İçerideki hayat da neşeli mi?

'Neşeli Hayat' filminin tortusuyla, sokaklarda, alışveriş merkezlerinde, maçlarda karşımıza çıkan terliklerin, dev maskotların içine kulak verdik. İşte kâh kasvetli kâh eğlenceli 'dışı seni yakar, içi beni' hikâyeleri...
Haber: AYŞEGÜL OĞUZ - aysegulo@gmail.com / Arşivi

Yılmaz Erdoğan son filmi ‘Neşeli Hayat’la ürün pazarlamak için ürünün kılığına giren elemanların dünyasına götürüyor ya bizleri; filmde Beşiktaşlılığıyla da ünlü Erdoğan’ı terlik adam olarak da görüyoruz, pek yakında özellikle de AVM’leri ‘hohoho’larıyla dolduracak olan ‘çakma’ Noel Baba olarak da... Sinemada Rıza’nın hikâyesini izlerken aklımıza düştü, sahiden kimdir bu maskot insanlar? Onlarca kiloluk o kostümlerin içinde ne yaparlar? İlk hedefimiz, Türkiye’de ilk defa futbol sahasının içine terlik adam fikrini sokan Twigy oldu. Sahibi Sinan Öncel bu fikre nasıl can verdiğini anlatırken, markanın iki terlik adamı Melih ve Samet başlarına gelen ilginç olayları anlattı. Fenerbahçe maçında manitaya enselenmekten tutun da, annelerinin tanımamasına uzanan hikâyeleriyle...
İkinci durağımız, bir maskotun nasıl yapıldığını öğrenmek için direksiyonu kırdığımız Kadıköy’deki Maskot Atölyesi’ydi. 1995’e dek Cemil İpekçi gib isimlerle haute couture alanında çalışan, sonra Hollandalı bir firmaya tavuk maskotu dikince terziliğini bu alanda sürdürmeye karar veren Halide Tan’la konuştuk. Atölyenin hem ortağı hem de animatörü olan Hasret Atıkara’nın da anlatacakları vardı. Kısa süre önce harçlığını kazanmak için animatörlüğe başlayan 17’sindeki Fatih “Herkesin heves edeceği iş değil” diye bağladı konuyu. Maskot işi büyük bir dünya; sırf poz vermek için 15 dakikalığına giydikleri kostümlerini çıkardıklarında alınlarından akan tere biz şahit olduk. Gerisini siz düşünün artık!   

‘Sevgilim terliğe çıktığımı bilmiyor’
Melih Özcan (Terlik adam, 24)
Beş senedir terlik adamlık yapıyorum. Heves ettim bu işe. Bir arkadaşım söylemişti böyle bir kostüm olayı olduğunu, o günden beri de bu terlik adamın içindeyim. Futbolu çok severim, futbolla yatıp kalkarım ve Fenerbahçe taraftarıyım. İlk Fener maçına çıktığımda sahaya atlamak istemiştim, profesyonelliği elden bırakmadık ama... Maç bitince sahadayız. İnsanlar çoğu zaman terliğin içinde biri olduğunu unutuyor. Taraftarın tepkisiyle baş etmek zordur, bir keresinde Beşiktaş-Samsunspor maçındaydık, üzerimize mermi gibi kartopu yağdı. Bir hafta sonu Fener maçı var, kız arkadaşımla mesajlaşıyoruz, henüz kostüme, terliğe çıktığımı bilmiyor. Mesajda soruyor “Canım ne haber, bugün buluşacak mıyız?” İş var, ne diyeceğimi bilemiyorum, çareyi şu yanıtta buldum: “Canım, dayımlardayım, eşya taşıyoruz, bugün buluşmamız imkânsız!” Galiba utandım söylemeye, alay etmesinden korktum. Akşam oldu, stat etrafında gösteriler gırla gidiyor, sonra saha içine geçtik, dans ediyoruz, tribünler yıkılıyor. Sonunda mola verdik. Benim terliğin arkasında Melük yazıyor. Tellere yaslanmış dinleniyorum. Arkamdan biri Melih diye sesleniyor. Bu Melike’nin sesi diyorum ama ihtimal vermiyorum yine de, güya o da evde babasıyla maç izleyecekti. Neyse, kafayı bir çevirdim, Melike ve babası karşımda duruyor.  “Yarın görüşeceğiz” dese de tatlıya bağladık... İnönü’de çok rahat ediyoruz bu arada. Tribüne, taraftara yakınız. Ali Sami Yen’de de rahatız. Yağmuru yiyince ağırlık artıyor, 15 kilo, gün geliyor 25’e dayanıyor. Her babayiğidin işi değil bu yani. 

