İki ay ömrüm kaldığını bilsem bi kaç kişiyi de yanımda götürürüm

İki ay ömrüm kaldığını bilsem bi kaç kişiyi de yanımda götürürüm
İki ay ömrüm kaldığını bilsem bi kaç kişiyi de yanımda götürürüm
'Arka Sokaklar'ın yıldızı Şevket Çoruh, 'Hayat Sana Güzel' filmiyle MovieSmart'ın konuğu. Çoruh, D Smart dergisine bu filmini, gündelik hayatını anlattı ve bir de müjde verdi: 10 yıl sonra Emre Kınay'la birlikte 'İnşaat'ın devamını çekiyorlar.
Haber: SERAY BAYKAN / Arşivi

Güzel bir çocukluk geçiren Şevket Çoruh, ortaokulda oyuncu olmayı kafasına koyar ve yolundan hiç şaşmadan devam ederek, çocukluk hayaline kavuşur. ‘Arka Sokaklar’ dizisi ile yıllardır herkesin evine misafir olan Çoruh, ciddi rollerde de yer aldı, komedi filmlerinde de oynadı. Çoruh’un gelecek planları arasında ise vakit bulduğu zaman tiyatro sahnelerine geri dönmek var. Her rolün hakkından layıkıyla gelmeyi başaran oyuncu, şimdilerde son rol aldığı filmi ‘ Hayat Sana Güzel’ ile karşımıza çıkıyor.

Seyirciler sizi ilk olarak bir internet firmasının reklamlarında kokoreççi rolüyle tanımaya başladı. Reklam filminde yer alana kadar geçen süreçte nasıl bir hayatınız oldu?
1992 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne başladım. Daha öncesinde de tiyatroda çocuk oyunları oynuyordum. O tarihten sonra da bir kaç dizi ve televizyon projesinde bulundum. Arkasında da bildiğiniz reklamlar ve daha öncesinde ‘Yılan Hikâyesi’, ‘Köşe Kapmaca’, ‘Şaka Yaptık’ gibi eğlence programları sundum. Bunları yaparken tiyatro da devam ediyordu.

İnsanların aklında, hep sert mizacınız ile kaldınız. Böyle bir karakterin üzerinize yapışmasından rahatsızlık duyuyor musunuz?

Pek öyle düşünmüyorum. Sinema filmlerinde hep komik karakterleri canlandırdım. ‘Hayat Sana Güzel’, ‘Çakallarla Dans 1’, ‘Çakallarla Dans 2’ ve yeni çektiğimiz filmimiz ‘Hayat Sana Güzel’ ve bildiğiniz gibi kokoreççi reklamları, hepsi cana yakın ve komik karakterlerdi. Fakat insanlar her zaman en son yaptığınız işi hatırlıyor. O da ‘Arka Sokaklar’da komiser Mesut rolü tabii ki. Mizaç olarak yakıştırılıyor ama benim okuduğum okul, yaptığım şeyler daha çok komediye yatkındı. Tercihler daha çok yapımcıların ve seyircilerin seçtikleri oluyor.

‘İnşaat’ filmi gibi başarılı bir yapımda da sizi izledik. Teklif nasıl geldi ve çekim sürecinde yaşananlardan aklınızda kalanlar neler?


Yapımcımız ve yönetmenimiz Ömer Vargı, beni aradı ve senaryodan bahsetti. Tam o sırada Kuveyt’te savaş başladı ve bir kriz ortamı oluştu. Daha sonra tekrar çekilecek dendi, bu sefer ben askere gittim ve Ömer Vargı filmi çekmekten yine vazgeçti. Ben askere gidince “Eyvah! Herhalde başka biriyle yapacak bu projeyi” dedim, ama yapmadı. Askerden döndüm, yine aradı beni ve Emre Kınay ile beraber Ömer Vargı’nın yönetmenliğinde bu yaz ikincisini çekeceğimiz ‘İnşaat’ filminde oynadık. Aradan 10 yıl geçtikten sonra çekilen devam filmi olacak. ‘İnşaat’ filmi her defasında ‘kaçtı’ dediğimde, tekrar tekrar kendimi içinde buldum. Bu film, benim oyunculuk hayatımda da çok önemli bir yere sahip.

