Hipokondri

Molière'in hastalık hastası hangi patolojiden bahseder? Yansıtma nasıl bir savunma mekanizmasıdır? Okul fobisi nedir ve çocukları nasıl etkiler? Çarşamba günü yeniden görüşünceye dek keyifli okumalar!

Molière’in Hastalık Hastası isimli oyununun ana karakteri Argan hastalığa yakalanacağına dair takıntılı bir endişeye sahiptir. Bu endişesinin yersizliği sürekli olarak doktorlar tarafından onaylansa da Argan sağlıklı olduğuna bir türlü ikna olmaz. Molière’in Argan’ı aslında hipokondrinin ete kemiğe bürünmüş halidir.

Psikiyatri uzmanı Bernard Brusset majör hipokondride kişinin kimliğini hastalığına indirgediğini, hastalığın bir anlamda bu kişinin hem aşkının hem de nefretinin nesnesi olduğunu söyler. Hipokondri kişinin tamamen kedisiyle meşgul olması anlamında içinde narsistik öğeler barındıran bir patolojidir. Cinsellik, bir diğeriyle ilişki kurma ve dış dünya kişinin yatırımını çektiği alanlara dönüşmüştür.

Hipokondride kişinin endişelerinin depresyona yakın olduğu da düşünülür. Kişi varoluşsal kaygılarını bu patoloji yoluyla anlamlandırmaya girişmiştir. Hipokondrinin bu anlamda bir işlevi de vardır: Yaşama ve ölüme dair daha büyük ölçekli ve daha kalıcı kaygılar belirli bir organa ya da bir hastalığa indirgenerek daha baş edilebilir kılınır.

Hipokondrinin kökenleri konusunda birçok teori ve model bulunur. Kimileri hipokondrinin zorlayıcı duygusal süreçler, özellikle de kayıp (ölüm, ayrılık, göç vs.) sonrasında ortaya çıktığını söylerken kimileri bu kökenlerin geçirilen en ufak hastalıkta çocuklarını apar topar doktora götüren anne babaların tutumuyla da ilgili olabileceğinin altını çizer. Çocuk bu durumda bedeninin son derece kırılgan ve savunmasız olduğu, en ufak bir sorunun dahi büyük bir tehlike sinyali anlamına geldiği mesajını alır.

Bir diğer görüş hipokondrinin kişinin yeterli özsaygıya ve özgüvene sahip olmayışıyla ilgili olduğu yönündedir. Hastalık bir anlamda başarısızlığın kabul edilebilir bir görüntüsü olarak ortaya çıkarken içteki derin boşluk ve yetersizlik hissini maskeleyerek bunları hem kişi hem de etrafındakiler için daha kabul edilebilir bir hale dönüştürür. Bu bakış hipokondrinin, kişinin özsaygısında ve benlik algısında sorun yaşayabileceği menopoz ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkışını da açıklar niteliktedir.

Hipokondri, kişinin çevresinde bir süre sonra öfke yaratabilir. Önce bu sorunu yaşayan kişiye yardım etmeye çalışan çevre bir süre sonra kişiden uzaklaşabilir; uzaklaşamayanlar ise kişiye karşı olumsuz duygular, özellikle de yoğun bir öfke hissedebilir. Kişi sıklıkla “Senin hiçbir şeyin yok. Kendine gel! Böyle yapmaktan vazgeç!” gibi sözleri sıkça duyabilir. Bu sözler kişiye yardımcı olmak bir tarafa, kendisini daha da yalnız ve anlaşılmamış hissetmesine yol açar. Böyle bir durumda yapılması gereken, kişiyi bir terapistten yardım almaya teşvik etmek olacaktır.   

 

Yansıtma (Projeksiyon)

Yansıtma temel olarak, kişinin kendinde olanı bir ayna yansıması gibi ötekinde görmesi anlamına gelir. Kişinin kendi duyguları, düşünceleri ya da özelliklerini bir başkasına atfetmesi ile karakterize bir savunma mekanizmasıdır. Örneğin eşinin öfke kontrol problemi olduğunu iddia eden biri, kendi agresyonunu bu şekilde yansıtıyor olabilir. Yansıtmanın tipik bir örneği de “ondan nefret ediyorum” un, “o benden nefret ediyor” a dönüşmesidir. Bazı durumlarda yansıtmalar olayları yanlış yorumlamaya ve düşünce hatalarına da yol açar. Örneğin, esasen kendisi bir başkasına ilgi duyan bir eş, eşinin davranışlarını farklı yorumlamaya ve sadakatinden şüphe duymaya başlayabilir. Yansıtma içsel olanın, dışsal kaynaklardan geliyormuşçasına yanlış anlaşıldığı bir süreçtir. Bazı araştırmacılara göre ise yansıtma, aslında empatinin abartılmış ve bazen de çarpıtılmış bir türevidir.

Genel olarak iki tür yansıtmadan bahsedebiliriz.

1. Nevrotik Yansıtma: En sık görülen yansıtma türüdür. Kişi bilinçdışında kabul edilmez bulduğu ve çözümleyemediği duygu, düşünce ve hatta davranışlarını bir başkasına atfeder.  Bazı durumlarda yansıtma iki kişi arasında karşılıklı olarak işlemeye başlar. Bu da içinden çıkılması zor sorunlara sebep olabilir.

