İğne iplikli sanat pisti

İğne iplikli sanat pisti
İğne iplikli sanat pisti

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

13 ayrı şehirde büyümüş memur kızının biriktirdiği düğün hatıraları, anneanne malzemeleriyle birleşince, el emeği göz nuru başka tür bir sanat çıktı ortaya. Gözde İlkin'in ilk kişisel sergisi 'Lütfen Pisti Boşaltınız'ın ismi de o düğün anonslarından...
Haber: AYŞEGÜL OĞUZ - aysegulo@gmail.com / Arşivi

Düğün, nişan törenlerinin vazgeçilmez cümlelerinden biri olsa gerek, piyanist şantörün biraz da sıtkı sıyrılmış bir haldeki şu anonsu: ‘Lütfen pisti boşaltınız’. Bu cümle başka bir mürüvvet anına tanıklık ediyor an itibarıyla. Sanatçı Gözde İlkin ilk kişisel sergisiyle, doğumla başlayan kutlamalar serisini, hayatımızın dönüm noktalarını ve geleneksel olanın toplum sahnesine davet edilmesini bu cümle etrafında dikiyor. ‘Dikiyor’ dedik, çünkü tuvalin, boyanın, fırçanın yanına, belki de en geleneksel olabilecek iğne, iplik ve kumaşları katıyor. Tuvali de o kumaşların bizzat kendisi.
Geçmişin izi büyük Gözde İlkin’in işlerinde. Geçmiş deyince de, iki yıl önce kaybettiği anneannesi Ümit Hanım’ı anmak gerekiyor. “Uçuş uçuş bir kadındı” diye anlattığı anneannesinin perdeleri, pikeleri Beyoğlu’ndaki Artsümer Galeri’nin duvarlarında.
27 Şubat’a kadar sürecek olan ‘Lütfen Pisti Boşaltınız’ adlı kişisel sergisinin yanına Gözde İlkin cephesinden başka bir haberle devam ediyoruz şimdi: Bu kez üç kişiden oluşan Atıl Kunst’tan bahsediyoruz. Bilenler bilir ya da belki sizin de bir cumartesi günü inbox’ınıza düştü, ‘Gündem fazlası’ sloganlı Atıl Kunst’un o haftanın gündemine yaraşır sticker’ları. Tophane’deki Outlet’te açılan, ‘Kendine Ait Bir Oda-Atıl Kunst 2009 Ajandası’nı görmek isterseniz 20 Şubat’a kadar direksiyonu Tophane’ye kırmanızda fayda var. Uzun lafın kısası Gözde İlkin ve Atıl Kunst’u takip ediniz! 

’Lütfen pisti boşaltınız’ cümlesinin ilk çağrıştırdığı fikir neydi?
İstanbul yaşadığım 13’üncü şehir; babam memur olduğu için Türkiye’yi gezdik. 10 yıldır İstanbul’dayız. Babamın iki yılda bir tayini çıktığı için çok düğün dernek gördük. Özellikle Anadolu’daki düğünlerde bir anda piyanist şantörün anonsunu duyarsınız: ‘Gelin ve damat geliyor. Lütfen pisti boşaltınız.’ Aslında tek başına bu cümlenin etkisi yok gibi. 

Etkisi nerede başladı sizin için?
Birkaç yıldır aile fotoğraflarına takılmaya başladım. Bizimkilerin çok fazla düğün fotoğrafı var. Düğünün dışında da çoluk çocuk komşular bir yere gidilmiş, dağıtılmış, oynanmış; göbek atanlar, konuşanlar, mikrofonlar havada uçuşuyor. Anne-babamın düğün fotoğrafları, sonra annemle bir kız arkadaşının kız kıza dans etmesi, bu memlekette bu o kadar sıradan ki! Bu kimlik oyunlarının bir göstergesi. Aslında bu cümlenin şöyle de bir hali var benim için, altta yatan durum için pisti boşaltmak. Asıl toplum tarafından kabul edilen değil de, diğer taraf. Görünmeyen meseleler için pisti boşaltmak. Diğer yandan şöyle de bir şey oldu: Artık bu resimlerdeki insanlar benim ailemin üyeleri olmaktan çok uzakta. Artık başka bir hikâye anlatılıyor çünkü. 

