Hızlı sağanak tez diner

Hızlı sağanak tez diner
Hızlı sağanak tez diner
Geçen yaz, büyük bir medya ilgisiyle ama ölümcül bir hastalığın da hazin gölgesiyle başlayan 'bir büyük aşk' 10 aylık ömrünü tamamladı ve 'sessizce' sona erdi.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Ne kadar ayıp, lütfen suratınızdaki şu sırıtmayı siliniz. Burada kutsal aile birliği yerle yeksan olmuş, siz hâlâ ‘iddiayı kazandım’ diye zıp zıpsınız. Ne kadaar kötü kalplisiniz! Ama hepsi, kıskançlığınızdan! Yalan mı, “Ali, Ayşe’yi seviyor” şarkısı çalarken, yok bu evlilik en fazla 6 ay, yok yok 1 yıl diye iddialara girmediniz mi? Lakin zafer 10 aycıların oldu. Çok ileri görüşsüzsünüz kuzum. Bir de kıskanç ve hain. Oysa ne güzel başlamıştı romantik komedimiz. Başrolün kadın kısmında temiz kalpli, güzel, hem yazmaya hem de şarkı söylemeye pek çok yetenekli, her şeyi olduğu gibi ortada, ünlü şarkıcı Neco’nun kızı, son derece saf ama çok seksi, “en bi çılgın” hanım kızımız vardı: Ayşe Özyılmazel. Erkek başrolse yıkılıyordu. “Türk halkı buna kesin bayılır usulü” popüler reklamcığın duayeni (Bakınız Cem Uzan kampanyası, Ali Desidero, çakar çakmaz çakan çakmak), Türk halk nabız ölçeri, ego ve narsisizm ağası, yetenekli bay marjinal: Ali Taran! Romantik komedi tadındaki film başladı. Ay nasıl bir aşk, böyle dev aşk yani! Anlatmak namümkün, ah! Tabii ki de film bütün kamuya açıktı. 

Rüya mı film mi? 
Dedikodulardan sonra ilk konuşan taze âşıkçaların hanım kısmısı oldu: “İlk görüşte aşk bu olmalı… Önce beynine âşık oldum, ayrıca çok iyi bir insan. Bu ilişkide hesap, kitap , program yapmadık. Tanışmamız bir ay, ilişkimiz yirmi gün... Yazı yazayım diyorum ama toparlayamıyorum. Şarkı yazayım diyorum, laflar çıkıyor ama yine olmuyor. Çünkü âşığım.” Ay, ne şekeeerr! İki popüler figür bulunca tabii bizim hain magazinciler ne yaptılar, üzerlerine atladılar! Çiftimizden de bir mutluluk pozları, aman sormayın. Geçen temmuzda Bodrum’da yapılan düğünün hiçbir detayını kaçırmadık bin şükür. Konvers ayakkabılarıyla 60’ına merdiven dayamış ‘marjinal’ damat ve beyinin boynuna hababam sarılan 32 yaşındaki ‘aşırı mutlu gelin’! Bir de çılgınlıklar... Gelinliklerle havuza atlamalar, dünya umurumuzda değil öpüşmeleri, ehliyeti sonradan alınan düğün hediyesi ‘siyah Range Rover’ın önünde pozlar… Ay, film bizi mutluluktan öldürebilirdi. Zevce de şöyle diyordu zaten: “Tam bir film gibi. Bambaşka bir âleme düştüm. Ali ile birbirimize soruyoruz bu rüya olabilir mi diye?” Bir de haber gelmesin mi, taze damat kalp krizi geçirmiş! Kurşun döktürmek lazım, nazara gelir insan böyle yazınca: “Kocamı nasıl seviyorum, dondurup çerçeveletesim geliyor, o derece.” Oy oy! Sonra daha neler neler: “Evlendin kızım Ayşe, farkında mısın? Alooo... Parmağında yüzükler kolunda bilezikler, oy oy Eminem. Kocan var kocaaaan! Yahu ne kıyak, ne gönül ferahlığı bir olaymış bu evlilik be. Lokummuş be! Evliyken gittiğin yerlerin bile tadı başka çıkıyor şekerim. Gönlüne göre sevgili bulana evlilik olayını şiddetle tavsiye ediyorum.” Tavsiyeyi alıp cebe atın, lazım olur. Damat da arada bir iki kelam ediyordu hani. İzzet Çapa’nın yalancısıyız. Yağmurlu bir gecede buluşan üçlü, mekandan çıkarken, Çapa aşk böcükleri için şemsiye istiyor: “Gerek yok’ dedi Ali, ‘Biz zaten aşktan sırılsıklamız. Yağmur bizi ıslatamaz’.” Vay arkadaş, bu ne sevgi, bu ne aşk! 

