Huzur içinde yaşlanmak

Red Hot Chili Peppers deyince akla şöyle bir klişe geliyor. The Beach Boys'dan ve The Doors'dan bu yana Kaliforniya'dan çıkan en büyük müzik olayı.
Haber: Mehmet TEZ / Arşivi

Red Hot Chili Peppers deyince akla şöyle bir klişe geliyor. The Beach Boys'dan ve The Doors'dan bu yana Kaliforniya'dan çıkan en büyük müzik olayı. 90'ların başından bu yana gündemdeler. Eski ama hâlâ 'yeni' kategorisinde değerlendirilen, kısaca bir türlü yaşlanmayan, kendini her zaman yenilemeyi başaran bir grup Red Hot Chili Peppers. Anthony Kiedis, Rolling Stone'dan David Wild'a grubun hâlâ taptaze bir ruh taşıdığını ama yaşlanmaktan korkmadığını anlatıyor.
Albümün ilk single'ı By the Way oldukça funky ve punk bir şarkı. Ama diğerleri biraz fazla 'cici' bir sound'a sahip. 11 Eylül rüzgârı sürerken dünyada iyi bir şeyler de olabilir mi demek istiyorsunuz?
John ve ben St. Barts'da Christmas tatilindeydik. Harika masmavi deniz, hava güzel. Birlikte düşündük ve dedik ki bu dünyanın sonu, bilmemne söylemleri, her şeyin yıkıcı olması vs. hepsine boş ver
gitsin. Saçmalık. Etrafta o kadar çok güzellik var ki bu kadar negatif olmaya gerek yok. Bu 11 Eylül olayını içimizde biz büyütüyoruz. Bu yalnızca var oluşun bir parçası. Karanlık ve aydınlık her zaman birbirinin içine geçmiştir ve birbiriyle mücadele eder.
Grup olarak çok başarılı bir biçimde yaşlandığınızı düşünüyor musun? Yani siz şu anda nerde o eski günler diyecek bir gruba benzemiyorsunuz?
Ben huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşlanmaya çalışıyorum. İnsanlar yaşlanmaktan o kadar korkuyor ki. Bu bence utanç verici bir şey. Öyle ki korkaklar diğerlerini de rahat bırakmıyor, negatif elektrik saçıyorlar etrafa. Lanet olası herkes bundan deli gibi korkuyor. Ama aslında ne kadar güzel bir şey olduğunu biliyor musun? Müzik şu an bizim için her zaman olduğundan daha önemli. Hâlâ eskisi gibi tınladığını, insanlara aynı enerjiyi verdiğini hissediyorum. Bu albüm ilk albümümüz kadar canlı ve heyecan verici. Böyle hissediyorum.
İçinde bulunduğunuz durumla doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyor musun?
Evet. Bizim kim olduğumuzla, yaşam tarzımızla yakından ilgili. Yani biz İngiltere Kraliçesi'yle yemeğe çıkıp yine de punk rock olmayı becerebiliriz. Duygularımız ve motivasyonumuz gerçek. Yirmi yıl önce yapılmış bir şeye benzemeye çalışanlardan çok daha gerçek bir punk rock bizimkisi.
Grup içinde ilişkiler nasıl? Joe Frusciante bir daha grubu bırakır mı sence?
Onun grubu terk ettiğini unutabiliyorum aslında. Ama her zaman birileri bunu bana hatırlatıyor. Bir restoranın önünde Dave Navarro'yla (eski gitarist) karşılaşıyorum ya da yolda yürürken biri gelip "One Hot Minute (Frusciante olmadan kaydedilen 1995 albümü) süper bir albüm," filan diyor. Ben de "Sahi mi?" diyorum.
En sevdiğin albüm değil galiba.
One Hot Minute mı? Benim için çok zor bir dönemdi.
John olmadan grup çok mu farklıydı?
Evet. Ama "Eğer başka bir kızla evli olsaydın ailen farklı olur muydu?" filan gibi bir şey bu. Grup içinde ilişkiler nasıl diye sordun. Yanıt şu: Her zamankinden daha iyi.
Kayıtları Los Angeles'ın en ünlü oteli Chateau Marmont'da yapmak nasıl bir duyguydu?
Yedinci katta bir oda kiraladık. Herkes gürültüden otelin yıkılacağını sanıyordu. Oysa hiç öyle olmadı. Bilgisayar sistemini bir odaya, mikrofonları da yatak odasına koyduk. Tüm daireyi kendi zevkimize göre döşedik. 40'ların ve 50'lilerin film afişlerini her yana astım. Bunların koleksiyonunu yapıyorum zaten. Creature From Black Lagoon, This Gun for Hire... Gerçekten orijinal ve ender filmlerin afişleri vardı odada. Sullivan's Travels mesela. Andy Warhol'un Jean Cocteau tablosu da vardı. John'un bana geçen doğum günümde hediye ettiği bir de poster vardı. Veronica Lake'in.
Diğer odalardan şikayet geldi mi?
Gelmedi çünkü her şeyi kulaklıklarla hallettik. Duyabileceğiniz en gürültülü şey benim şarkı söylemem ya da çığlık atmamdı. Tek şikâyet (o da sayılırsa) şu oldu. Bir gün asansörde çok seksi, uzun boylu yani acayip güzel bir kızla karşılaştım. Şu İngiltere'ye bağlı adalardan birindenmiş.
" O odada neler oluyor, biri bazen inanılmaz yüksek sesle şarkı söyleyip bağırıyor," dedi. Ben de "O benim," dedim, "albüm kaydediyoruz." Kadın bir anda gülümsedi, "Ah öyle mi? Ben bundan keyif alıyorum aslında. Bana esin kaynağı oluyor, yazarım ve şu an tam yanınızdaki odada bir kitap üzerinde çalışıyorum..." Tanrıya şükür, aldığımız tek şikâyet buydu.