‘Eşek gibi eşek ilgi çekmez’
Halide Tan (Maskot Atölyesi’nin sahibi)
1995 yılından beri bu işi yapıyorum. Firmalar taleplerini ajanslar üzerinden gerçekleştirir, ajanslar da bize gelir. Oturur karşılıklı, istenilen ürün tasarımını konuşuruz. Önce ismi verilir maskotun. Sonra heykeltıraşa gider ve kafa kısmının çamur çalışması yapılır. Maskotta doğru ifadeyi yakalamak mühimdir. O doğru ifadeyi bulduktan sonra da fiber kalıbı alınır. Sonraki aşama, pelüşün rengini belirlemek, kullanılacak diğer malzeme neyse ona karar vermek... Sonuçta saks mavisi eşek yaptığınızda bu işin yaratıcılığı ortaya çıkıyor. Bildiğiniz eşek gibi gri yaparsanız kimse dönüp ona bakmaz! Gri bir tavuğu pembe, mavi, sarı tüylerle bezeyince çıkıyor maskotun havası...
Kafaların içinde ayrıca bir fan var, içerideki kirli havayı temizlemek için. Uzun süre giyilmez bir maskot, en fazla 45 dakika giyebilirsiniz. Son olarak Efes Pilsen için maskot tasarladık. Bu maskot, Efes Pilsen Basketbol takımının amigosu olacak. Bir kaplan. Ülker’in bebek maması Gogly için bir aslan tasarladık. Tang’in karışık meyvelisi için bir limon maskotu da yaptıklarımız arasında.
Bir maskotun sadece kalıbını çıkarmak üç-dört gün alıyor. Toplam yapım süresi minimum 15 gün diyebiliriz. Kumaş araştırması, renk seçimleri... Bizim işin de sezonları var, mesela aralık ayı itibarıyla Noel Baba siparişleri artar.
İlginç isteklerle de karşılaşıyoruz. Sürekli dükkânın önünden geçen bir kadın, bir gün cesaretini toplamış, içeri girdi, “Kocama sürpriz yapmak istiyorum. Benim için bir kutup ayısı tasarlar mısınız?” demez mi! Kadını reddettim fakat o kadar şaşırmıştım ki, ne diyeceğimi hiç bilemedim. 

‘Yük ağır, içerisi çok havasız’
Hasret Atıkara (Animatör, 29)
Üç yıldır aynı zamanda animatörlüğünü yapıyorum maskotların. Palyaço, kedi, tavuk, kaplan, kutupayısı, kurbağa olduk. O kılığa, kostüme hayat veriyorsunuz. Amaç, o canlıyı canlandırırken insanların ona sempati duymasını sağlamak. Sadece duramazsınız, eğlendireceksiniz. Sokaklar, alışveriş merkezleri, fuarlar çalıştığımız yerler. Maskotluğun güzel tarafı şu: Herkes sevgi gösterisinde bulunuyor. İnsanlar sarılıyor, fotoğraf çektiriyor. Bir ünlü kadar popüler oluyorsunuz o an içinde. Dışarıdan bakan için kolay bir iş fakat içine girince hiç de öyle olmuyor. Sıkıcı bir yer maskotun içi, ağır bir yük taşıyorsunuz sırtınızda ve en fenası içerisi çok havasız. İçinde kirli havayı temizlemek için bir fan olsa da, sıcak havayı döndürüp duruyor o fan. 45 dakika bazen bir ömür gibi geliyor, bazen yaptığınız işe lanet ediyorsunuz! İlk giydiğim kostüm tavşandı. Mevsim yazdı, düşünün yani, pelüşün içindesiniz! Her karaktere göre değişse de ağırlık, bir maskot 15-20 kilo. Bu işin komik hikâyesi de çok. Bir gün sincap kostümü giydim, büyük bir müşteri için yapmıştık. Sincabın kuyruğu da çok büyük ve geniş. Popomu, elimi, kafamı sallıyorum, bir süre sonra kuyruğuma gitti elim fakat kuyruk yok. Meğerse çocuklar kuyruğu çıkarmış, ben hiç farkında değilim. Çocuklar için yapsak da bu işi, çoğu zaman çok acımasız  oluyorlar. Yine de maskotlar en çok çocukların hayal dünyasına hitap ediyor. Onlar için maskot ulaşılmaz bir figür. Siz o anda sadece o karaktersiniz. Gerçi korkan, yaklaşamayan çocuk da çok...

