İçimdeki 'Şeytan' aşkı bambaşka!

İçimdeki 'Şeytan' aşkı bambaşka!
İçimdeki 'Şeytan' aşkı bambaşka!
New York Polis Departmanı'ndan Ralph Sarchie'nin ruhani bir takım olaylar peşinde sürüklenirken yaşadıklarını anlatan 'Bizi Kötüden Koru', içerik olarak 70'lerin klasiği 'The Exorcist'i, atmosfer olarak da 'Se7en'ı tekrarlamaktan öteye gidemiyor
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

BİZİ KÖTÜDEN KORU (2.5/5)
Orijinal adı: DELIVER US FROM EVIL
Yönetmen: Scott Derrickson
Oyuncular: Eric Bana, Edgar Ramirez, Olivia Munn, Sean Harris
Yapım: 2014, ABD
Süre: 118 dakika

Dünyadaki onca kötülüğün müsebbibi kim olabilir? Bildiğim kadarıyla dini kitaplar ‘Şeytan’ı işaret ediyor; kaynak o, uygulayıcılar da ona kananlar… Bir de içine ‘İblis’ girenler var… Onları da daha çok Amerikan sineması işaret ediyor. William Peter Blatty’nin ‘Bestseller’ romanını bizatihi kendi senaryosuyla sinemaya uyarlaması ve bu metnin William Friedkin’in maharetli elleriyle popüler kültürün zihnine bir daha çıkmamacasına yerleşmesiyle birlikte ‘The Exorcist’ (‘Şeytan’) öncülüğünde 1973’te açılan kapıdan zamanımıza değin o kadar çok film geçti ki, artık bu kulvar neredeyse özel bir ‘Tür’e dönüştü.

En 'seksi' ders boş geçiyor!


‘The Exorcist’in devamı niteliğindeki yapımları bırakın, göndermelerde bulunan, meseleyi tazeleyen, daha eski bir zamana taşıyan, farklı formlarda sunan çok sayıda film izledik; bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan ‘Bizi Kötüden Koru’yla (Deliver Us from Evil’) birlikte izlemeyi de sürdürüyoruz. Bu haftanın mönüsünde yer alan bu yapım, aslında ayrı güzergâhtan daha önce ‘The Exorcism of Emily Rose’la geçen Scott Derrickson imzasını taşıyor. En son karşımıza Ethan Hawke’ın ‘Lanetli bir ev’de son kitabını yazmaya çalışan bir yazarı canlandırdığı ‘Sinister’la çıkan Derrickson, ‘Bizi Kötüden Koru’da da ‘Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır’ ibaresine sahip bir filmle huzurlarımızda. New York Polis Teşkilatı’ndan Ralph Sarchie’nin anılarını topladığı ‘Beware The Night’ adlı kitaptan Derrickson’ın daha önce de birlikte çalıştığı Paul Harris Boardman’la kaleme aldığı senaryodan çekilen yapım, içeriğini çarpıcı görselliğiyle tamamlamak isteyen filmlerden olmuş. Günümüz sinemasında bu ifadenin bir başka anlamı görselliğe yüklenmek ve genellikle içeriğin zaaflarını atmosferle örtbas etmeye çalışmaktır.

Önce kısaca konu diyelim: New York’taki hayvanat bahçesinde çocuğunu aslan kafesine atan bir anneyle başlayan olaylar zincirinde, tuhaflıklar birbirini izler. Polis departmanından Sarchie, partneri Butler’la birlikte son dönemlerde karşılaştığı vakaları bir araya getirdiğinde aralarında bir ilişki olduğu hissine kapılır. Ki bu hissiyatın doğruluğu çok geçmeden kıyıya vuracaktır. İlginç olan da şudur, spiritüel özellikler içeren bu olayların Sarchie’ye yansıması ise özel olmakta, zaman zaman gaipten sesler duymakta, kimsenin farkına varamadığı görüntüleri görmektedir…

‘The Doors’a saygımız sonsuz ama…
‘Bizi Kötüden Koru’ ilginç başlıyor ve seyircisini gizeminin içine kolayca çekiyor. Hele hele atmosferi hafiften ‘Se7en’da da selam sarkıtınca Derrickson’ın olgun sinematografisiyle film belli bir süre standart üstü seyrini koruyor. Ama daha sonra üzerindeki pullar dökülüyor ve nihayetinde, kulvarına ait sıradan bir yapıma dönüşüyor. Hele hele başlarda pek de dini inançları olmayan Sarchie’nin, Güney Amerika kökenli peder Mendoza sayesinde ‘Doğru yol’u bulması ve bir anlamda ‘Hidayet’e ermesi de, klişeler halkasında yeni bir merhale olarak dikkat çekiyor.


Oyunculuklara gelince kadronun uluslararası özelliklerdeki tek yıldızı Eric Bana Sarchie’de, Edgar Ramirez rahip Mendoza, kötülüklerin kaynağı Santino’da Sean Harris, Sarchie’nin karısı Jen’de Olivcia Munn, Butler’da Joel McHale gayet iyi performanslar çıkarıyor.
Sonuç? Bazı sahnelerde ürperten ama sonuçta araladığı bütün kapıları ‘The Exorcist’e çıkaran ‘Bizi Kötüden Koru’, sıradan bir yapım olmaktan öteye gidemiyor. Ben filmde en çok ‘The Doors’ üzerinden uhreviyata dönük kapı göndermelerini beğendim ama bunun da bütün bir filmi kurtaramadığını belirtmek gerek.