Red Hot Chili Peppers
By The Way / Warner Bros ****
Red Hot Chili Peppers By The Way'de bir önceki albüm Californication ile başlayan yükselişini sürdürüyor. 1995 yılında gitarist kaydedilen One Hot Minute'ın ardından yeniden gruba katılan ve sound'da çok önemli katkıları olan gitarist Frusciante'nin dönüşünün grubu olumlu etkilediği açık. By The Way, grubun sekizinci stüdyo çalışması. Albümün prodüktörlüğünü AC/DC'den Aerosmith'e ve Slayer'a, Bangles'dan System of a Down'a Beastie Boys'a kadar pek çok grupla çalışan Rick Rubin üstleniyor. 16 parçanın tamamı birlikte bestelenmiş. Kiedis pek çok eleştirmene göre hayatının en iyi vokal performansını bu albümde ortaya koyuyor. Kısaca Red Hot Chili Peppers bir başyapıta imza atmış gibi duruyor. Kesinlikle dinlenmesi gereken bir albüm.


Soğutmadan
Çeşme konusu bu yaz gündemi bayağı işgal etti. Yıllardır süre gelen bir "Bodrum öldü abi, artık Bodrum'da hayat yok," edebiyatı vardır. Son iki yıldır Çeşme bu edebiyat akımının tamamlayıcı unsuru olarak var gücüyle tırmalıyor. Club âlemlerinin merkezi olmaya aday, hatta ve hatta Türkiye'nin Ibiza'sı olma iddiasında. Uzun lafın kısası 10 Ağustos'ta Çeşme Seaside'da bir olay var. Hip Productions, içinde Faithless ve Dave Seaman olan bir parti organize ediyor. 1995'ten bu yana club müziğinin öncü gruplarından, progressive trance ve house tarzları denince ilk akla gelen parçaları ülkemizde haddinden fazla ünlü olmuş bir grup kendileri. Bir diğer deyişle yeni başlayanlar için trance de diyebiliriz müzikleri için. İkinci konuk Dave Seaman. Kendisi geçen kış ülkemizi ziyaret etti. Hatırlarsanız Maslak Venue'de biraz sorunlu bir kapı organizasyonun da etkisiyle izdiham yaşanmıştı. Şimdi Faithless öncesinde o da Çeşme'de sahnede olacak. Onlardan önce de uvertür lezetinde Murat Uncuoğlu ve Cervus ortamı ısıtacak (hep böyle derler ya basın bültenlerinde). Her neyse Çeşme yolculuğuna çıkmak isteyenler için paket programlar var. Ulaşım 87 milyon 500 bin TL, çadırla konaklama farkı 10 milyon. Yok otel diyorsanız ulaşım dahil 123 ve 180 milyon TL arası bir parayı göze almanız gerek. 10 ve 11 Ağustos Cumartesi-Pazar günlerini keyifli geçirmek için düşünün. 444 37 68'i arayabilir ya da www.goclubbing.info adresine göz atabilirsiniz.


