Hüznüm çocuklarımla güzelleşti

Hüznüm çocuklarımla güzelleşti
Hüznüm çocuklarımla güzelleşti

Hasret yaz tatilinde bitiyor.

Ayşe Kulin içini Hayat Dürbünümde Kırk Sene kitabına döktü. Romanlarındaki kadınlar kadar hüzünlü bir hayat süren Kulin, ihanet ve iftiralara maruz kalsa da, çocuklarından ayrılsa da yoluna devam etmiş... Kitaptan seçkilerle bu hikayeye mercek tuttuk

Ailenin Ayşe Sultanı’ydım
Dedemin Ayşe Sultan’ı olarak, hep el üstünde tutulacak, onun gözünde benden sonra doğan diğer kuzinlerime fark atacaktım. Bunun neticesinde biraz şımaracaktım. (19) 

Nâzım sevgisi
Kuzenim Üstün Ete, bizimle on gün kadar kaldı ve Nâzım’ı bana onulmaz bir hastalık gibi bulaştırıp gitti. Ben, yeni keşfettiğim Şair’in ve şiirlerinin etkisiyle, kuzenimin ziyaretinden önceki kız olmadığımın, içimde bir şeylerin değiştiğinin farkındaydım. (155) 

Gelinliğimi sevmemiştim...
Düğünümüz o yaz Hilton’un havuz başında yapıldı. 750 kişinin davetli olduğu kalabalık bir düğündü. Gelinliğimin kumaşını kayınvalidem Paris’ten getirmişti. Hiç beğenmemiş, çok beğenmiş gibi yapmıştım. Gelinliği kayınvalidemin terzisi Mualla dikmişti. Sabiha teyze dikmediği için çok üzülmüş ama belli etmemiştim. Bana Mehmet’in ailesinin taktığı broşu, kolyeyi, bileziği gölgelemesin, onlara ayıp olmasın diye, annemin verdiği aile yadigarı elmas kuşu gelinliğimin ancak beline takmıştım. (Nenemin yüzgörümlüğü olan kuş, sırasıyla düğününde anneanneme, babamla evlenirken de anneme geçmişti. Bu yolculuk esnasında, sıra bana gelene kadar, önce, kuşun gagasında taşıdığı elmas, sonra da dal kırılmış ve kaybolmuştu. Kuş bana gagası boş geldi. Üç yıl sonra, öterken peynirini düşüren, ağzı açık ve boş kalan kargaya benzememde göğsümde yer bulamayan bu kuşun intikamı olduğunu düşünmüşümdür.) (245) 

Bana yalan söylemişti…
Bunca yıl İngiltere’de o okulda bu okulda cirit atıp bir O ya da A level sınav sonucu çıkaramamış. Bunu benden saklamış olması bir yana, hiç önemsememesi, yani bir ortaokul belgesine dahi sahip olmamasından gocunmaması bende derin bir hayal kırıklığı yarattı. Üzüntümün nedenini de bir türlü anlatamadım kocama. Onun üniversiteye mi ihtiyacı varmış, arkasında koskoca fabrika dururken. Bilgi, kültür ve insanlık belgeyle mi ölçülürmüş? Ben de girememiştim üniversiteye, bu beni cahil mi yapıyormuş? Bir diploma, diyelim ki bir kağıt parçasıdır ama bir birikimin göstergesi değil midir? Yarın öbür gün fabrikayı elinden alırlarsa ya da fabrika yanarsa mesela ne yaparız dediğimde, bana “sen boşuna Davies Scholl’da vakit kaybetme, bu hayal gücü sende varken, hemen roman yazmaya başla” dedi. -Fabrika yanarsa romanlarımın geliriyle geçinir gidermişiz! (255) 

