Hüzün ve keder bağırmaz!

Hüzün ve keder bağırmaz!
Hüzün ve keder bağırmaz!
25 yıldır cazdan bossa'ya her şeyi, hem de bağırmadan söyleyen Birsen Tezer'den ikinci albüm geldi: 'İkinci Cihan'. Sürprizleri de var...
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

‘Cihan’ albümü çıktığında herkes birbirine “Aaa bu kadın Ortaçgil’in ‘Çığlık Çığlığa’sını söyleyen hatun değil mi?” diye sormuştu. Ki haksız da değillerdi, çok affedersiniz Bülent Bey ama Ortaçgil’den bile daha güzel söylüyordu şarkıyı. Sonra şanslılar hemen devreye girdi. “Aaa biz onu Bodrum’da kaç kere dinledik” diye hava bastılar herkese. Haksız da değildirler. Bodrum’un cıstakından iç bayılması yaşayanlar için tam tatildi Birsen Tezer’in çıktığı barlar. Cazdan Latin’e, bossa’ya, popa her şeyi söylüyordu ama bağırmadan. Ki kolay şey değildir, memlekette bağırmadan şarkı söyleyen insan! O yüzden ilk albüm ‘Cihan’ epey kapışıldı. Ve elbette ‘İkinci Cihan’ gecikmedi. Sürprizleri de var. Bir de Birsen Tezer hanımhanımcık gözüküyor ya, pek kanmayın, aslında pek komik.
‘İkinci Cihan’ın içinde neler var? Biraz bir yorgunluk var. Ama zannedilmesin ki bu yorgunluk ilelebet devam edecek. Ben hep küllerinden doğmuş bir insanımdır. Fakat insanlara biraz karanlık gelebilir şarkılar. Ama iyi eleştiriler de alıyorum: Çok hüzünlü olmasına rağmen bir umut ve huzur veriyor diyorlar. Evet, içindeki umut hiç bitmiyor ama hüznü seviyorum ve kullanıyorum.
Albümü hazırlarken sizi hüzünlendiren şeyler nelerdi?
O kadar çok ki! Fazla hırslı olmak, beni çok hüzünlendirir. Sonra kadınlara, çocuklara, hayvanlara, aslında bütün evrene yapılan haksızlıklara hüzünleniyorum. Mesela insanoğlu belli sınırlar çiziyor, o sınırlar içinde birileri doğuyor, o kara kaşlı kara gözlü oluyor, başka bir sınırın içinde ise mavi ya da yeşil gözlü sarışın insanlar oluyor. Ve diyorlar ki burada biz, şurada ise siz yaşayacaksınız. Ve birbirimize düşmanız! Bunlar hangi sınırlar yahu, tebeşirle mi çiziyorsun? Ayrıca şu dünyayı, şu hayatı neden parselliyorsun? Ve niye kaygın, senin toprağını alması oluyor? Bunlara da çok içerliyorum. Ama bir şeyler değişiyor, mesela artık bizim müziğimiz dinlenmeye başladı, hiç beklemediğim bir şekilde, belki bunlar da değişir bir gün diyorum.
Albümde sakinlik de var...
Hüzün ve keder bağırmaz. Daha çok kendi kendinize konuşmak gibi bir şeydir. Ve onun keyfi vardır.
Hiç mi kızmazsınız siz?

 Tabii ki kızgınlıklarım oluyor. Mesela bazen bir şeyi ya da birisini affetmemek istiyorum. Çok yakınlarıma, ben buna ölene kadar kini tutmak istiyorum diyorum. Onlar da “Birsen yapamazsın” diyorlar! Doğru, çünkü bir şekilde insanları olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Ama arada ben de kin tutmak istiyorum!
Tamam kızgınlık yok ama sevinç de yok albümde.
Ben de öyle bir tipim ki sevinçli olduğumda kendimi sokaklara atıyorum, arkadaşlarımla dostlarımla yiyeyim içeyim, güleyim, konuşayım, eğleneyim istiyorum. Ama şarkı kendi kendine kaldığında ortaya çıkan bir şey. Ama sevinçli bir insan olabilirim. Sürekli gelgitlerim vardır, bir yukarı bir aşağıya!
‘Kuş Masalı’ şarkısında “Susmayınız sadece b.ktan bir sabah bu sabah” diyorsunuz ki, yaptığınız müzikte böyle “b.ktan” gibi şeyler söylenmez. Rock’çılar çok güzel küfürler ederler ama alternatif müzik daha sterildir.
Belki de alternatifçiler daha az küfürbazdır! Gerçekten b.ktan bir sabah yaşıyordum. Zaten ben oturup da şuraya şu kelimeyi koyayım diye yazmıyorum. Oturuyorum, kalktığımda bakıyorum ki üç saat geçmiş. İnsanlar benim çok düzgün durduğumu söylüyor ama bu benim küfretmeyeceğim anlamına gelmiyor ki!
Albüm Erkan Oğur etkisiyle türkü formuyla açılıyor, sizden çok da beklenen bir şey değil hani.

