İdealist davranmaya çalışıyorum ama olmuyor

İdealist davranmaya çalışıyorum ama olmuyor
İdealist davranmaya çalışıyorum ama olmuyor
Vildan Atasever önce 'İki Genç Kız' ardından da 'Kader' ile sinemaya etkili bir giriş yapmıştı. 'Osmanlı Cumhuriyeti'nden altı yıl sonra 'Sürgün İnek' filmiyle yeniden beyazperdede boy gösteren Atasever ile sohbete koyulduk.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

‘Sürgün İnek’teki öğretmen Gülay rolü size nasıl geldi?
Senaryoyu okudum ve çok güldüm. Beni geriye döndürüp baktıran durumlarla karşılaştım. Canlandıracağım Gülay öğretmen karakteriyle ilgili bazı şeyler kafama takıldı. Karakterin biraz sessiz olması mesela. Ayhan Hoca (yönetmen Ayhan Özen) inanılmaz birikimli ve tecrübeli. Ona hikâyenin güzel olduğunu ama Gülay öğretmenin olaylar karşısında bu kadar sessiz kalmaması gerektiğini söyledim. Sağ olsunlar kabul edip karakteri biraz değiştirdiler.
Bir ineğin sürgüne gönderilmiş olduğunu öğrendiğinizde size de komik geldi mi?
Evet gelmez mi? Ama artık şaşırmıyorsunuz ki. Lise öğrencileri yargılanmışlar o dönemde. Gazi Mahallesi’nde kahvehaneler taranmış. Düşüncelerinden ötürü insanlar hâlâ cezaevinde. Okuduğumuz kitaplar, insanların inançları yargılanıyor. Ben evime taşınırken insanlar ayakkabı kutusunu görüp espri yapabiliyor mesela… Şaşırmıyorsun bir süre sonra. Ama bunların büyük kısmı komik değil aslında. Şu an yaşananlar hiç komik gelmiyor. 10 yıl sonra nasıl gelir bilemem. Bir sürü acı olay var. Cumartesi Anneleri’ni izlediğimde hâlâ etkileniyorum, bir gazetecinin dövülerek öldürülmesinin mizahı olabilir mi? Ama öte yandan bir ineğin Atatürk büstünü kırdı diye sürgün edilmesi komik.
Peki, bütün bunlar arasında siz kendinizi nerede görüyorsunuz?
Bir taraf olmaya zorlanıyoruz. Ben taraf olmak zorunda değilim ki. Bir partiye, bir inanca taraf olmak zorundaymışız gibi. Sadece bir insan olarak seni benimsemiyorlar artık.
Son yıllarda tasavvufa olan ilginizden bahsediyorsunuz röportajlarınızda. Bu eğilim size neler kattı?
Tek kelimeyle huzur. Herkesin huzur durakları farklı. Şu anda İskender Pala da okuyorum, İhsan Oktay Anar da. Biri tasavvufi yönden anlatıyor diğeri başka. İkisini de okuyorum. Bu, bir yerde olduğunu göstermez. Ya da örneğin, Müslümanım, dinimi merak ediyorum. Kuran-ı Kerim’i açıp okumak, Mevlana’nın öğretilerini öğrenmeye çalışmak huzur veriyor.
Bu huzur neden kaynaklanıyor?
Kadere inanan biriyim. Anda kalmamız gerektiğini düşünüyorum. Ölümlü olduğumuzu unutuyoruz. Hırslarımız koşuşturmaya sokuyor bizi. Her güne şükürle başlamak, sağlıklı nefes aldığınızda şükretmek. Karşınızdakileri yargılamayı bırakmak. Bir insanın dilini, dinini, inancını yargılamamalıyız. Bir insanın özgürlüğünü engelleyemezsiniz.
Hırslardan bahsettiniz. Hayatınızda hırslı dönemleriniz oldu mu? Mesela oyunculuğa ilk başladığınız dönem için böyle yorumlar yapılıyor.
Çok seviyorum oyunculuğu. İyi film yapmak istiyorum. Mesleki olarak hâlâ hırslıyım. Ama hırsım kendimle. Seninle değil. Bir film çıktığında “Niye o filmde olmadım” diye ağlamıyorum. Kısmetim değilmiş diyorum. Ama derdi olan işlerde olmak, işimi yapabilmek istiyorum.
Oyuncu olma serüveninizde şansınızın hangi anda döndüğünü düşünüyorsunuz?
Sinema televizyon eğitimi aldıktan sonra Kutluğ Ataman ile çalışma fırsatı buldum. ‘İki Genç Kız’ filminde. Ondan sonra da Zeki Demirkubuz, ses tonumu çok beğenmiş ve ‘Kader’ için aradı. Bunlar şans herhalde. Demek ki bu iki film kısmetimmiş. Şanssa evet şans. Çok güzel filmlerdi bunlar. Bir şey olması gerekiyorsa oluyor. Çok çaba göstermedim. İnanarak yaptım.
İyi yönetmenlerle çalışmak size neler kattı?
Karakterler çok doğru yazılmış oluyor. ‘Kader’deki diyaloglar çok gerçekçiydi. Söylerken rahatsızlık hissetmiyordunuz. Kutluğ ile çalıştığımda üç ay prova yaptık. ‘Kader’de ise başroldeki arkadaşım Ufuk Bayraktar ile sette tanıştık. Onun da yöntemi öyleydi. Bir oyuncudan ne istediklerini, karakterleri çok iyi biliyorlardı.
Bu iki filmle ödüller de kazandınız, Altın Portakal’da, Ankara ’da…
İşim oynamak. Bir role inanmak. Ödül verilir verilmez bunları çok düşünmüyordum. ‘İki Genç Kız’la ödül aldığımda çok insan eleştirmişti beni. Ben duymadım onları mesela. Nuri Bilge Ceylan ve Ferzan Özpetek’in olduğu bir jüriden aldım çünkü o ödülü. ‘Kader’den sonra da ödül almayınca “Neden Vildan almadı” dedi, aynı kişiler. Bir rolü birileri ödüllendirsin diye seçmiyorum ki. ‘Sürgün İnek’te Şebnem Sönmez ile karşılıklı oynarken aldığım haz beni asıl mutlu eden. Birileri beni beğensin diye rol seçemem ki. Birileri kötü eleştirdi diye mesleğimi bırakamam ki.
Bir yandan da aradan 10 yıl geçmesine, birçok işte rol almanıza rağmen oyunculuğunuz hep tartışma konusu oluyor.
Ne güzel. Benim çok beğendiğimi sen beğenmeyebilirsin. Herkes beni beğenemez ki. Sen şimdi gözümün içine bakarak beni eleştirirsen ve gerekçelerini ortaya koyarsan üzerine düşünürüm. Eksiklikleri gidermeye çalışırım. Önemli olan sevdiğim bir işte yeterli olmaya çalışmak.
2008’deki ‘Osmanlı Cumhuriyeti’nden sonra neden altı yıl sizi sinemada göremedik?
Gelmedi . İstediklerim gelmedi daha doğrusu. Yanlış olduğunu şimdi fark ediyorum ama ben ‘Kader’den sonra çok oturup bekledim. ‘İki Genç Kız’ ve ‘Kader’den sonra daha iyisi olsun diye düşünmüştüm. Güzel projeler de geldi. Ama ben değildim onlar. Kendimi o filmin içinde görmedim, karaktere inanmadım, takıldığım durumlar oldu. Çünkü gerçekten sinema yapan insanlarla çalışmış olmanın tadını almak ayrı bir keyif. Bir süre bunu aradım. O filmler çekildi ama bana gelmedi. Özledim de paslandığı mı da hissettim. İdealist davranmaya çalışıyorum ama olmuyor. Yanlış yapmışım. Bir oyuncu durmamalı ve çalışmalı.