İngilizlerden temizlik dersi
İngilizler banyoyu suyla doldurup içine otururlar, sabunlanıp çıkarlarmış. Yani saç, baş, kıç aynı suda yıkanıyor. Bunun adı temizlenmek! Tamam, bu şartları şurtları olmayan bir millet ama bunlar umumi tuvaletlerde dahi musluğa su doldurup ellerini yüzlerini bu durgun suda yıkıyorlar. Daha önce gelen biri o musluğa tükürmüş ya da sümkürmüş hiç umurlarında değil! Ve düşünsene anne, temizlikten bunca uzak milletin bu kadar ilkel bir banyo sistemine ev sahibi biz Türk olduğumuz için uzun uzadıya izah etmeye kalktı ve sifonu anlattı bize, sifonu! Dayanamadım, “kusura bakmayın ama sizler Avrupa’da oturak kullanırken, bizim Osmanlı İmparatorluğu’da alaturka hela sistemi vardı. Bu işleri bize anlatmayın” dedim. Adam duraladı, yüzüme baktı şaşkın şaşkın. (258) 

İlk ev kadınlığı denemeleri…
Bu arada biz evimize taşındık, okullarımıza başladık. Ben senin bana hediye ettiğin Ekrem Muhittin Yeğen yemek kitabından ilk pilavımı (lapa oldu), ilk fasulyemi (dibi tuttu) pişirdim. En zoru omlet yapmakmış. Hep tavaya yapışıp parçalanıyor. Omleti henüz beceremiyorum ama bulaşık yıkamasını, yer silmesini öğrendim. Bir de hizmetçi tuttuk, haftada iki saat gelecek, ütü yapmaya, çünkü ütü bir türlü başarmadığım işler arasında. Mehmet’in bir gömleğini yaktım. Bir de kravatı vardı, ütüyü bastırınca cazz etti, ütüye yapıştı.
(…) Ev kadınlığı iç sıkıcı bir iş dalı. Bugün yine yemeğin dibini tutturdum. Gün aşırı tencere dibi kazımaktan iflahım kesildi. Saatlerce ocak başında yemek pişiriyorum, bir yiyişte bitiyor. Hayda, ertesi gün aynı terane! (261) 

Londra sisiyle karşılaşmam
Sabah uyanıp her zaman yaptığım gibi havanın açık mı kapalı mı olduğunu görmek için camın önüne yürüdüm ve perdeyi araladım. Yün perdenin ardındaki tüle de asıldım bütün gücümle. Tülün gerisinde bej ve gri karışımı kalın bir perde daha vardı. Camı açtım.
“Mehmeeeeet” diye bağırdım.
“Bugün pazar, bana rahat ver” dedi kocam. (271) 

İlk çocuk, Mete
Mete, Londra’da su borularının donduğu, karın günlerce erimediği buz gibi bir kış günü doğdu. Çok uzun sürdü dünyaya gelme süreci. Yaşamının ilk yıllarında başına gelecekleri bilmiş gibi, ayak sürçtü, 27 saat avaz avaz bağırttı beni. Tam doğum anında, yüzüme bastırdıkları bir maskeyle uyuya kaldım. Kendime geldiğimde, doğumhaneden odama getirilmiş, yatağımda yatıyordum. Gözlerimi yana kaydırdım. Yanımdaki beşik boştu.
“Bebeğim nerde?” diye bağırdım.
“Merak etme, oğlunu birazdan getirecekler” dedi Mehmet. (275) 

Gerginlikler doğumla başladı
Mete’yi kayınvalidemin kollarına aktarmak için döndüğümde iki çift gözün bana baktığını hiç de dostane olmayan bakışlarla baktığını görüp ürpermiştim. Kocamın gözleri, balık gözü gibiydi. Daha önce niye hiç fark etmemiştim gözlerinin zaman zaman balık gözünü andırdığını! Kayınvalidemin öfke mi, nefret mi, küçümseme mi, tam adlandıramadığım gizli duygularının izi gözlerinde miydi, merdivenlerde kulağımın ardında çınlayan sesinde mi?
“Kızım, kendine özen göstermelisin! Böyle olmaz! Genç ve yakışıklı erkekleri elde tutmak…” Gerisini duyamadım. (…) Ne yalan söyleyeyim, annemin gerçek ve taşkın sevgisini çok özlemiştim! Yatağın üzerine oturup sessizce ağladım. (287) 