Vampirler dağılın 
Tam da o dakkalarda takdirden çok uzak şeyler oluyordu, filmin başka bir yerinde. Taran’ın eski karısı Selma Hanım kanserdi ve bu ani evlilik belli ki canını sıkmıştı. Dedi ve kodular aldı yürüdü. Her yerde Selma Hanım’ın üzüldüğü yazıyordu. Bir de taze geline, “Umarım hasta olmazsın” demesi. Ayşe’den bir iç dökümü geldi ki, ‘insanlığımızı’ hatırladık valla. “Mutluluk nedir bilmedim ben... Kısmetimmiş bu ezelden... Beni sevsinler, çok sevsinler istedim. Dünyasının merkezi olmak istedim. Çocukluk travması deyin, ne derseniz deyin. Bizim babamız pek evde olmazdı...” (Baba olayına nerden geldik acep?) “Hastalandım, parasızlıktan ilaç alamadım. Yayın yönetmenine sırnaşmadığım, mini etek giymediğim için bir sene maaşıma zam alamadım.” (Konu neydi yahu?) “Bir gün ‘o’ çıktı karşıma. Bembeyazlığıyla. Geçmiş ayrı yollardan, getirmişler karşıma. ‘Al’ demişler ‘Armağan sana’. Hemen evlenmek istedik, hiç ayrılmamak istedik. Yuva dağıtan kadın oldum. Biz vicdansız mıyız? Biz Allahsız mıyız? Benim kocam vicdansız, şerefsiz, beş para etmez, teneşirlerin paklayacağı adam mı? Siz bizim sevgiye ne kadar susadığımızı bildiniz mi?” (Şimdi İstanbul dolaylarından derlenen arabesk şarkıları dinledik!) “Dünyalar güzeli kocama bakarken süzülüyor yaşlar gözümden. Hadi ben hep vurulmuşum da ona kıyabilir miyim hiç? Ağız tadıyla mutlu olmak yok mu kaderimde? Piranalar gibisiniz be. Vampirsiniz. Hiç mi insanlıktan nasiplenmediniz?” (Evet ya, kabul edin öyleyiz işte, efendi olun iki dakka!) “Sevgilimin, kocamın, aşkımın nefesinden başka nefes istemiyorum artık. Onunkinden başka söz duymak istemiyorum artık. Köşeler, sahneler, alkışlar, şöhret hiçbiri umurumda değil. Ben sadece Ali’mle yalnız kalmak istiyorum artık.” Oh fırçamızı yedik de, siz değil miydiniz bütün evliliğinizi gözümü gözümüze sokan kuzum? Selma Hanım’ın ölümünden sonra biraz ortalıktan kaybolundu, evlilik yazıları soğutuldu, sonra baktık ki, bir gün Ayşe Hanım kocasının kitap okumamasından şikâyet ediyor! Hay Allah ne kadar yeni bilgi. Ayol adam yıllardır bağırıyor, kitap okumam, film seyretmem, müzik dinlemem diye. Bari tanıştığınızda “google”lasaydınız birbirinizi. Bir de çocuk isteyince kız tarafı, bitti bizim romantik komedi. Ve başladı reality show! Cümleten geçmiş olsun, e dağılın haydi!