‘Hayat Sana Güzel’ filminde, sizi Azmi Yapıcı rolünde izledik. Azmi, maddi durumu çok iyi bir müteahhit ve egosu yüksek bir adam. Diğer rollerinizden sonra böyle bir karakteri oynak size neler hissettirdi?

Daha evvel hep orta ve alt seviye karakterleri oynadım. İlk defa salon adamı, daha doğrusu zengin olduğu için kendini öyle zanneden, hafif sonradan görme, hayatı hep kendisinin yönettiğini düşünen Azmi, günümüzde çokça gördüğümüz bir karakter. Benim için de enteresandı. İlk defa limuzinlerle, lüks vilların içinde film çektim. Eğlenceli de oldu benim için.

Azmi, iki aylık ömrü kaldığını öğreniyor. Gerçek hayatınızda, ölümünüze iki ay kalmış olsa neler yapardınız?

Neler yapacağımı şimdi söyleyemem. Onları yapmaya kalksam zaten ömrümün son dönemini hapiste geçirmiş olurum. Yapmak istediğim çok enteresan şeyler var. Hazır ben gidiyorum, sevmediğim bir kaç kişiyi de yanımda götüreyim derim yani (gülüyor).



‘Hayat Sana Güzel’in yönetmeni Murat Şeker ile ‘Çakallarla Dans’ serisinin ardından birlikte çalıştığınız ikinci filminiz. İlerleyen zamanlarda planlanan başka filmler de var mı?

Yeni projemiz ‘Çakallarla Dans 3’, Murat Şeker benim çok iyi arkadaşım. Hem beraber film yapıyoruz, hem de tribünde beraberiz ve eğleniyoruz. Bunun yanında Timur Acar ve İlker Ayrık da aynı şekilde . Beraber anlaşan insanların film yapması çok eğlenceli bir durum. Murat Şeker ile şimdi de, ileride de çalışmalarımız olacak. Beraber çalışmaktan keyif alıyoruz, o yüzden de bu birliktelik devam eder. 

2010 yılında en uzun tek kişilik oyun olan ‘Mağara Adamı’nda yer aldınız. Tiyatro ve sinema arasındaki fark sizce nedir? 

Tiyatro, oyuncuların kendini sınadıkları bir er meydanı. Çünkü yardımcı faktörün çok az olduğu bir durum. Koca bir sahne, siz ve seyirci var, başka bir şey yok. Aynı zamanda bir baş kaldırı, bir meydan okuma. Tabii ki tiyatronun büyüsü de bambaşka. Sinemayı da hayatınızda sizinle beraber gelen bir kitap, bir roman gibi düşünün. Sinema da kütüphanenize koyacağınız bir roman gibidir. Filmlerin kalıcılık gibi bir faktörü var.

İlerleyen zamanlarda sizi tiyatro sahnesinde görecek miyiz?
Çok istiyorum fakat her hafta 110 dakikalık bir dizi çekimi yapınca, açıkçası hiçbirini zaman ayıracak vakit kalmıyor. Ama tiyatro çok istediğim ve özlediğim bir şey. Önümüzdeki yıllarda zamanım olursa yapmayı düşünüyorum.

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? İlgilendiğiniz hobileriniz var mı?
Tabii ki var, olmazsa olmaz şeyler bunlar. Fenerbahçe’yi saymıyorum zaten, çünkü o bizim bir başka tarafımız artık. Onun haricinde klasik arabalarla ilgileniyorum, bilardo oynamayı seviyorum. “Bu aralar neler yapıyorsunuz?” diye sorarsanız, pek boş vaktim olmasa da elimden geldiği kadar okumaya çalışıyorum. Hayatıma eğlence katmaya, daha güzel hale getirmeye çalışıyorum. Çünkü çok stresli bir ülkede ve çok stresli bir İstanbul’da yaşıyoruz. Biraz uzaklaşmak için seçtiğimiz aradığımız şeyler oluyor tabi.