‘Kadınları anlatamıyorlar’


‘Bir oyuncu ile evli olmak (İsmail Hacıoğlu) işinizi kolaylaştırıyor mu?

Tabii ki mesela ona gelen rolleri ben okuyorum, bana gelenleri o okuyor. Karşılıklı konuşuyoruz. Nasıl çıkartabiliriz bu rolü? Nasıl büyütürüz? Etrafımızda bu karaktere benzer kimler var? Bir de birbirimizi çok sert eleştiriyoruz. Bir de şunu fark ettim İsmail’e senaryo okurken: Erkek rolleri ne kadar güzel yazılıyor ya. Kadınları anlatamıyorlar. 

Erkekler yazıp çektiği için mi?
Belki de. ‘Kader’i de bir erkek yazıp çekmişti. Televizyona bakıyorum, kadınlar çok yumuşak düşünülüyor. İçimizdeki o sertliği, bakışı, duruşu anlatan hikâyeler yok. Ben de oynadığım karakterin derdi olmasını istiyorum. Mesela senin bu halin değil. Buradan çıkıp evine giderken düşündüklerin, isyanın, sinirin, karanlığın, güldüklerin, sabah uyandığındaki halin, sevgilinle yaptığın kavga, ego, kıskançlığın… Öfkesi olan, hayata karşı dertleri olan karakterleri özlüyorum. Böyle karakterler oynamak istiyorum. Keşke hiçbir şey yapmasam, sadece sinema yapabilsem.