@bahadir_ozgr

İhtişam, taklit, teknoloji, devrim, meydan okuma... MADE IN CHINA

İhtişam, taklit, teknoloji, devrim, meydan okuma... MADE IN CHINA
İhtişam, taklit, teknoloji, devrim, meydan okuma... MADE IN CHINA
Kırmızı çizgi Urumçi'den Manhattan kopyası Şanghay'a, 'silikon vadisi' Shenzen'den Mao'nun kenti Pekin'e ve film platosunu andıran Hong Kong'a 10 günlük bir Çin seferi...
Haber: BAHADIR ÖZGÜR - bahadir.ozgur@radikal.com.tr / Arşivi

“Uzakdoğu uygarlığında ‘doğrudan eylem’ dışlanır ‘dolaylı eylem’ övülür. En iyi tahsildar Çin’de en iyi vergi toplayan değil, vergi toplarken en az can yakandır; en iyi komutan en iyi savaşan değil, döneminde pek mesele çıkmayacak kadar talihli olandır... Doğrudan eylem; Batı’da kuru tarım, topyekûn hasat; dolaylı eylem, Çin tarımı, entansif; musonları bekler, tek tek bütün pirinç saplarıyla ve taneleriyle uğraşır... Batı tıbbı; kesme, dikme ve delme; Çin tıbbı, uzaktan, yakma ve akupunktur... Batı’da kürek, Uzakdoğu’da yelken...”
2007’de kaybettiğimiz ODTÜ’lü filozof Ulus Baker’e ait bu tarif belki de Çin’i en iyi özetleyen ifadedir. Batı, Aristo’dan beri başarıyı tanımlanmış işi iyi yapmakla ölçer. Çin’de ise başarı o kadar kesin değil, her zaman biraz flu, biraz zamandan azadedir. Ona ulaşılıp ulaşılmadığı pek bilinemez. Çin için bu bir sorun teşkil etmez, önemli olan o yolda yürünüp yürünmediğidir. Boşuna değildir, tüm dünyayı etkileyen Kültür Devrimi’nin ‘Uzun Yürüyüş’ olarak anılması. Batı uygarlığının erdem kulesi Çin’de başaşağı durur çünkü. Tıpkı Çin’in gurur kaynağı havacılık şirketi AVIC’in hemen girişinde asılı duran dünya haritası gibi. Tartışmaya yer bırakmaksızın Çin, Batı’dadır.
Bu harita, Türkiye-Çin yılı vesilesiyle Urumçi-Şanghay-Pekin-Şenzen-Hong Kong rotasındaki 10 günlük turun öğrettiği ilk ders. Ülke her bir hücresiyle, kabul ettiğimiz Batı’ya bir meydan okuma üzerine kurulu. Sanki “1 milyar Çinli zıplarsa ne olur?” sorusuna her an yanıt verecekmiş gibi hareketli. Nüfusu 10 milyondan başlayan 64 büyük şehir, 1.3 milyar kayıtlı insan, 56 farklı ırk, yüzlerce inanç, binlerce yerel dil ve 500 milyon kara nesil. Kara nesil, ikinci çocuk yasağının bir ürünü. Kısaca ya 10 bin doları ödersin ya da çocuğun ‘Yaşar ne yaşar ne yaşamaz’ olur!
Çin Dışişleri Bakanlığı’nın daveti üzerine devriminin yıldönümüne denk gelen geziye ‘etnik sorun’ olarak yansıyan Uygur bölgesinin başkenti Urumçi’den başlamak, Çin’in kıpkırmızı çizgileriyle ilk elden tanışmak demek. Henüz Atatürk Havalimanı’ndaki Kuzey Çin Havayolları kontuarında karşınıza çıkan manzara bir zamanların Rusya-Laleli hattını andırıyor. Yolcu sayısını katbekat aşan bavullar, görevlilerle sonu gelmez tartışmalar... Anlaşılan o ki ‘Made in China’ ürünleri her yanımızı kuşatmış olsa da ucuz ‘Made in Turkey’ ürünleri de Çin’in arka kapısından sızmış durumda. Ama insanı asıl meraklandıran tüm ülke ucuz ürün deposuyken Uygurlular’ın bu meşakkatli ticareti seçmesi. Merak, yanıtını bulmakta gecikmiyor... Çin için Uygur sorunu, sorun değil, kestirmeden ABD’nin bir oyunu. Çin Türkiye Büyükelçiliği Siyasi Müsteşarı Hua You, bölgeyi el üstünde tuttuklarını söylüyor. Ona göre, bir nevi pozitif ayrımcılık her alanda var. Mesela kendisi üniversiteye 600 puanla girmiş, Uygur sınıf arkadaşı 300 puanla. Müsteşarın resmi fikri, ülke geneline de hâkim. Özellikle de gözbebeği Şanghay’da. Tarihi çetelerle malul bu kentin illegal piyasasını Uygurlular’ın tuttuğu söyleniyor. Malumata dayalı bu bilgiye ikinci derece bir delil Çin’de beş yıldır hukuk okuyan Türk rehberimizden geliyor. Tanık olduğu bir asayiş olayı, İstanbul-Urumçi hattındaki gizemli İpek Yolu’nun ardındaki motivasyonun şifrelerini ele veriyor. Bir Çinli’yi çarpan yankesici Uygur’un savunması son derece net: “Darül harpteyiz. Çinliden çalmak sevap!”
Boyutları pek bilinmeyen bu karanlık pazarın üzerinden Çin’in parlak yüzü yükseliyor. Geçmişi afyonla dumanlı kent, bugün New York ile amansız bir yarışta. Çin’in finans üssü Manhattan’ın kopyası gibi. Gerçi Çinliler New York’u çoktan geçtiklerini düşünüyorlar ama bu iddialarının dayanağını kestirmek zor. Sadece başı bulutları delen finans merkezini işaret ediyorlar. İmalı bir kanıt elbette bu. İkiz Kuleler’den mahrum bir New York’un, 474 metre yüksekliğin yanına bir 600 metre daha eklemeye çalışan Şanghay’la yarışması mümkün mü! Finans merkezini ziyarete gelen öğrencilerin hayran bakışları altında oynatılan animasyon, gecenin karanlığında meçhul rakibine meydan okuyan bir sokak kabadayısının narası gibi. 1889: Paris Eyfel’i dikti. 1931: New York Empire State’i inşa etti. 2007: Şanghay Dünya Finans Merkezi’ni yaptı! Ve yapmayı sürdürüyor... Nasıl ki, Roma’da tarihten kaynaklı bir Stendhal sendromu yaşanıyorsa burada da vertigo sendromu kaçınılmaz. Gece nehir kenarındaki Bund yolunda yürürken ışıltılı gökdelenlerden oluşan siluet, Ridley Scott’ın bilimkurgusu Blade Runner’dan fırlamış gibi... Yuan Bahçeleri dışında ise antik Çin’e dair bir iz yok. 