Çocuklarıma hasrettim
Sonraki yıllarda hayat öylesine deli rüzgârlarla esecek, kötünün paranın emrindeki gücü soluğumu öylesine kesecekti ki, çoğu zaman çocuklarımdan ayrı düşecektim. Ama sanırım bu hasret, beni ve çocuklarımı görünmez bir zincirle birbirimize kenetleyecekti. Ana-oğul ilişkisini aşıp zulüm görenleri birbirine bağlayan o çözülmez iplerle bağlayacaktı. İki büyük oğlum ve ben, dünyanın hangi köşesinde olursak olalım, sık konuşmasak da, yazışmasak da, buluşmasak da, hep üçlü bir bütün olarak kaldık. (312) 

İstanbul’a dönüş
Akşamları ise hayata benim gözlüklerimle bakmayan insanlar birlikte yemeğe çıkıyor, sohbet ediyordum. Allahtan yakın dostlarımızdan biri gazeteci Abdi İpekçi’ydi. Onunla baba evinde duymaya alışık olduğum sohbetlere girme imkanım vardı ama uyarılmıştım Tomris abla tarafından, güzel bir kadın olmanın sakıncaları üzerine. Kıskanılma eşiğim yüksekti, dikkatli olmalıydım. Erkek arkadaşlarımızın karılarının hassasiyetlerini göz önünde bulundurmalıydım. Yoksa dedikodu çıkardı hakkımda. (…) Mehmet de değişmişti üstelik. “Burası babanın memur şehri Ankara değil” diyordu. Bana, kendini değiştir ve uyum sağla demek istiyordu kocam. (329) 

Ve boşanma kararı...
Bir sabah altı sularında kalktım. Erken uyandığını bildiğim babama telefon bağlattım. Telefon hiç bekletmeden bağlandı sabahın o saatinde. “Baba, ben çocuklarla Ankara’ya gelmek istiyorum, müsait misiniz” dedim. “O nasıl söz kızım! Burası senin evin değil mi? Her zaman başımızın üzerinde yeriniz var.” (332)
“Neyin eksikti kızım?” diye sordu kayınvalidem, “ne istedinse yapmadık mı? Tahsil dedin yolladık, dönmek istediniz döndünüz. Ev istediniz tuttuk, çocuklara bakacak dadın var, yemeğini pişirecek aşçın var, işini görecek hizmetçin var. Ne zaman istesen şoförlü arabamı emrine amade ederim. Bir elin yağda bir elin balda! Sana kendi kızıma yapmadıklarımı yaptım, düğününde ona takmadıklarımı taktım. Hiçbir şeyi eksik etmedim, nedir derdin senin?” (336) 

Velayet savaşı başlıyor
“Ayşe Hanım kızım, anladığım şudur ki, karşı taraf çocukları almak için sonuna kadar gitmeye meyyal” dedi.
“O son neresi efendim?”
“Şöyle anlatayım, bu yaşta çocukları anadan koparmak için annenin ya bulaşıcı bir hastalığı olması ya da aklından zoru olması gerekiyor. Yani raporlu bir psikolojik bozukluktan söz ediyoruz. Çocuğuna zarar verecek ölçüde. Bunları öne sürmeyeceklerine göre, geriye sizi iffetsizlikle suçlamaları kalıyor.”
“Suçlasınlar ve ispat etsinler!”
“Çok çirkin şeyler olabileceğini düşünüyorum.”
Jetonum geç de olsa düşmüştü. “Yani benim bir randevu evinde çalıştığımı ispat edecekler, öyle mi? Hodri meydan!” (359)

İlk kavga
“Avukatım sana hukuk diliyle bir layiha yollamış. Benim haberim yoktu. Bu işler böyle yapılır diyor. İçinde sana hiçbir hakaret yok, itham yok, sadece çocuklara ve bana ödemen gereken miktar varmış Mehmet. “Derin bir nefes aldım, yüzüme adeta nefretle bakan kocama, “YA SEN, SENİN AVUKATIN OLACAK KARININ BANA YAZDIKLARINI BİLİYOR MUSUN? ÇOCUKLARININ ANASINI RANDEVUEVİNDE ÇALIŞAN BİR OROSPU YAPMAYA YELTENDİĞİNDEN HABERİN VAR MI? HA? * diye avazım çıktığı kadar bağırdım. (362)
(*Bu bölümler kitapta büyük harfle geçtiği için büyük yazılmıştır.) 

