Hikâyeler şehrinin festivali: Edinburgh

Hikâyeler şehrinin festivali: Edinburgh
Hikâyeler şehrinin festivali: Edinburgh
Tiyatrocu Murat Daltaban tiyatro dünyasının en önemli festivallerinden olan ve bugün sona eren Edinburgh Festivali'ni Radikal için yazdı.
Haber: MURAT DALTABAN / Arşivi

“Edinburgh bütün yılı ağustosa hazırlanarak geçiriyor olmalı” dedim yine kendi kendime. Her Edinburgh’a gidişimde bu şehre olan hayranlığım artıyor. Ailemi ziyarete gelmişim gibi heyecanlanıp, neşeli oluyorum.

İskoçya’nın başkenti Edinburgh, adanın kuzeyine doğru yer aldığı için İstanbul ’un sıcağının da geriliminin de uzağına düşüyoruz. Yeşillikler içinde, eski mimarinin çok iyi korunduğu bu hikâyeler şehri, dünyanın en büyük sanat festivalini gerçekleştiriyor. Orada geçirdiğiniz süre boyunca sadece sanat konuşuyor, yerden kilometrelerce yükselip insanlığın hallerini seyrediyorsunuz. Yıl boyunca küçük festivaller ve etkinlikler sürerken, ağustostaki ünlü Edinburgh Festivali iki önemli organizasyondan oluşuyor: Ana Festival (EIF) ve Fringe.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlatılan festivalde dünyanın her yerinden tiyatro, müzik, opera, dans, performans eserleri, sergiler, atölye çalışmaları yer alıyor. Bu yıl 9 Ağustos-1 Eylül arasında yapılan Edinburgh International Festival (EIF) Direktörü Avustralyalı kompozitör Jonathan Mills, EIF program dergisinde şöyle diyor: “Sanatçılar farklı düşünür; onların düşünme biçimi alışkanlıklar, konfor, tutuculuk ve ilerleme karşısında ilham dolu bir kontrast ve çok önemli bir provokasyondur. Dünyayla hassas bir ilişki içinde var olurlar; duyulan, koklanan, tadılan, dokunulan her şey yüksek yoğunluğa sahip anlara ve duyusallığa taşınır.”

2- 26 Ağustos arasındaki Fringe ise -ki bizim daha çok ilgimizi çekiyor- devasa bir festival. 300’e yakın mekânda, 2700 civarında gösteri, 50’ye yakın ülke tarafından sergileniyor. 2011’de bir milyon 877 bin 119 bilet kesilmiş, 41 bin 689 gösteri gerçekleştirilmiş. Bir günde sergilenen gösteri sayısı 1300’ün üstünde. Her salonda günde altı-yedi farklı gösteri sergileniyor. Festival herkese açık, seçici kurul yok. Şehrin her yeri gösteri alanına dönüştürülüyor; tiyatro binaları, tarihi binalar, okullar, kiliseler, botanik parkları... Parklara dev çadırlar kuruluyor. Sokaklarda belirlenmiş noktalar sanatçılar tarafından dönüşümlü olarak kullanılıyor. Amatör işler, öğrenci işleri, yarı profesyoneller, profesyoneller… Herkes gösterisini sergileyecek bir yer buluyor... Edinburgh –Fringe- büyük bir ailenin senede bir ay toplanıp sanatı kutladıkları bir şehir.

İşin en maceralı yanı doğru gösterileri keşfedebilmek. Bu kadar gösterinin içinde sizi uçuracak gösteriyi yakalamak hüner istiyor. Zaman içerisinde birtakım stratejiler geliştirdik. Mesela eleştiriler ve ödüller yanıltıcıdır. (Fringe’te birçok ödül veriliyor) Tecrübeyle sabit. Gösterilerin internet tanıtımlarını aramak en güvenilir yöntemlerden. Gösteri seçmek için epey vakit ayırmak gerekiyor. Zamanla takip ettiğiniz ekipler, tiyatrolar, yazarlar, oyuncular size yol gösteriyor. Şehir kocaman ve kalabalık bir bilgisayar oyununa dönüşüyor sanki. Tanıştığınız birilerinden aldığınız tüyolar, kurduğunuz arkadaşlıklar ve Scotch oyunun önemli ipuçlarını veriyor. Oyuna ne kadar dahil olursanız, Fringe sizi o kadar mutlu eder.

SEYREDENİ GEREN, YÜKSELTEN, HAYRAN BIRAKAN OYUNLAR...