Pekin rehberi: Kırmızı Kitap

Şanghay’daki kayıp tarihe tüm ihtişamıyla başkent Pekin’de rastlıyorsunuz. Merkezdeki 9999 odalı Yasak Şehir’in yolu, binlerce yıl öncesi antik Çin’den başlayıp ‘cennetin buyruğu altında olmak’ anlamına gelen ve manidar biçimde üzerinde dev Mao posteri bulunan bir kapıyla Tiananmen Meydanı’na açılıyor. Mao’nun ‘Küçük Kırmızı Kitap’ı, pratik geçerliliği kalmasa da başkentin hâlâ en güçlü mitolojisi. Vaktiyle devrimin anayasal rehberi olan kitap, bugün kapitalizmi yöneten Çin Komünist Partisi’nin resmi söylemi. İşte Pekin’deki kısa devlet bürokrasisi turundan kayıtdışı birkaç örnek... 1957 Mao: “Çin’in 600 milyonluk nüfusu olduğu gerçeğinden hareket etmeliyiz.” 2013 Ticaret Bakanlığı yetkilisi: “Çin’in 1.3 milyar nüfusu olduğu gerçeğini unutamayız.” 1946 Mao: “Tüm gericiler ve emperyalistler kâğıttan kaplandır. Görünüşte korkutucudurlar ama gerçekte göründükleri kadar korkutucu değillerdir.” 2013 Müsteşar: “Avrupa bitti. ABD’nin ekonomik gücü yok. Kâğıttan kaplan. Sadece askeri gücü ile korku salıyor.” 1955 Mao: “Düşmanların Çin’e saldırması, kötülemesi doğru yolda olduğumuzu gösterir.” 2013 bir bürokrat: “Batılı medya Çin hakkında hep yanlı haber yapıyor. Bu, yaptıklarımızın onların işine gelmediğini, bizim doğru yaptığımızı gösteriyor.” 1937 Mao: “Kibirden korunun. Lider pozisyonunda herhangi biri için bu temel şarttır.” 2013 rehber: Çin’de halk sık sık boğaz temizler ve tükürür. Elitler de aynısını yapar. Hatta bunu özellikle öğrenirler. Bu ‘işçi-köylü devrimine’ dayanan Çin’in önde gelenleri için halktan kopmadıklarını gösteren bir tevazudur.” 