Boşanmanın ardından ilk şok
Annem telefonu kapatınca Mehmet’in de yakın arkadaşı olan Yücel’e telefon ettim. Dinah açtı.
“Mehmet’le boşanmışız, ilamı gelmiş az önce, Yücel’e haber ver” dedim.
“Yücel biliyor” dedi Dinah,
“Mehmet aramıştı bizi, haftaya evleniyormuş.” (377) 

Aile gerginliği
Narmanlı, yıllar boyunca körük gibi genişleyerek muhtelif aile fertlerini bağrına basmıştı. Beni de sarmaladı yine. Anneannemin yanında rahat ettim çünkü bana kesinlikle annem ve babamdan daha az karışıyordu ve onun önceliği adımın çıkmaması filan değil bir koca bulmamdı. Akıllı bir kadın olarak biliyordu ki eve kapanırsam evlenemem. (384) 

Evlilik teklifi
“Biriyle yurt dışına seyahat etmen için, illa onunla evli olman mı gerekiyor?” diye sordu.
“Ne yazık ki öyle…”
“Evlenelim o zaman,” dedi.
“Sen deli misin? Londra’ya gideceğiz diye evlenilir mi?
“Bugün Londra, yarın başka bir yer. Biz hiç seyahat edemeyecek miyiz seninle?”
“Sırf seyahat etmek için düzenlenmiş bir evlilik cüzdanı yok.”
“Eh, o zaman biz de mevcut cüzdana göre hareket ederiz,” dedi Eren.
O gün akşama kadar, bunun bir evlilik teklifi olduğunu idrak edemedim. Ertesi gün, nüfus kağıdımı istediğinde dank etti kafama, ciddi olduğu! (398) 

Çocuklarla ayrılık
“Kızım hiç göndermeyeceğiz çocukları. Bundan böyle Mete ile Ali, babalarının evinde yaşayacaklar.”
“Nereden çıktı bu şimdi?”
“Mehmet çocukların üvey baba yanında yaşamalarını istemiyor.”
“Ben istiyor muyum üvey ana yanında yaşamalarını? Ama biz boşandık ve…”
Sözümü kesti Mehmet’in annesi sen bunları boşanmadan önce düşünecektin.” dedi, “biz dava açtık çocukları almak için, zaten velayet bizdeydi, şimdi her şey yasanın gereğine göre olacak.” (421) 

Tedbir kararı
“…anne çocuklarını aç ve bakımsız bıraktığından... çocuklarının önünde sevgilileriyle sevişmelerde bulunduğu ve bu esnada çocuklardan Ali’nin bir köpek tarafından parçalanmış olduğu… çocuklar bakımsızlıktan perişan… çocuklar ölüm tehlikesi altında oldukları için… tedbir kararı konmuştur!” (434) 

Yalancı şahitlerle mahkeme
Ben, üç ayda bir yapılan her celseye gidiyordum ama Mehmet hiçbirine gelmiyordu. Benim şahitlere gözümü dikmemden bazılarının etkilenebilme ihtimaline önlem olarak Mehmet’in annesi de gelmeye başlamıştı ara sıra. Eski kayınvalidemin sahip olduğu apartmanın giriş katına yeni taşınan bir arkadaşı gece kulüplerinde, kendimden geçecek kadar sarhoş olup striptiz yapmaya kalkıştığımı anlatıyordu benden yana hiç bakmayarak. Yetmiş yaşını geçmiş “yalancı şahide” gençlerin gittiği kulüpte ne aradığı hiç sorulmuyordu. Süreyya Hanım’a, “bu insanların yalanlarını niye yanlarına bırakıyorsunuz?” dediğimde, “avukat benim, karışma işime” diyordu. (434) 