Fazıl-Mercan el ele Yedikule'ye
6 Ağustos'ta Yedikule Zindanları ilginç bir müzik olayına ev sahipliği yapacak. Fazıl Say ve Mercan Dede ilk kez birlikte çalacaklar. İki bölümden oluşacak performans önce Fazıl Say ile başlayacak. Daha sonra Mercan Dede katılarak olayı hareketlendirecek. Konser şeklinde başlayan etkinlik ilerledikçe bir parti ortamına bürünecek. Partilerden artık gına gelen bir dönemde Yedikule Zindanları'nda iki yetenekli müzisyeni birlikte izlemek kaçmayacak bir fırsat. Aynı zamanda deneysel müzik açısından da önemli bir etkinlik. Mercan Dede, parti için şöyle söylemiş: Büyülü bir mekânın ve içinde sihirli bir piyanistin peşinde plakları çevirmek her zamankinden daha heyecan verici." Konser saat 20.00'de başlıyor, bilet fiyatları 20 ve 30 milyon TL. Ayrıntılı bilgi için (0212) 293 65 42'yi arayabilirsiniz.


diskotek
Alpinestars
White Noise
Virgin ***

Manchester'lı ikilinin (Glyn Thomas ve Richard Woolgar) ikinci albümü. Tabii bu kadarı tam anlatmıyor durumu. Seksenlerin electro pop sound'u üzerine çeşitlemeler olarak da tanımlayabileceğimiz albüm, elektronik evren içinde daldan dala konuyor. Bu evrenin bir ucunda Depeche Mode, diğer ucunda New Order ve Pet Shop Boys ve daha nice 80'ler electro pop grubu bulunuyor. Eğlenceli olmasına rağmen kolay dinlenmeyen, sabır ve ilgi bekleyen bir çalışma olmuş. Tarzı sevenler beğenecek ama çok fazla muadili olan bir iş olduğunu söyleyelim. Tarz takıntısı olanları kesinlikle her şarkıda ters köşeye yatıracağından şüpheniz olmasın.
The Vines
Highly Evolved
Capitol ****

Son dönemde the 'next big thing' kategorisinde adı özellikle İngiliz basınında sıkça geçen bir grup; The Vines. İlk albümleri Highly Evolved sonunda Türkiye'de de piyasada. Şimdi son on yılda bildik İngiliz gruplarını bir aklınıza getirin. Supergrass, Black Rebel Motorcycle Club ve tabii The Beatles arasında bir yerde duruyor The Vines. Zaten şu sıralar The bilmemneler olmak çok moda. The Hives, The Vines, The Strokes, The Boggs, The Guthries... Genel bir The Beatles'laşma var 2002 itibarıyla. Yakında Türkiye'de de Beyaz Kelebekler, Dişi Güvercinler, Tarla Fareleri, Ana Kuzuları filan diye gruplar çıkarsa şaşmayacağız. Her ne kadar İngiliz gibi olsalar da The Vines, Sydney'li bir grup. Bu kadar bilgi yeter; albümü dinleyin, beğeneceksiniz.
9. Uluslararası İstanbul Caz Festivali
Universal ***

Festivalde bir sürü konseri kaçırdınız. Kendinizi kötü hissediyorsunuz. Her birinin tek tek albümünü almak biriktirmek de şu anda size uzak bir fikir. Öyleyse fazla düşünmeden bu albümü alın. Charlie Haden, Marianne Faithfull, Miles Davis, Christian McBride, Charlie Parker, Nicholas Payton, Roy Haynes (Hani Volkan Hürsever onlarla birlikte çalmıştı festivalde, sonradan da kendisini beğenip Avusturya Villach Caz Festivali'ne davet etmişlerdi...), Kerem Görsev (o zaten Volkan'la çalışıyor), US3... Hepsi Universal tarafından yayımlanan festival CD'sinde. Hem iyi bir hatıra hem de festivalin belli başlı isimlerini bir arada bulundurabileceğiniz bir prestij albümü.


***** Benzersiz
**** Çok iyi
*** Türü sevene
** Sıradan
* Neden müzik?