Mao: Adı var fikri yok 

Devrimin yıldönümü de olsa Mao, Çin’de artık bir efsane. Çin Seddi’nin en yüksek noktasında ismi yazsa da fikirleri Tiananmen’deki dev ekranlardan aksa da 1979’daki ‘açılım politikası’nın mimarı Deng Xiaoping daha muteber. Mao ise milli günlerde anılan ve ders kitaplarında yer alan kurucu bir figür. Ancak onun devlet mantığının temeli çok değişmemiş. Mao’ya dair her sorumuz, “Sizin Atatürk’ünüz gibi” denilerek geçiştirilse de yanıtı yine şoförümüzde buluyoruz. Mao’nun dediği gibi, gerçekten de Çin’de bilgiye ancak pratikten ulaşılabiliyormuş. Pekin Üniversitesi mezunu Yu Meng aslında stajyer. Devlete ait araba kiralama şirketinde üst düzey yönetici olacak. Stajı, üç yıl şoförlük yapmak. Böylece yöneteceği kişilerin hayatını, ruh halini öğrenmiş oluyor. Bu mantık her görevli için geçerli. Örneğin müsteşar You sıkı bir askeri eğitimden geçmiş. Türkiye’de görev almadan önce Ankara’da yaşamış, Türkçe ve Karadeniz fıkraları öğrenmiş. Devlet başkanı ülkenin en yoksul ve sorunlu bölgesi Tibet’te küçük bir şehri beş yıl yönetmiş. Bize fersah fersah yabancı bu kamu düzenini anlamak için yine Pekin rehberimiz Kırmızı Kitap’a başvuralım: “Bir şeyi bilmek isteyen kişi için onunla temas etmek yani onun çevresinde yaşamak dışında bir yol yoktur.” Ek bir turistik bilgi: Meğer Çin Seddi bizim içeri girmememiz için değil, onların dışarı çıkmaması için yapılmış, uzaydan da görülmüyormuş! Çinliler öyle diyor...

Tekno-yankesiciden garantili fake telefon! 

Pekin’in kasveti en güney uçtaki Shenzen’de yerini yine Stendhal’a bırakıyor. Balıkçı kasabasıyken 1987’den sonra ‘silikon vadisi’ne dönüşen kent Şanghay’ın ikizi. Tek fark; buranın kralı teknoloji. iPhone üreticisinden Huawei’ye teknoloji devlerinin her biri antik Çin hanedanlarının modern versiyonları sanki. Biri diğerinden ölesiye nefret ediyor. Teknoloji alçak sokaklarda da rekabet halinde. En büyük caddeler orijinal ve fake tekno marketlerle dolu. Gece yarısından sonra da yanınıza tekno-yankesiciler yanaşıyor. Çaldığı son model telefonu 1000 liradan açıp, 300 liraya bırakıyor. Üstelik garantisi de var: “Buradan değil Hong Kong’dan çaldım!” Bu sokak pazarlığı sanılmasın ki sadece underground piyasada geçerli. Pazarlık Çin’de ticaretin yegâne kuralı. AVM’ler gibi her şehri kuşatan fake marketlerde 1000 dolarlık ürün 10 dolara kadar iniyor. Sigarada bile pazarlık marjı açık. O andan itibaren her bir satıcı Oliver Twist’teki paragöz Fagin gibi görünmeye başlıyor gözünüze.
Son durak Shenzhen’in kapıkomşusu Hogn Kong’a vizeyle değil ama sıkı bir pasaport konrolünden geçerek girilebiliyor. Karadeniz’i andıran coğrafyaya sahip Hong Kong kocaman bir free shop. Çin’e bağlı ama Çin’e uzak. Avustralyalı ve Amerikalı işgali altında. Araç değil yaya trafiğine boğulmuş bu kentin sokakları bir distopya filmi platosunu andırıyor. Yürüyerek gezilebilecek tek bölgesi, sizi meşhur kung fu hareketiyle karşılayan Bruce Lee’nin heykelinin olduğu liman yolu. Son durağa gelmişken geziyi, “Çin nedir?” diye soranlara yanıt olabilecek bir Bruce Lee sözüyle noktalayalım: “Zihnini boşalt. Su gibi formsuz, şekilsiz ol. Şimdi, suyu bir bardağa doldurursan, su bardak olur. Onu çay demliğine doldur, o zaman su çay demliği olur. Bak, su akar, yayılır, damlar ya da parçalanır. Su gibi ol dostum...”