Türküyü çok severim, türkü barlara da giderim ama türkü söylemeyi hiç düşünmedim. Erkan Oğur o şarkıda kopuz kullanmak istedi, çok mutlu oldum. Sıralama yapmamı istediklerinde hiçbir yere konulamaz bir parça gibi geldi. Ve en başa koydum.
Sibel Köse’yle düet yaptığınız ‘Şarkıcının Şarkısı’nda “Akşamdan kalma makyajın, uzattığın yorgun bacakların” diyorsunuz. Sitem mi bu?

Mutluluk aslında. Ben “Sonsuza kadar biz üç-beş kişiye şarkı söyleyeceğiz ama olsun” diyordum. Şikâyet etmek aklıma gelmiyordu, bu benim seçimimdi. Fakat birdenbire hayat değişti. Gençler belki de artık ‘b.ktan’ lafının geçtiği bir şarkı dinlemek istedi ya da bir konser sonrası eve ayakları şişmiş gelen, makyajı temizlenmemiş bir kadının ne dediğini merak etmeye başladı. Ve giderek çoğalıyorlar. Benim sevinçlerim de bunlar, daha ne isteyeyim ki!
Ne değişti ki siz dinlenmeye başladınız?
Ah bir çözebilsem. Ama ne olduysa güzel oldu!
Neredeyse 25 yıldır müzik yapıyorsunuz. Keşke daha önce albüm çıkarsaydım demiyor musunuz?

İyi ki çıkarmamışım! Uzun ama neye göre uzun? Yine müzikle uğraşıyordum, hayatımı yaşamaya devam ediyordum. Evet bazen çok zorlanıyordum evime ekmek götürürken. Gene de benim seçimimdi. Şimdi bambaşka bir şey oldu, çekip çevirebiliyorum hayatımı, bunun maddi getirisi de var. Çocuğumun geleceği için çok korkulu değilim.
Ama zaten Hacettepe Kimya’dan ayrılıp konservatuvara girmişsiniz, seçim çok önce yapılmış yani.

Lisede bir yandan orkestra solistiydim, bir yandan voleybol oynuyordum, okul başkanıydım. Kıbrıs’taydım. Öğretmenler, “Birsen çok dağıldın, üniversiteyi kazanamayacaksın” dedi. Hacettepe Kimya’yı pat diye kazanınca galiba biraz havaya girdim ve kanıp gittim. Dört ay dayanabildim, sonra İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’na girdim ve Türk müziği okudum.
Gidip en zor enstrümanı seçmişsiniz çalmak için: Kanun!
O kadar zor olduğunu bilmiyordum ki! Zorlukta ilk üçe giriyormuş. Şu anda kanunla ilişkim sıfır. Sadece kendime eşlik edecek kadar çalıyorum kanunu. İlk albümde iki şarkıda çalmıştım ama bu albümde yok. Galiba üşendim! Ama üçüncü albümü Türk müziği albümü yapacağım.
Sibel Köse, Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Akın Eldes, İlhan Şeşen albümde konuk müzisyenler. Bu kadar uzun süre beklemenin sonucu mu bu?

Bu insanlar, kendi dünyalarına herkesi kolay kolay kabul etmiyor. Ben 25 yıl gibi bir emek sarf ettim bunun için. Sadece müzik için müzik yaptığım ve onlar da bunu görebildiği için ben onlardan bunu isteyebildim. Bence bunu da hak ettim.
Oğlunuz müziğinizi beğeniyor mu?

Oğlum 12 yaşında ve beş yaşından beri piyano çalıyor. İnanılmaz bir müzik kulağı var. Başlarda “Anne daha çok para kazanabilirsin, herkes meşhur, sen de meşhur olabilirsin, neden olmuyorsun” diyordu. Sabırla anlattım hayattan beklentimi. Şimdi benimle gurur duyuyor ve yaptığım müziği de çok beğeniyor ve hepsini ezbere biliyor.