Hikâyeye bakalım

Hikâyeye bakalım
Hikâyeye bakalım
Ashgar Farhadi'nin Başka Sinema'da gösterilen filmi 'Geçmiş', iyi hikâyeciliğin sinemada halen hükmünün olduğunu gösteriyor.

GEÇMİŞ ****

Yönetmen: Ashgar Farhadi
Oyuncular: Berenice Bejo, Ali Mosaffa, Tahar Rahim, Pauline Burlet, Elyes Aguis
Yapım: 2013, İran/ Fransa/İtalya
Süre: 130 dk.

Ashgar Farhadi filmlerini birer cevhere dönüştüren sayısız özellik sayılabilir. Oyuncularının gücü, hiçbir yerinden sarkmayan senaryo, bir an bile yapay olduğu akla gelmeyecek diyaloglar vs. Ancak Farhadi filmlerini sıradışı kılan tüm bu unsurların altında onları özel yapan temel bir becerisi var: Yönetmen, gündelik meselelerden geniş çaplı ve evrensel hikâyeler çıkartabilme konusunda iki filmdir yeni bir eşik belirledi. Bir önceki Farhadi filmi, Altın Ayı ödüllü ‘Bir Ayrılık’, görünüşte İran bürokrasisi içinde sıkışıp kalmış karakterlere odaklanıyordu ama ortaya çıkan manzara bir ülkenin sınırlarını kat kat aşacak evrensellikteydi. Bu hafta Başka Sinema kapsamında gösterime giren ‘Geçmiş’te ise yine görünüşte stereotiplere meyletmesi çok kolay bir hikâye var. Fransız eşi Marie’yi (Berenice Bejo) ve ailesini ülkesine dönmek için terk eden İranlı Ahmed (Ali Mossaf) yıllar sonra resmi olarak boşanabilmek için yine Fransa’nın yolunu tutuyor. Boşanma kararının asıl sebebi, Marie’nin yeni bir ilişkisinin olması. Sonrası Marie, yeni sevgilisi Samir (Tahar Rahim), Ahmad ve çocuklar arasında halledilmemiş geçmiş hesapları çözebilmek için karşılıklı mücadeleleriyle devam ediyor. 

Ne var ki bu bir Farhadi filmi olduğu için kültürel çatışmaya bel bağlamak, kadını ve erkeği geldikleri ülkelere göre kodlamak gibi bildik numaralara hiç başvurulmuyor. ‘Bir Ayrılık’ nasıl İran’ın bürokrasi cehenneminden evrensel bir hikâye çıkarttıysa ‘Geçmiş’ de kadının Fransızlığını ya da erkeğin İranlılığını dert etmeye değer bile görmüyor. Batı harici ülke sinemalarından ne bekledikleri artık iyice formüle bağlanmış uluslararası festival komitelerini ters köşeye yatıracak bir hamle bu. Aynı zamanda bu yazının da içinden çıkamadığı çerçevenin aslında ne kadar yapay olduğunu bir kez daha gösteriyor. Batılı bir sinemacının kadın erkek ilişkisine dair filmlerinin değerlendirmelerinde çoğunlukla bahsi geçmeyen ülke meselesi, niye İran sineması söz konusu olduğunda üzerinde en çok durulan şeylerden biri haline gelir? Farhadi sineması, insana bu soruyu sordurabildiği için bile değerli. Özellikle uluslararası sinemanın hoşgörü kisvesi altında stereotip üstüne stereotip servis ettiği ve dolayısıyla eninde sonunda hikâyeciliğin erdemlerinin unutulduğu bir dönemde... 

Farhadi’nin odağı, karakterlerinin tutumlarını belirleyen büyük resimde değil, detaylarda. Hatta büyük resimde aksayan hiçbir yön yok. Ahmed de Marie de boşanmak konusunda hemfikir. Samir’in Ahmed’le ilişkisinde kıskanç Doğulu erkek stereotipleri devreye girmiyor. Ancak tıpkı ‘Bir Ayrılık’ta olduğu gibi ufak bir ayrıntı, saklanan küçük bir sır ya da yanlış anlaşılma, trajedilerin sebebi olabiliyor. Farhadi sineması sanki Robert Altman’ın sonsuz olasılıklı evreninin anti-tezi gibi. Karakterler, her hareketlerinin sonucuyla eninde sonunda karşılaşıyorlar. Ama Farhadi bu dünyayı ‘eden bulur’ gibi bir sonuca ulaşmak için değil, insanlık hallerini ortaya koymak için kuruyor. En küçük eylemin bile altı kımıl kımıl. ‘Geçmiş’te geçmiş deşildikçe de bu kımıl kımıl dünya ortaya çıkıyor. Farhadi’nin usta hikâyeciliği sağ olsun, hiçbir karakter tek boyutta asılı kalmıyor. Marie, bir an sevecen bir eski sevgiliyken bir sonraki sahnede asabiyetinden yanına yaklaşılmaz bir anne olabiliyor. Kurbanlar göz açıp kapayana kadar cellada dönüşebiliyor. Ve ‘Geçmiş’in hiçbir oyuncusu da böyle karakterleri canlandırma fırsatını heba etmiyor. Marie rolünde Berenice Bejo, muhtemelen uzun süredir sinemada yazılmış en komplike kadın karakterlerden birini canlandırmanın tadına varıyor. Ahmed’i canlandıran Ali Mosaffa, ‘bilge’ bir Doğulu’olmanın sorunlardan muafiyet demek olmadığını gösteriyor. Ve Farhadi, ülke sineması sınırlarını tekrar düşündürmesinden de öte bugünün sinemasına hikâyeciliğin daha nasıl olanakları olabileceğini gösterdiği için zihinlere kazınıyor.