‘Bu maskotları ben çizdim’
Sinan Öncel (Twigy Yönetim Kurulu Başkanı)
Biz gerilla pazarlama taktiğiyle ilerliyoruz ürünlerimizi tanıtırken. Etkili, makul bütçelerle nasıl tanıtım yapabiliriz diye düşünürken terlik adam maketi yapalım ve bunları da statların içine koyalım dedik. Başta çok yadırgandı. İlk defa Beşiktaş maçında İnönü’ye çıktığımızda insanlar uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Futbol sahasında iki çift terlik dolaşıyor! 2003 yılından beri saha içindeki klasik görüntümüz, yapılan röportajlar sırasında terlik adamın arkada görülmesi. Altı senedir Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın İstanbul’da oynadığı her maçta varız. Sadece stat içinde de değil, AVM’lerde, sokaklarda, statın çevresinde... Herhalde on binlerce insanın terlik adamla resmi vardır. İnsanlar kuyruğa giriyor! Bu maskotları ben çizdim. Sonuçta terlik, göz, ağız yaptık, oldu size terlik adam! En başında takım yöneticileriyle masaya oturduğumuzda da onlar “Terliğin sahada ne işi var?” dediler. Dalga geçtiğimizi düşündüler.
Terlik adamın içine giren çocuklar şimdi mağaza yöneticisi. Terlik adam olacakları ikna etmek diye bir şey yok, her hafta Twigy’nin sitesine yüzlerce insan mail atıyor, ‘Ben de terlik adam olmak istiyorum’ diye. Terlikler 10-15 kilo. İçinde çok hafif bir sünger var. Ben de giydim, ayarlamalarını yaptım...
Terlik adamlar gittikleri her yerde büyük ilgi topluyor. Kızlar sarılıyorlar falan... Şöyle bir şey de oldu: Vaktiyle Galatasaray’da voleybol oynamış, şimdi de Irak’ta önemli bir şirketin başında bulunan bir işkadını, Galatasaray Kulübü vasıtasıyla bize başvurdu ve “Terlik adam olmak istiyorum” dedi. Biz, “Yapabilir misiniz, ağırdır, içinde durabilir misiniz bir hanımefendi olarak?” dedik. Eski bir voleybolcu olarak rahatlıkla yapabileceğini söyledi ve yaptı da Galatasaray’ın bir lig maçında.

‘Anneme sarıldım, tanımadı!’
Samet Şen (Mağaza yöneticisi ve terlik adam, 28)
2002’den başlayarak dört yıl terlik adamlık yaptım, sonra mağazada çalışmaya başladım. İlk çıktığımız maç Beşiktaş’tı ama terlik adam olarak çıkışım AVM’lerde oldu. Yanlış anlaşılmasın, Fenerbahçeliyim! Fener maçında da Beşiktaş maskotu olmak zor belki... Bu kocaman şeyin içinde olmak zor, içi sıcak bir kere ama neşeli! Sıradan bir insan olarak hayatınıza devam ederken, o kostümü giydiğiniz, o maskotu olduğunuz anda insanların size yaklaşımı o kadar güzel oluyor ki, eğleniyorsunuz da. İnsanlar gelip resim çektiriyor. Terliğin içinde kimse tanımıyor bizi. Bir alışveriş merkezinde annemle karşılaştım, o gün orada olacağımı biliyordu ama öyle bir terliğin içinde olacağımı hayal edemiyordu. Gelmiş mağazaya, beni soruyor, gittim sarıldım, annem hâlâ soruyor, Samet’i gördünüz mü diye. “Anne benim” deyince yüzünü görmeliydiniz. Vallahi çok şanslıyız, Beşiktaş 100. yılında şampiyon olduğunda kupayı futbolcularla beraber kaldırdık. İnsan daha ne ister ki! Yaramaz çocuklar da yok değil, ama genelde seviyorlar. Terliğin kesesine girmek isteyen çocuk çok! 

‘Tekme atan çocuk çok...’
Fatih Oğuz (Maskot, 17)
Meslek lisesinde metal döküm okuyorum, tatil günleri animatörlük yapıyorum. Daha çok yeniyim, iki-üç ay oldu. İlk giydiğimde çok ağır geldi. İçerisi sıkıcı. Cazip olan tek şey, insanların size sevgi göstermesi. Tekme atan, hırpalamaya çalışan çocuk çok. Çünkü maskotun içinde bir insan olduğunu unutuyorlar, unutmayı bırak akıllarına bile gelmiyor. Yeni olduğum için henüz büyük maceralar atlatmadım. Sadece şunu söyleyebilirim: Herkesin heves edeceği bir iş değil bu. Harçlığım çıkıyor işte, benim için güzel tarafı bu...


    ETİKETLER:

    Basketbol