaklılığı birebir yansıtan melodiler, Türkiye sinemasının hiç de alışık olmadığı türden bir hikâyeyi anlatan ‘Kupa Kızı’ndaki hafif ‘freaky’ ton, hiç yüz verilmediği bir dönemde arabeskin kodunu çözen ‘Arabesk’, ‘Muhsin Bey’in müzikle iç içe melankolisinin hakkını veren bir ‘soundtrack’... Atilla Özdemiroğlu, sadece Türkiye pop tarihinin kalelerinden biri değil, hikâyeyle iç içe, diğer sinemasal unsurları da hesaba katan film müziği kavramını da Türkiye’de yerleştiren isimlerden biri.


Sevda Ferdağ:
Ferdağ, ödülünü Yeşilçam emekçilerine adadı. Ferdağ’a ödülünü veren Selim İleri ise “Çocukların öldürüldüğü bir ülkede tek başına ayakta kalan bir kadın” diyerek Berkin Elvan’a da selam gönderdi.

Nasıl Yeşilçam sinemasında vamplık sadece birkaç kelimeyle geçiştirilebilecek bir kavram değilse Sevda Ferdağ da kuru bir ‘timeline’la karşılık bulabilecek bir isim değildir. Ferdağ’ın ‘Gurbet Kuşları’nda Tanju Gürsu’ya İstanbullu Seval değil de Maraşlı Naciye olduğunu söylediği sahneyi izleyince görürsünüz. İstanbul Film Festivali’nin bu sene onur ödülünü vereceği Ferdağ’ı belki de en iyi bir yönetmenin kelimeleri anlatır. Biket İlhan’a başvuralım: “Halit Refiğ onu ilk tanıdığı günün ardından şöyle der: ‘Donanma gibi kadın...’” Türkiye sinema tarihinin eşsiz değerlerinden biri. Yeşilçam tarihini onsuz düşünebilmek imkânsız.


Abdurrahman Keskiner
Keskiner’in Yılmaz Güney’e teşekkürü alkışlarla karşılık buldu.

Türkiye sinemasının ilk 10’u listesinin olmazsa olmazları arasında ‘Umut’ ile ‘Muhsin Bey’in yerleri sabit. Ve sinema söz konusu olduğunda akılda tutulması gereken bir unsur var: Sinemanın kolektif bir sanat olduğu... Bu iki filmin ve Türkiye sinema tarihinin diğer birçok klasiğinde yapımcı olarak imzası bulunan Abdurrahman Keskiner de bu kolektivitenin kilit noktasındaki bir isim. Yılmaz Güney’in ‘Seyyit Han’ıyla 1968’de başlayıp 1994’e kadar süren kariyeriyle Keskiner’e verilen ödül, büyük bir tarihi yeniden değerlendirme fırsatı da sunacak.


İrfan Tözüm
Tözüm, rahatsızlığı nedeniyle törene katılamadı.

1980’lerin ve 90’lar Türkiye sinemasının kimliğini belirleyen isimlerden biri, İrfan Tözüm. Aynı zamanda sinemamızdaki yeni bir dil arayışınının da vücuda geldiği kariyerlerden biri. 1986 yapımı ilk filmi ‘Çağdaş Bir Köle’den itibaren kadın temsilinde, bireysel hezeyanlarda ve toplumsal tarihte daha önce denenmemişi denemeyi hedefine koyan Tözüm’ün aralarında ‘Mum Kokulu Kadınlar’ın da olduğu 10 filmi, sadece bu yönleriyle bile değerlidir.