İç savaş yaşayan çocukların aileleri görsün bu işleri

İç savaş yaşayan çocukların aileleri görsün bu işleri
İç savaş yaşayan çocukların aileleri görsün bu işleri
Sarp Kerem Yavuz'un cinsiyet kimliklerini sorguladığı fotoğrafları Cda-Project'teki 'Genç Yeni Farklı' adlı yarışma sergisinde. Yavuz, İstanbul Modern'de devam eden 'Yakın Menzil' adlı karma serginin de en genç sanatçısı aynı zamanda.
Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

Bir sergi salonundan içeri girdiğinizde bazı yapıtlar sizi çeker, kendinizi o resme ya da fotoğrafa daha yakın hissedersiniz. Aynı hafta içinde iki ayrı mekânda önünden uzun süre ayrılmadığım iki ayrı çalışmanın aynı sanatçıya ait olduğunu keşfedince oturup konuşmak farz oldu. İlki İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’ndeki 18 sanatçının kendi yaşantısı ve yakın çevresini anlattığı ‘Yakın Menzil’, diğeri de CDA Project’teki ‘Genç Yeni Farklı’ başlıklı sergiydi. Önümüzdeki yıllarda adını daha çok duyacağımıza inandığım Sarp Kerem Yavuz ile buluşup sergilerdeki yapıtlarının kavramsal çerçevesini ve bu serüvene yol gösteren ‘erkek olma’ öyküsünü konuştuk.
Siyaset bilimi ve sanat, Amerika’da ikisini bir arada okumuşsun...
Aslında Amerika’ya sanat okumaya gitmemiştim. Ama çocukluğumdan beri hep çizerdim. Enka’da lisede okurken sanat dersi de almıştım ama planım Amerika’ya gidip siyaset bilimi okuyup, hukuk masteri yapıp Birleşmiş Milletler’de çalışmaktı. Üniversiteye başladığımda programım gereği sabahlarım boştu. Ve gözüme çarpan alabileceğim tek ders çizim dersiydi. Tam da klişe şekilde o derste hayatımı değiştirecek profesörlerden biriyle tanıştım.

Fotoğrafla ilişkin nasıl başladı?

Zaten fotoğraf çekerdim. Hatta Enka’da mezun olurken bir sergi açmıştım. Yine de fotoğrafı esas olarak düşünmüyordum. Çizim benim için daha önemliydi. Babamla ilişkimi kestiğim 2010 yazı sonu daha çok çizim yapmaya başladım. Zaten babamla annem ben beş yaşındayken boşanmışlardı. Babam çok yoğun çalışan bir tiyatrocu olduğu için onu bahane eder ve benimle pek görüşemezdi. Büyürken ona çok gücenmeye başladım. Üniversiteye gidince ilişkimizin boyutu değişti. Daha çok arar, sorardı. Ama bir süre sonra verdiği sözleri yine yerine getirmemeye başladı. 2010’un yazında da babamla ilişkimi tümden kestim. 

Neydi seni kesin karar vermeye götüren?

Ben babama 17 yaşındayken eşcinsel olduğumu söylemiştim. Tahmin ettiğim gibi “Sen benim oğlumsun, ne olursa olsun severim, asıl bana bir şeyler anlatamazsan üzülürüm” demişti. Ben de çok rahatlamıştım ve bir daha bu konuyu hiç açmamıştık. Üniversiteden döndüğüm yaz ilk buluştuğumuz gün sarhoştu. Oturduğumuz restoranın barındaki iki kızı gösterip “Hadi kalk şu iki kızla flört edelim” dedi. Ben de şaka yaptığını düşünüp gülüp geçtim. Israr etmeye başladı, hatta kolumdan tutup bara götürdü. Kendimi çok kötü hissettiğimi, daha doğrusu hasta olduğumu söyleyip “Gitmem gerekiyor” dedim. Sonra eve gittiğimde de anneme “Galiba artık benim hayatımda baba yok” dedim.

Polaroid sonrası kuşaksın, onu nasıl kullanmaya karar verdin?

Amerika’da ‘Large format’ dediğimiz bu fotoğrafları çekerken bir yandan da babamla konuşmayı kestiğim yaza denk gelen bir polaroid keşfim vardı. Amerika’da o sırada bir şirket polaroid’in geri gelmesi gerektiğini düşünüp deneysel de olsa eski filmleri yeniden üretmeye başlamıştı. Siyah-beyaz polaroid’ler benim çok hoşuma gitti. Onlarda çektiğim fotoğraflarda bir burukluk vardı ve o burukluğun benim yaşadığım ve anlatmaya çalıştığım derdi temsil ettiğini düşündüm. 

21 yaşında bir çalışmanın İstanbul Modern’de sergilenmesi heyecan verici, nasıl dahil oldun bu projeye?