Dadıyla yüzleşme
“Siz ne arıyorsunuz burada? Beni mi?” diye sordu.
“Seninle konuşmak niyetiyle gelmiştim ama vazgeçtim dadı. Seni Allah’a havale ediyorum” dedim.
“Bu dünyada haksızlığa uğrayan tek kişi sen değilsin hanım! Bu böyle bir dünya! Herkesin geçim derdi var.” (…) “O paranın sana hayır getireceğini bekliyorsan yanılıyorsun dadı! Hayrını göremeyeceksin ne yazık ki. Benden söylemesi.”
“İsteyerek mi yapıyorum sanıyorsun? Kocama gitmişler para teklif etmişler, bu yüzden ne dayaklar yedim kocamdan haberin
var mı senin?” dedi, son umudum sandığım kadın! (436) 

Aile meclisi karar alıyor
Mehmet’i kötülemem lazımdı. Sadece anneannemin arkadaşı Fehime teyze, ben ne isterseniz söylerim demişti. Ne dedirtecektim pekiyi!
“Hakimi çok etkileyecek bir şey bulalım.”
“Çok içer mi diyelim, mesela.”
“Yok, daha şiddetli, ezber bozan bir şey! Erkekliğiyle ilgili… Anla işte.”
“Fehime teyze! Duymamış olayım! Bu adam benim çocuklarımın babası.”
“Onun şahitleri sana o…. diyorlar ama! Söyletme beni şimdi, sen onun çocuklarının anası değil misin?”
“O yapsın. Ben yapmayacağım.” (448) 

Dört çocuğumun yeri ayrı
Benim her çocuğumun bir adı vardı zaten. Mete, ince uzun bacakları, beyaz uzun yüzüyle ve inadıyla keçiye benzediği için Keçi; Ali, çok çalışkan ve kahverengi saçlı olduğu için Karınca; sürekli hoplayıp zıplayan Kerim, kavşanın kısaltması Tavşi’ydi. Onca kız çocuğu özlemime rağmen, hiçbirini en muhteşem kız çocuğuyla dahi asla değişmeyeceğim oğullarım, hayatım boyunca, ömrüme renk, neşe, keyif kattılar. Ve sonsuz endişe! (465) 

Veda
Çocukları zorla götürmeye kalkarsan ya da tatilde getirmeyecek olursan, sana dört çocuğumun üzerine yemin ediyorum Mehmet; seni öldüreceğim. Sen kaçsan da saklansan da bulup öldüreceğim. Sen mezara, ben mahpusa! Mahkeme beni ağır tahrikten beraat ettirir, ben çıkarım hapisten ama sen mezardan çıkamazsın! (…) Mehmet’in söylediklerime inanıp inanmadığını bilmiyorum. Yaz sonunda, Mete’nin yurtdışına çıkarılması için onayımı vermiştim. Ali yanımda kaldı, o kışı Yeniköy’de, bizimle geçirdi. (478) 

İkinci ihanet, ikinci yıkım
Biz, Eren’le birlikte yaşlanamadık. Ben Eren’in beni aldattığını öğrendiğim günün ertesi sabahı, gittim. Bir daha dönmemek üzere! (510)
Son darbe: Oğlum değilsin!
“Anneciğim… Otur şuraya… Ali eve dönmeden anlatayım. Bunlar çıldırmış. Karı koca akıllarını oynatmışlar… İçlerine şeytan girmiş gibi diyorlar ki… Ali babamın oğlu değilmiş!”
(…) Yıllar sonra hepsi otuzlu yaşlarını geride bırakmışlarken, annesiyle babası tarafından Ali’nin onun kardeşi olmadığı anlatılarak büyütülmüş olan üvey kız kardeşinin şüphelerini gidermek için, sadece ona ispatlamak için, Ali ve kız kardeşi, Londra’da DNA testi yaptırdılar ve elbette kardeş çıktılar. (606)


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    İngiltere

    ,

    Ankara

    ,

    Mayın

    ,

    haber

    ,

    Beyaz

    ,

    hayat