2. Bütünleyici Yansıtma: Bu durumda kişi diğerlerinin de kendisi ile aynı şeyi hissettiği ve düşündüğü yansıtmasını yapar. Örneğin, politik bir konuda karşıdakine sormaksızın aynı görüşte olduklarını varsayar. Bazı durumlarda kişi diğerlerinin de kendisi kadar iyi durumda olduklarını düşünerek eksikliklerini ve olumsuz duygularını görmezden gelebilir.

Yansıtmanın birey için işlevi ve amacı nedir?

Sigmund Freud, bireyin rahatsızlık veren ve bilinçdışı düzeye bastırılmış duygularından yansıtma yolu ile kaçındığını söyler. Modern psikoloji yaklaşımlarında ise bastırma olmasa da yansıtmanın gerçekleşebileceği iddia edilir.

Yansıtma, kişinin kendi içinde uzlaşmaya varamadığı ya da kendilik için tehdit oluşturan duyguları ile başa çıkması için oldukça kuvvetli bir yoldur. Bütünleyici yansıtmada da kişi diğerleri ile aynılaşarak içsel çatışmadan kaçınmış olur.

Peki, yansıtma bir sorun mudur?

Zaman zaman her birey bu savunma mekanizmasını kullanır.

Ancak kişi iç dünyasında ne kadar yoğun bir çatışma yaşıyor ise yansıtmanın boyutu da o kadar büyük olacaktır. Bu durumda kişiler arası ilişkiler olumsuz etkilenebilir. Yansıtmaya maruz kalan kişiler yargılayıcı, eziyet eden, kıskanç kişilermiş gibi davranıldıklarında buna karşı başka savunmalar geliştirirler ve ilişkide karmaşık sorunlar yaşanmaya başlanır. Terapi sürecinde yansıtma mekanizması terapist ve danışan arasındaki ilişkide de ortaya çıkabilir. Bu da kişinin bu mekanizmaya dair iç görü ve farkındalık kazanması için iyi bir fırsattır.

Kaynak:

1. American Psychological Association. APA Concise Dictionary of Psychology. Washington, DC: American Psychological Association, 2009. Print.

2. Mc Williams, N. Psychoanalytic Diagnosis. Guilford Press, 1994. Print

 

Bilinçli Bebek

Çocuk yetiştirmede bir devrim niteliği taşıyan Bilinçli Bebek, kendine güvenen, bilinçli bireyler yetiştirme yolculuğunun ilk 2,5 yılında anne babalara çığır açıcı önerilerde bulunuyor. Doğal ebeveynlik savunucularından olan Aletha J. Solter  'Çocuğunuz her istediğinde onu kucağınıza alabilirsiniz. Çünkü onun sizin sıcaklığınıza ihtiyacı var.' diyerek bebeklerin kendini ifade etmekte kullandığı özel dili deşifre ediyor. Solter ayrıca, anne babalara çocuk yetiştirmede referans noktası olarak alınacak bir tavsiyede bulunuyor: Bebeğiniz düşünme ve hissetme yeteneğine sahip tam bir insandır, bunu unutmayın! 

 

Okula gitmeyi reddeden çocuklar

Okul fobisi ilk olarak 1941 yılında bir terim olarak kullanıldı. Bazı duygusal kaynaklı sıkıntılar yüzünden okula gitmek istemeyen çocukları tanımlayan bu terim, okulla ilgili yaşanan çeşitli kaygıları içeriyor. Kaygılar nedeniyle okula gitmeyi tamamen reddetme, okula gitmesine rağmen gün içinde belli sıkıntılar öne sürüp eve dönme, okula gitme zamanı ağlama, anneye yapışma, kaçma veya okulda kalmasına rağmen aşırı stres içinde olma okul fobisinin belirtileri arasında. Bu çocuklar genelde mide bulantısı, ağrı veya hastalık gibi bazı fiziksel şikayetler yüzünden evde kalmayı denerler. Okulda veya evde yaşanan zorluklar, arkadaşlarla anlaşamama, belirsizlikle baş edememe, ayrılma kaygısı veya başarısızlık endişesi gibi nedenler onları okuldan kaçmaya itebilir.

Tüm çocuklar için okula başlamak stresli bir durumdur. İlk günlerde çoğu çocuk okul fobisine benzer belirtiler gösterebilir. Ailelerin ve öğretmenlerin doğru yaklaşımı kadar çocuğun kişiliği ve psikolojik sağlığı da bu kaygıların kalıcı olup olmayacağı konusunda belirleyici. Ağlayan bir çocuğu okulda bırakmak, okuldan kaçınma davranışlarını pekiştirmek veya ona baskı yapmak işleri kolaylaştırmayacaktır. Ne konuda sıkıntı yaşadığını anlamaya çalışmak ve çözüm alternatifleri bulmak, yaşadığı korku ve kaygı konusunda ona anlayış göstermek ise sorunu çözmenin ilk adımları. Alışma sürecinde çocukların anne babaları dışında bir yetişkinle ve yeni tanıştığı arkadaşlarıyla güvende olduklarını hissetmeleri gerekir. Okulda öğretmenleri ile kuracakları bağ, bu güvenin temelidir. Sağlıklı bir bağ oluşması her çocuk için farklı bir süre gerektirebilir. Çocukların işini aceleye getirmeden, güven duygusu oluşana kadar bir süre okulda veya yakınlarda olmak ona sağlayabileceğiniz en büyük destek. Durumun düzelmesine engel olan başka sıkıntılar olup olmadığı konusunda bir çocuk psikoloğuna danışmak sürecin daha kolay atlatılmasına yardımcı olacaktır.

 

 

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com