 Edinburgh’da geçirdiğimiz her dakika çok önemli. Apar topar eve yerleşip, güzel bir yemeğin ardından yapabileceğimiz en şık başlangıcı yapıyoruz: EIF’te sergilenen ‘Homage to Allen Ginsberg.’ Üç efsanenin; Patti Smith, Philip Glass ve Allen Ginsberg’in bir arada olduğu ilk gece… Patti Smith, piyanodaki Philip Glass’ın müziğiyle Ginsberg’in şiirlerini okuyor... Ve kendi şiirlerini... Ginsberg projeksiyonda sahnenin arkasından gözlerini bize dikmiş... Patti arada selam veriyor ona dönüp dönüp... Bazen sahneden çıkıyor sonra geri geliyor. Bir keresinde gelip sahnedeki kâğıtlarına notlar aldı. Glass’ın müziğini sahne dışında dinlerken aklına birkaç fikir gelmiş, onları not aldığını söylüyor. Bir başka sefer, Glass’a gidip bir şeyler söylüyor, sonra “Birbirimizi eleştiriyoruz ama iyi eleştiri” diyor. Kahkahalar dalgalanıyor. ‘People Have the Power’la provokatör bitiriyor geceyi... Bir başka EIF gecesi, bir başka efsane Meredith Monk… ‘On Behalf of Nature’... Müthiş bir ses, yüksek ve lezzetli bir gösteri…

Ama artık Fringe oyunlarına geçmek istiyorum: ‘Traverse Theatre’, Fringe’in lokomotif tiyatrosu. Edinburgh’dayken vaktimi en çok geçirdiğim tiyatro. En sevdiğim yazarlarla bu tiyatroda tanıştım, oyunlarını seyrettim. Bu senenin beni en etkileyen oyunlarından birini yine Traverse’te seyrettim: ‘Fight Night’. ‘Ontroerend Goed& The Border Project’, ekibin adı. Belçikalı ekibi geçmiş festivallerden tanıyoruz. Oyun, seyircilerin elektronik oylamalarıyla süren bir ‘demokratik sistem simülasyonu.’ İlerledikçe dehşete kapıldık, gerildik. Oyunun geldiği nokta ve son kertede seyircinin oy kullanan seçmen olarak analizi ürkütücüydü. Oyun bir sosyoloji deneyiydi ve kurgu değilse demokratik sistemlerin çalışma biçimiyle ilgili ciddi bir tez ortaya koyuyordu.

Bir başka tiyatro mekânı: Pleasance Courtyard. Edinburgh Üniversitesi’nin kampüslerinden birinde yaratılmış, 10’dan fazla salonu olan, seyircisi gençlerden oluşan, hep iyi oyunlar seyrettiğim bir ‘tiyatrolar alanı’. ‘Les Enfants Terribles Theatre Company’nin muhteşem oyunlarının hepsini burada seyrettik. Son olarak geçen yılın oyunu ‘Trench’i seyrettik. ‘Les Enfants Terribles’; mekân, dekor, beden, müzik, enstrüman kullanımlarına her gösterilerinde hayran kaldığımız gruplardan…

Bu yıl, fiziksel tiyatronun en güzel örneklerinden birini izledik bu salonlarda: Gecko’nun ‘Missing’i. Geçmiş yıllardan takibe aldığımız Gecko’nun ilk seyrettiğimiz oyunu ‘The Overcoat’ idi. İki oyundan da çok yükselerek çıktığımı söylemeliyim. Philip Ridley’nin ‘Dark Vanilla’sını çok iyi bir genç oyuncudan seyrettik. İyi hikâye, iyi oyunculuk. Oyunlarına ne kadar etkileyici isimler buluyor Philip Ridley, diye düşünüyorum her seferinde…

Kieran Hurley’nin AJ Taudevin ile yazdığı ‘Chalk Farm’, festival seyircisinin seyretmekten zevk aldığına tanık olduğumuz bir oyun oldu. Kieran Hurley, Britanya’nın yıldız genç yazarlarından. Bu yıl, Traverse’in sanat yönetmen yardımcısı Hamish Pirie aracılığıyla Kieran Hurley ile tanışma olanağımız oldu. Bu buluşmayı bir yıldır devam eden bir ortak proje hazırlığı kapsamında yaptık.

Bir gece ‘The Tiger Lilies’ konseri, planda olmayan bir etkinlik olarak programa dahil oldu. Konserin en güzel tarafı ellerinde telefon fotoğraf çekmeye çalışan birilerinin olmadığı, konuşmadan müzik dinleyen bir toplulukla ‘The Tiger Lillies’i seyretmiş olmak. Enteresan başka bir şey de 19 Ağustos’ta Bradley Manning’i anlatan ‘The Radicalisation of Bradley Manning’ oyununu ‘National Theatre Wales’den seyretmemiz oldu.

Hayal kırıklığına uğramadan seyrettiğimiz oyunların hepsi geçmişten bizde referansları olan oyunlardı. Ama garanticilik yapmamak lazım yoksa yeni güzellikler keşfedilemez. Küçük büyük 30’a yakın gösteri izledik şehirde ve festival bu yıl bizim için bitti. Ama festival hikâyeleri bir sonrakine kadar anlatılmaya devam edecek...