Evet, belki bundan kırk yıl sonra düşleyebileceğim bir şeydi. Geçen yıl Sıtkı Kösemen’den bir telefon geldi. İki yıl önce fotoğraflarımı göstermiştim. O da bana “Polaroid ve portre çok mühim şeylerdir, özellikle Türkiye ’de portre fotoğraf kültürü eksikliği var, sen bu işlere devam et, bunları biriktir” demişti. Aslında ‘Babamın Yerine Koyduklarım’ serisine devam etmemin nedeni budur. Geçen yaz sonra beni Sıtkı Bey aradı “Sen hâlâ polaroid çekiyor musun” dedi. “Evet” deyince “Bana elinde ne varsa yolla, bir de kısa biyografini yolla, bir sergi hazırlıyoruz aklıma senin işlerin geldi, bir bakayım onlara” dedi. Ben de ne sergisi diye sorunca “Ben İstanbul Modern’in fotoğraf danışma kurulundayım, sen yolla” dedi. Bir buçuk ay sonra da şu an Fotoğraf Bölümü’nün başında olan Sena Çakıroğlu’ndan seçildiğime, ‘Babamın Yerine Koyduklarım’ı sergilemek istediklerine dair
bir e-mail aldım.

Portreleri çekmeye başlarken kavramsal çerçeveni de çizmiş miydin?

Komiktir aslında ilk polaroid çekmeye başladığımda bir kız arkadaşımı kütüphanede yakalayıp “Hadi bana babanı anlat” dedim. Sonradan o bana hikâyesini anlatırken kızlar ve babalarının hikâyesinin oğullar ve babalarınınkinden çok farklı olduğunu anlayıp, en azından kendi içimde babamla barışmam için başka babaları dinlemem gerektiğini fark ettim. Fotoğrafları ilk sunuşumda metin yoktu. O hikâyeler bana aitti. Daha sonra en çarpıcı olanlarını kenarlara yazmaya başladım. Sonra hepsini bilgisayara karışık bir biçimde geçirdim ve okudum. Çok ilginç oldu. Üstüne polaroid koyarsam ne olur diye fotoshop’ta kendi kendime denerken en sonunda büyük bir duvarda insanları çarpacak şekilde sunmam gerektiğini hissettim. 

Peki bu çalışma babanla ilişkinin düzelmesine yardımcı oldu mu?

Babama artık kızmıyorum, gücenmiyorum. Kendi içimdeki kızdığım babayla barışığım en azından. Bu arada babamın benimle iletişim kurmak için çeşitli çabaları oldu. Ben kendisiyle görüşmemeye devam ediyorum. Şu anki halimle mutluyum huzurluyum, bunu değiştirmek istemiyorum açıkçası. Gün gelir telefonu açar arayabilirim. 

Fotoğraların için izleyicilerden nasıl tepkiler aldın?

Olağanüstü pozitif. Ama işin komiği Mısır Apartmanı’ndaki işlerim değil, İstanbul Modern’deki işlerimle ilgili tepkiler geldi: “Merhaba Sarp Bey affınıza sığınarak size mail atıyorum. Beş vakit namaz kılıyorum. Cemaat üyesiyim. Her gün camiye giderim. Sizin işinizin önüne gelince hüngür hüngür ağladım. Çünkü kendime ilk defa söyleyebildim. Ben eşcinselim”. 

Amacına ulaştığını düşünüyor musun bu çalışmalarının?

Büyürken kendimle çok savaştım, “Erkek olmam lazım, daha erkek olmam lazım, ibne olmamam lazım” diyerek. Türkiye’de fotoğraflarımı göstermek istememin en büyük nedeni “Benim gibi iç savaşlar yaşayan çocuklar da aileleri de bu işleri görsünler ve kendilerini biraz daha az uzaylı hissetsinler”. Esas derdim, cinsiyet kimliklerimizle biraz daha barışık olmaya gayret göstermemiz.

Annenin tepkileri nasıl olmuştu?

Annem her zaman destekledi beni. Ne olursa olsun beni çok sevdiğini vurguladı. Annemden ya da babamdan ya da çevremden birinin bir şey söylemesi gerekmiyor. Etrafımdaki her şey zaten bu konuda kendimi suçlu ve eksik hissetmeme endeksli.

‘Genç, yeni ve farklı’lar bir arada


Cda-Projects’in genç yetenekleri vitrine sunduğu ‘Genç Yeni Farklı’ seçkisinde bu yıl, 16 sanatçının işleri yer alıyor. Ali Akay başkanlığında Claude Closky, Seza Paker ve galeriyi temsilen Burçak Bingöl’den oluşan jürinin belirlediği seçkide Sarp Kerem Yavuz’un yanı sıra Asliemk, Ayşe Kurşuncu, Beril Gür, Buğra Erol, Can Akgümüş, Cem Aktaş, Gizem Karakaş, Güler Aşık, H. Çağlar Kırtı, Seda Tıldız, Şafak Gürboğa, Şeyda Ünal, Simone Bailey, Tuğba Çeliktir ve Zoe Baraton’un farklı disiplinlerdeki işleri sergileniyor. Mısıp Apartmanı’ndaki sergi 27 Temmuz’a kadar açık.