Anlatmak istediğiniz hikâyeye kumaşlar da katılıyor...
Dönüşerek geliyor. Çoğu kumaş çocukluğumdan hatırladığım, evimizde kullandığımız ama çoğu da anneanneme ait perdeler, çarşaflar, masa örtüleri... Hikâyeleri de o kumaşlar üzerine dikiyorum. Geçmişte olanlar, kumaşı şimdi başka tür bir materyale dönüştürüyor. Evet, artık bir mesafe var, baktığımda annemin ya da babamın fotoğrafından başka bir hali anlatıyorlar. O kumaşlar da başka bir dile dönüşüyor haliyle... 

Kumaşlarla, dikişle ilişkiniz nasıl başladı?
Anneannemi kaybettim iki yıl önce. Ölümünden sonra, ona ait olan her şeyi biriktirmeye başladım. Evde bir anneanne kutusu var, ona ait gözlükler, eldivenler, bluzlar, sonra da kumaşlar çıktı piyasaya. Anneannem inanılmaz güzel, mutlu, uçuş uçuş bir kadındı. Onun nesnelerle ilişkisi de çok acayipti; çiçekli örtüleri çok sevmesi. Çiçekli olsun, süslü olsun, renkli olsun... Mesela perdeleri vardı, o perdeleri odama astım ama bir türlü olmadı, oturmadılar oraya. Resimlerimde kullanmaya başladığımda da bir anda oturuverdiler, istediğim olmuştu. 

Kumaşlar kadar dikişin de işlerinizdeki dilin oluşmasında önemli bir payı var...
Okuldayken Egon Schiele takıntım vardı. Her yaptığım işe sızıyordu Schiele ve onun işlerini tuval üzerine dikerek yapmaya başladığımda onun desenine yaklaştığımı gördüm. Aralarında bir yakınlık olduğunu düşündüm. Mesela o dönem kendi otoportremi dikerek yaptım. Daha sonra boya devreye girdi. Bu ikisinin bir araya gelmesi de zor bir süreçti. Boya ve dikiş bir anda kendisini yiyip yok edebilen iki malzemeye dönüşebiliyor... 

İğneyi ipliği elinize aldınız ve Akademi’den sesler yükselmedi yani, öyle mi?
Arıza olarak karşılandı. Mezun olacağım sene başlamıştım işlerimde dikişi kullanmaya. Hocalarıma dikişi de işin içine sokmak istediğimi anlattığımda “Bunu da yap ama asıl boya. Resmi, akademik olan bu...” yanıtını aldım. Bu tavır beni daha da inatçı yaptı sanırım. Bu arada boya, iplik ve kumaş arasında kaldığım da oldu. Bu da kendi iç krizlerini doğuruyor elbette. İpliğin ucunu kaybedersin, topak olur ya; öyle oldum bir ara, sonunda buldum ama ucunu! Ama bu ‘Akademi’ye karşıyız, bunu da kıracağız, mücadele edeceğiz’ gibi de değil. O kendiliğinden geldi. Akademi’de de bütün o öğrenim sürecinin, resme, plastik dile ait kullanılan tüm ifadenin üzerimdeki etkisi büyük. Ben sadece o akademik öğretiye küçük bir müdahalede bulundum. 

Tarkan’dan gündem fazlası
Üç kişiden oluşan Atıl Kunst var bir de hayatınızda. Kimdir bu Atıl Kunst?
Üç yıl önce Gülçin Aksoy, Yasemin Toksoy ve ben Bremen’e davet edilmiştik. Gülçin ve Yasemin okuldan hocalarım aynı zamanda. Birlikte çalışırken çok eğlenmenin getirdiği bir süreçte ortaya çıktı Atıl Kunst. Çizgi roman kahramanı Tarkan’ın ‘Atıl Kurt’undan geliyor. O süre boyunca sıkıntımızı eğlenceye dönüştürmek için Bremen’e dair yakaladığımız ayrıntıları sticker’lar yaparak eğlendik. Basit ve eğlence esasına dayalı işlerdi bunlar. Sanat falan yoktu içlerinde. Türkiye’ye döndükten sonra karşılaştığımız manzaraysa şuydu: Seçimler oluyordu, bir anda başka bir gündemin içinde bulduk kendimizi. Bir anda rahatsızlıklarımızı konuşur olduk ve akabinde görselleştirmeye başladık. Üç yıla yakın bir süredir de, her cumartesi ‘Gündem fazlası’ başlığı altında mail-box’ımızda kim varsa gönderiyoruz. Üç yıldır hiç sektirmeden her cumartesi gönderdiğimiz sticker’lar var yani. Tamamen internet üzerinden işleyen bir Atıl Kunst gerçeğiyle yaşıyoruz. (http://atilkunst.blogspot.com)